|
Türkiye bir dostunu daha kaybediyor
Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlayabilmesi, 2002-2004 arasında Almanya'da Schroder, İngiltere'de Blair, İtalya'da Berlusconi, Fransa'da da Chirac'ın iktidarda olmaları sayesinde gerçekleşmişti. Bu liderler desteklemese, Türkiye bugün hala istasyonda bekliyor olurdu.
Bugünkü manzara ise çok farklı.
Artık Türkiye'ye destek verenlerin hiçbiri yok. Schroder ve Berlusconi gitti, Blair'in son aylarına girildi, Chirac ise iç politika nedeniyle eskisi kadar destek veremiyor.
Türkiye, AB ilişkilerinin en fırtınalı döneminde tek başına yelken basıyor. Zaten bu nedenle sürekli şekilde "Reformlara eskiye oranla daha fazla ağırlık vermeliyiz. Aksi halde, yiyeceğimiz darbeler artacak" diyoruz.
Bunlar yetmiyormuş gibi, Türkiye değerli yeni bir dostunu daha kaybediyor.
Ankara'daki İngiltere Büyükelçisi Peter Westmacott'tan söz ediyorum.
Son 4 yılda, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolundaki, Kıbrıs başta olmak üzere, engelleri aşmasında son derece önemli ve yapıcı roller oynamış bir kişi. Kritik anların insanı olarak ön planda yer aldı.
Görev süresini doldurdu, vedalarını yaptı. Yakında ayrılacak ve Ankara'da önemli bir boşluk bırakacak.
WESTMACOTT NEDEN GÜVEN SAĞLADI?
Her başkentte olduğu gibi, Ankara'da da yabancı ülke temsilcileri üçe ayrılır.
Bir bölümünün ne gelişleri, ne de gidişlerinin farkına varılır. Diğer bir bölümü, görünürler ancak postacı gibi, merkezlerinden aldıkları mesajları Ankara'daki muhataplarına iletmenin ötesine geçmezler. Katkıda bulunup, ekstra çaba harcamazlar. Bir üçüncü kesim daha vardır ki, o ekstra çabayı ortaya koyarlar. Hele temsil ettikleri ülke büyük ve ağırlıklıysa, iktidardakiler ile büyükelçi arasında kişisel ve yakın ilişki varsa, o zaman bambaşka bir manzara ile karşı karşıya kalınır.
İşte Peter Westmacott bu üçüncü kesimin en önde gelenlerinden birisiydi. Her büyükelçi gibi, o da temsil ettiği ülkenin çıkarlarını gözetti, ancak ekstra adımlar da attı.
Türkiye'ye sempatiyle baktı. Sorunlarını anlayışla karşıladı. Avrupa Birliği'ne tam üyeliğinin, hem AB hem de İngiltere'ye önemli katkı yapacağına inandı.
Erdoğan ile karşılıklı güvene dayanan sağlam bir ilişki kurdu. Türkçe bilmesinin avantajıyla, Başbakan ile aracısız konuştu. Gerektiğinde eleştirildi, ancak daima doğruları söyledi. Sadece Başbakan ve Dışişleri Bakanı değil, medya ile de aynı tip ilişkileri oluşturdu. O kadar ki, Başbakan, Westmacott'un özel veda yemeğine katılarak sempatisini göstermek ihtiyacı hissetti.
Westmacott'un diğer büyük avantajı, görev süresinin Londra'da Blair-Straw ikilisinin iktidarı kontrol ettikleri döneme rastlamamasıydı. Özellikle Straw, Türkiye'nin AB üyeliğine çok inanmış ve Westmacott'a da büyük güven duyan bir dışişleri bakanıydı. Böylece Sir Peter Westmacott, hem Londra'nın hem de Ankara'nın güvenine sahip, sözü dinlenen bir konuma girdi. Kişisel yeteneklerini de buna ekleyince, Türkiye'yi dört yıl boyunca bir çok tren kazasından kurtarabildi.
Suzi ve Peter Westmacott ailesini hem Ankara kordiplomatiği, hem Türk hükümeti, hem de biz dostları hep hatırlayacağız.
KUZEY IRAKLILAR RAHAT NEFES ALMIŞLAR...
Perşembe geceyarısından sonra yayınlanan 32.GÜN'de Kuzey Irak Kürtlerinin iki lideri, Barzani ve Talabani arka arkaya son gelişmeleri, özellikle PKK'nın ateş kesmesinden sonraki durumu yorumladılar.
Barzani olsun Talabani olsun PKK'dan rahatsızlar, ancak bunu açıkça söyleyemiyorlar. Özel konuşmalarında, eminim "Keşke şunlar (PKK) toparlanıp Kandil'den çekilip Türkiye'ye gitse" diyorlardır. Kuzey Iraklılar Türkiye ile dostça geçinmek zorunda olduklarını biliyorlar. Bizim çıkarlarımız da, Kuzey Iraklılar'la barış içinde yaşamamızı gerektiriyor.
