|
Kent kent, hatta semt semt AB üyesi olunabilseydi
Fenerbahçe Parkı'nın girişinde, boyunları omuzlarından öne doğru iyice eğilmiş, adım adım yürüyen, ufak tefek 2 yaşlı hanıma rastladık; birlikte yaşlanmış 2 kız kardeş olduklarını tahmin ettik; park gezintisinden evlerine dönüyor olmalıydılar.
* * *
O sırada parktan içeri, boynuna astığı bir bebek torbasının içinden 2-3 aylık minicik bebeğinin, minicik ayakları sarkmış genç bir hanım giriyordu hızlı adımlarla...
* * *
Kalamış koyunun öteki ucundaki "Komutanlık binası"nın açıklarında, bembeyaz bir martı sürüsü yüzüyordu denizde.
Fenerbahçe Parkı'nın tarhlarında kıpkırmızı ateş çiçeği adacıklarından mutluluk öpücükleri yükseliyor gibiydi.
Küçük bir çocuk arabasında torununu gezdiren bir dedeyle, bir büyükanne...
Genç annelerin yanında, saçları çift örgülü kurdeleli koşuşturan 3-3.5 yaşlarındaki kız çocukları...
* * *
TV ekranlarından izlediğimiz politik gerginliklerle çekişmelerin çok dışında; çağdaş bir gelişmişliğin huzurlu denklemi ortasındaydı Fenerbahçe Parkı...
Almanya Başbakanı Angela Merkel ile parkın rıhtımındaki kafeteryanın masalarında, karşılıklı oturup birer bira içsek ve sanki Mayorka, yahut Perpignan, yahut Cenova kıyılarında oturuyormuşçasına; "ulus-devlet" modelinin de nasıl aşılmakta olduğundan ve "bireylerin yaşam kalitesi"nin, "politik saltanatlar"a nasıl ağır basmaya başladığından söz etseydik...
Angela Merkel gibi, Fenerbahçe Parkı da yadırgamazdı böyle bir konuşmayı...
* * *
Türkiye'deki politik didişme ve çatışmalar, daha en az 25 yıl süreceğe benzer...
"Padişah efendimiz ve kulları" mayalanmasıyla, "kodum mu oturturum" anlayışına odaklı oligarşik bir iktidar yapılanmasının sürekli emzirdiği; "kışla" parfümlü koşullanmalarla, "cami" parfümlü koşullanmaların aşılması, kolay değil böylesine şeffaflık dışı ve dogmatik kalmış bir toplumda...
* * *
Düşünün ki, "irtica"ya karşı savunulan "laiklik" temel ilkesine karşın; Katolik, yahut Yahudi, yahut Gregoryen, yahut Ortodoks olan bir Türk vatandaşından ne bir general var, ne de bir milletvekili...
* * *
Bir fantezi yapsak ve AB üyeliği için müzakerelerin başladığı bazı ülkelerde; AB kriterlerine kolayca uyum sağlayabilecek kentlerin AB çerçevesi içine hemen alınabildiğini düşünsek...
* * *
AB çerçevesine alınmış kentlerdeki bireylerin gerek eğitim, gerek sağlık, gerek geçim sorunlarıyla, hukuksal sorunlarının nasıl çözümlendiği ve hayat düzeyi; güzel bir model olmaz mıydı, aynı çerçevenin dışında kalmış olanlara...
* * *
Hatta semtler bile AB çerçevesi içinde kademelendirilebilirdi...
İtfaiye örgütlenmesi, yeşil alanları, mimarisi, "insan hakları"yla olan bütünleşmesi, sanat ve bilim sektöründeki katkılarıyla çağdaşlık notu en başta gelen semtler...
Notu biraz daha aşağıda olanlar...
Ve ekonomik tablolardaki açık seçiklik; ne üretiliyor, ne tüketiliyor?.. Parayı kimler kimlere hangi gerekçelerle ve hangi kriterlere göre veriyor?
Genç annelerle babalar da, bebeklerini imrendikleri semtlere göre yetiştirirlerdi...
* * *
Fenerbahçe Parkı'nın yaşlılarına, genç çiftlerine, bebeklerine ve uzaklarda denize inmiş yüzen bembeyaz martı sürülerine bakarken; Fransız İhtilali'nden sonra ortaya çıkan demagoglar saltanatının, insanlığa ne kadar pahalıya mal olduğu geçiyordu aklımdan...
* * *
Ve kendi kendime şöyle diyordum:
- Benim şimdi içimde oynaştığım düşsel fanteziler, acaba 2106 yılının ekim başında bilinse; benim ne kadar salak olduğuma mı karar verilirdi, yoksa bebekleri ne kadar çok sevdiğime mi?
c.altan@prizma.net.tr
|
|