Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ekim 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Üniversitelerimiz ne kadar özerk?


Üniversiteler özerkliğin sembolüdür. Bir ülkede üniversiteler ne kadar özerkse, o ülkede demokrasi o kadar güçlüdür.
Anayasa'ya ve 2547 sayılı YÖK Kanunu'na göre, üniversitelerimiz özerk kurumlardır.
Ama ne kadar özerkler? İşte o tartışılır.
Bugüne kadar hep siyasilerin üniversiteler üzerinde kurmaya çalıştığı baskılar gündeme geldi. AKP iktidarı döneminde hazırlanan yasa teklifleri de en fazla özerkliğe müdahale konusunda eleştirildi. Peki üniversiteleri avuçlarının içine almak isteyenler sadece siyasiler mi? Fazla uzağa gitmeyin. Üniversite özerkliği konusunda, belki de en fazla sorgulanması gereken kurum YÖK. Öyle bir YÖK ki ülkenin geleceğini emanet ettiğimiz, çocuklarımızı yetiştiren üniversitelere zerre kadar güvenmiyor. Hem de kiminle ilişkileri konusunda? Devletin en tepesindekilerle: Cumhurbaşkanı'yla, Başbakan'la, bakanlarla benim bilgim dışında görüşemezsin, yazışamazsın, ilişkiye giremezsin diyor. Böyle bir mantık olabilir mi? Bu devirde bir baba çocuğuna böylesine katı kurallar dayatamazken, Anayasa ve yasalarla özerkliği güvence altına alınan üniversitelere karşı böyle bir dayatma içerisine nasıl girilebilir? Hem de hukukçu bir Cumhurbaşkanı ve yine hukukçu bir YÖK Başkanı döneminde!
İşte YÖK tarafından çeşitli zamanlarda, benzer bir üslupla, üniversite rektörlerine gönderilen resmi yazılardan biri:
"Yükseköğretim kurumlarında uyumlu bir birlikteliğin ve koordinasyonun sağlanabilmesi için, üniversite ve yüksek teknoloji enstitüsü rektörlerimizin Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, bakanlık ve benzeri kuruluşlarla yapacağı yazışmaların Kurulumuz aracılığıyla yapılması gerektiği,
yükseköğretim kurumlarımızın ve üst kuruluşların yetkili merci, organ ve kurullarında müzakere edilip bir kanaate varılarak karara bağlanmadan sözü edilen kurum ve kuruluşlardan bir konu hakkında, uygulama, iş ve işlemlere yönelik olmak üzere doğrudan görüş alınmasının, telafisi imkânsız sorunlara neden olabileceği müşahede edildiği,
Bu nedenlerle, gerekli hassasiyetin gösterilerek adı geçen kurum ve kuruluşlarla yapılacak yazışmaların Kurulumuz aracılığıyla yapılması, bu kurum ve kuruluşlardan görüş talep edilmesi halinde konunun öncelikle yükseköğretim kurumları ile üst kuruluşlarının yetkili merci ve kurullarında görüşülerek karara bağlanmasının sağlanması, bildirilmiştir.
Ancak, bazı üniversitelerimizin belirtilen hususları dikkate almadığı ve Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, bakanlıklar ve benzeri kurum ve kuruluşlarla Kurulumuz aracılığıyla yapılması gereken yazışmaları, hâlâ eski usulle yaptığı anlaşılmış olup, ilgide kayıtlı yazımız doğrultusunda gerekli titzlik ve hassasiyetin gösterilmesini saygılarımla rica ederim. Erdoğan Teziç, YÖK Başkanı"
Evet, rektörlere gönderilen mektup böyle. Düşünün, bir ülkede bir rektör, cumhurbaşkanı ya da başbakanla YÖK'ün izni olmadan görüşemiyor. O da yetmiyor, devletin herhangi bir kurumuyla, örneğin TÜBİTAK ile işbirliği içerisine giremiyor. Bundan daha büyük bir özerklik ihlali olabilir mi?
AB sevdalıları, 301'inci maddeye gösterdikleri ilginin onda birini bu konuda da göstermeliler. Yoksa, üniversitelerinin özgür olmadığı bir ülkede 301 olsa ne yazar, olmasa ne yazar?
Söz konusu ültimatomlar, rektörlerden çok Cumhurbaşkanı'nı, Başbakan'ı, bakanları ve devletin diğer kurumlarının en tepesindeki isimleri de rencide ediyor. Onlara karşı güvensizlik ortaya koyuyor.
Özetin özeti: YÖK; rektörüne, cumhurbaşkanına, başbakanına, bakanlarına, öğrencisine, kısacası, kendileri gibi ülkeyi yönetmeye çalışan diğer kurumlara da güvenmelidir. Bu mektuba Sayın Cumhurbaşkanı ne diyor, çok merak ediyoruz? Umarız, yakında, siz bizim işlerimize ne karışıyorsunuz, susun ve oturun oturduğunuz yerde diye, bizim için de bir karar almazlar!..

aguclu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Atatürk'ten bazı izler
ANKARA'DA Milli Kütüphane'deyim. "Atatürk, Am...
Çetin ALTAN
Kent kent, hatta semt semt AB üyesi olunabilseydi
Fenerbahçe Parkı'nın girişinde, boyunları omu...
Melih AŞIK
Fransa'ya mektup
Fransız Meclisi'nde 12 Ekim'de tartışılacak o...
Fikret BİLA
Milli Savunma Bakanı da rahatsız
AB Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Krets...
Hasan CEMAL
Darbe tamtamları ile seçim havası!
Darbe tamtamları ile demokrasi yollarında yür...
Güneri CIVAOĞLU
Atatürk / Anatürk
Atatürk'ün ölümünden 4 yıl önce 24 Kasım 1934...
Can Dündar
Yabancı gözüyle
Son günlerde Ankara'daki birkaç davette yaba...
Abbas GÜÇLÜ
Üniversitelerimiz ne kadar özerk?
Üniversiteler özerkliğin sembolüdür. Bir ülke...
Semih İDİZ
Çiçek İsviçreli bakana nasıl takıldı?
Fransız Parlamentosu sayesinde, Ermeni soykır...
Sami KOHEN
Yolları açık olsun
Mehmetçik, Lübnan'daki misyonu için yola çıkt...
Hasan PULUR
Neler konuşuldu?
ACABA Başkan Bush ile Tayyip Erdoğan ne konuş...
Derya SAZAK
Almanak
TESEV'in hazırladığı 'Güvenlik Almanağı'na ya...
Meral TAMER
Çiçek: AB'ye kendimizi tanıtamıyoruz
TÜSİAD, Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin...
Tamer HEPER
Dağ başındayız
Geçenlerde Taksim-Levent arasında çalışan met...
Yaman TÖRÜNER
Türk parasında Güneydoğu mu?
Cebinizden bir 20 Yeni Türk Lirası çıkarın. A...
Güngör URAS
Umut Can (13) haksızlıkları önlemek için 'hâkim' olacak
Umut Can 13 yaşında. Zeytinburnu'nda Celalett...
M. Ali BİRAND
Türkiye bir dostunu daha kaybediyor
Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile tam üyelik mü...

© 2006 Milliyet