Barzani ve Talabani'nin, Washington ile aynı yere doğru baktıkları çok açık. Beklentileri, ateşkes süresince Ankara'nın Kürt sorunuyla ilgili olarak adımlar atması. Nedir bu adımlar? İşin o tarafı pek net değil. Ancak bir şeyler yapılmasını arzuluyorlar. Dikkat ederseniz, Türkiye'nin PKK ile masaya oturmayacağını biliyorlar. İstekleri o değil. İstekleri, ortamın yatışması ve PKK kadrolarının geri dönüşünün sağlanması. Bundan dolayı, "genel af" lafını sürekli tekrarlıyorlar. Genel af çıkınca, hem ABD, hem de Barzani-Talabani grubu "hadi artık gidin" diye PKK'nın üstüne yürüyecekler.
Kuzey Irak Kürtlerinin ideali, PKK'sız bir Türkiye-Kuzey Irak işbirliğini arttırmak. Amaçları, Türkiye ile kavga etmek değil. Zenginleşmek ve rahat yaşamak. İşte bu nedenle PKK'dan kurtulacakları bir süreci düşlüyorlar.
ÜRKEKLİĞİN BELGESİ...
Bürokrasi korkaktır. Boyu ve gücü büyük birileri kalkıp "Sen kim oluyorsun da, böyle şeyler yapabiliyorsun" deyiverdi mi, korkudan hemen ilk işi "inceleme başlatmak" olur.
TESEV raporuna Genelkurmay'dan sert tepki çıkınca bir paniktir başladı. Asker, sevmediği bir raporda Polis Akademisi'nde ders verenlerin imzalarının bulunmasına kızmıştı. Oysa, rapora katkı yapanlar resmi devlet memuru değillerdi. Ancak, ne olursa olsun hemen açıklama geldi: "İnceleme başlatılmıştır."
"İnceleme başlatmak" işi biraz ipe un sermektir. Zamana yaymak ve tepkileri soğutmak için kullanılır. O arada da, ne yapılacağı düşünülür. Şark kurnazlığı vardır işin içinde.
"İnceleme başlatma" kararının altında, biraz da durumu kontrol altında tutamamış olma izi yatar.
Neresinden bakarsanız bakın, bu cümleyi ben ürkek davranmanın ve beceriksizliğin simgesi olarak görüyorum.
SAKINCALI DOKTOR...
Dr. Müeyyet Boratav, 40-50'li yıllardan itibaren yaşayan bir efsaneydi. Sosyal demokratların, liberallerin dahi komünist görüldüğü, komünist olmanın da dünyanın en kötü şeyi diye nitelendiği bir dönemde Boratav, cesaret ve fikir namusuyla ön plana çıkanların başında geliyordu. Sesini kısıp, gününü gün etmek yerine, dünya görüşünü savundu ve durmadan çile çekti. Sol çevrelere yapılan işkenceleri ve fikir özgürlüklerinin nasıl yok edildiğini merak edenleriniz mutlaka bu anı kitabını okumalı. Kitabın sonuna geldiğinizde, o dönemlerde bu mücadeleyi verenlere hayranlığınız artacaktır.
YENİ BİR AB SİTESİ....
www.gazetea2.com
Türkiye'nin uluslararası haber partnerleri, AB'den sürekli haber akışı sağlayan online, son dakika bilgileriyle yayına başlayan bir haber portalından söz etmek istiyorum bugün: www.gazetea2.com. Türkiye'de bölgesel bir yayın kurumunda Washington'da Voanews-Bonn'dan, Brüksel'den ve Avrupa Parlamentosu'ndan bilgi akışı sağlanması büyük iş.
Aysun Karlı yönetiminde yayına giren başlayan haber portalına iyi şanslar.
BİR TEŞEKKÜR....
Tüylerimi diken diken eden bir mail aldım.
Melek Aksu, babasını kaybetmenin acısına bir de ondan geride kalanları bulduğundaki üzüntüsünü ekleyip göndermiş bana.
"Babam akciğer kanserine yenik düştü, en büyük hayali ve arzusu sizin köşenizde sesini duyurmaktı." demiş. Allah rahmet eylesin Mehmet Aksu'ya. Almanya'da 45 yıl çalışmış Mehmet Bey. Yurtdışında sağlık sektörünün ne kadar iyi işlediğinden haberdar. Türkiye'deki sağlık sektörünün ise yıllar önce bıraktığı gibi kaldığını düşünüyor. Yanılgısını ise Çanakkale SSK Devlet Hastanesi'ne gidince, anlıyor. Söz uçar yazı kalır demişler. İşte ondan geriye kalan sözler…Aynen aktarıyorum; "Hastanenin baş hekiminden hademesine kadar herkes işini % 110 yerine getiriyor ve herkes güler yüzlü. Hastaya bağırmak yok, horlamak yok ve en önemlisi dilenmek yok. Bunu size ve tüm Türkiye'ye göğsüm kabararak bildirmek isterim."
Benim de göğsüm kabardı, helal olsun Çanakkale SSK Devlet Hastanesi'ne. Diğer hastanelere örnek olmasını dilerim.
Mehmet Bey rahat uyusun.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net
|
|