Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ekim 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kent kent, hatta semt semt AB üyesi olunabilseydi


Fenerbahçe Parkı'nın girişinde, boyunları omuzlarından öne doğru iyice eğilmiş, adım adım yürüyen, ufak tefek 2 yaşlı hanıma rastladık; birlikte yaşlanmış 2 kız kardeş olduklarını tahmin ettik; park gezintisinden evlerine dönüyor olmalıydılar.
* * *
O sırada parktan içeri, boynuna astığı bir bebek torbasının içinden 2-3 aylık minicik bebeğinin, minicik ayakları sarkmış genç bir hanım giriyordu hızlı adımlarla...
* * *
Kalamış koyunun öteki ucundaki "Komutanlık binası"nın açıklarında, bembeyaz bir martı sürüsü yüzüyordu denizde.
Fenerbahçe Parkı'nın tarhlarında kıpkırmızı ateş çiçeği adacıklarından mutluluk öpücükleri yükseliyor gibiydi.
Küçük bir çocuk arabasında torununu gezdiren bir dedeyle, bir büyükanne...
Genç annelerin yanında, saçları çift örgülü kurdeleli koşuşturan 3-3.5 yaşlarındaki kız çocukları...
* * *
TV ekranlarından izlediğimiz politik gerginliklerle çekişmelerin çok dışında; çağdaş bir gelişmişliğin huzurlu denklemi ortasındaydı Fenerbahçe Parkı...
Almanya Başbakanı Angela Merkel ile parkın rıhtımındaki kafeteryanın masalarında, karşılıklı oturup birer bira içsek ve sanki Mayorka, yahut Perpignan, yahut Cenova kıyılarında oturuyormuşçasına; "ulus-devlet" modelinin de nasıl aşılmakta olduğundan ve "bireylerin yaşam kalitesi"nin, "politik saltanatlar"a nasıl ağır basmaya başladığından söz etseydik...
Angela Merkel gibi, Fenerbahçe Parkı da yadırgamazdı böyle bir konuşmayı...
* * *
Türkiye'deki politik didişme ve çatışmalar, daha en az 25 yıl süreceğe benzer...
"Padişah efendimiz ve kulları" mayalanmasıyla, "kodum mu oturturum" anlayışına odaklı oligarşik bir iktidar yapılanmasının sürekli emzirdiği; "kışla" parfümlü koşullanmalarla, "cami" parfümlü koşullanmaların aşılması, kolay değil böylesine şeffaflık dışı ve dogmatik kalmış bir toplumda...
* * *
Düşünün ki, "irtica"ya karşı savunulan "laiklik" temel ilkesine karşın; Katolik, yahut Yahudi, yahut Gregoryen, yahut Ortodoks olan bir Türk vatandaşından ne bir general var, ne de bir milletvekili...
* * *
Bir fantezi yapsak ve AB üyeliği için müzakerelerin başladığı bazı ülkelerde; AB kriterlerine kolayca uyum sağlayabilecek kentlerin AB çerçevesi içine hemen alınabildiğini düşünsek...
* * *
AB çerçevesine alınmış kentlerdeki bireylerin gerek eğitim, gerek sağlık, gerek geçim sorunlarıyla, hukuksal sorunlarının nasıl çözümlendiği ve hayat düzeyi; güzel bir model olmaz mıydı, aynı çerçevenin dışında kalmış olanlara...
* * *
Hatta semtler bile AB çerçevesi içinde kademelendirilebilirdi...
İtfaiye örgütlenmesi, yeşil alanları, mimarisi, "insan hakları"yla olan bütünleşmesi, sanat ve bilim sektöründeki katkılarıyla çağdaşlık notu en başta gelen semtler...
Notu biraz daha aşağıda olanlar...
Ve ekonomik tablolardaki açık seçiklik; ne üretiliyor, ne tüketiliyor?.. Parayı kimler kimlere hangi gerekçelerle ve hangi kriterlere göre veriyor?
Genç annelerle babalar da, bebeklerini imrendikleri semtlere göre yetiştirirlerdi...
* * *
Fenerbahçe Parkı'nın yaşlılarına, genç çiftlerine, bebeklerine ve uzaklarda denize inmiş yüzen bembeyaz martı sürülerine bakarken; Fransız İhtilali'nden sonra ortaya çıkan demagoglar saltanatının, insanlığa ne kadar pahalıya mal olduğu geçiyordu aklımdan...
* * *
Ve kendi kendime şöyle diyordum:
- Benim şimdi içimde oynaştığım düşsel fanteziler, acaba 2106 yılının ekim başında bilinse; benim ne kadar salak olduğuma mı karar verilirdi, yoksa bebekleri ne kadar çok sevdiğime mi?

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Atatürk'ten bazı izler
ANKARA'DA Milli Kütüphane'deyim. "Atatürk, Am...
Çetin ALTAN
Kent kent, hatta semt semt AB üyesi olunabilseydi
Fenerbahçe Parkı'nın girişinde, boyunları omu...
Melih AŞIK
Fransa'ya mektup
Fransız Meclisi'nde 12 Ekim'de tartışılacak o...
Fikret BİLA
Milli Savunma Bakanı da rahatsız
AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Krets...
Hasan CEMAL
Darbe tamtamları ile seçim havası!
Darbe tamtamları ile demokrasi yollarında yür...
Güneri CIVAOĞLU
Atatürk / Anatürk
Atatürk'ün ölümünden 4 yıl önce 24 Kasım 1934...
Can Dündar
Yabancı gözüyle
Son günlerde Ankara'daki birkaç davette yaba...
Abbas GÜÇLÜ
Üniversitelerimiz ne kadar özerk?
Üniversiteler özerkliğin sembolüdür. Bir ülke...
Semih İDİZ
Çiçek İsviçreli bakana nasıl takıldı?
Fransız Parlamentosu sayesinde, Ermeni soykır...
Sami KOHEN
Yolları açık olsun
Mehmetçik, Lübnan'daki misyonu için yola çıkt...
Hasan PULUR
Neler konuşuldu?
ACABA Başkan Bush ile Tayyip Erdoğan ne konuş...
Derya SAZAK
Almanak
TESEV'in hazırladığı 'Güvenlik Almanağı'na ya...
Meral TAMER
Çiçek: AB'ye kendimizi tanıtamıyoruz
TÜSİAD, Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin...
Tamer HEPER
Dağ başındayız
Geçenlerde Taksim-Levent arasında çalışan met...
Yaman TÖRÜNER
Türk parasında Güneydoğu mu?
Cebinizden bir 20 Yeni Türk Lirası çıkarın. A...
Güngör URAS
Umut Can (13) haksızlıkları önlemek için 'hâkim' olacak
Umut Can 13 yaşında. Zeytinburnu'nda Celalett...
M. Ali BİRAND
Türkiye bir dostunu daha kaybediyor
Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile tam üyelik mü...

© 2006 Milliyet