|
 |
|
|
Dünyanın en büyük partisindeydim
Geçen hafta Münih'te, 1810'dan beri yapılan ve dünyanın en büyük partisi, şenliği niteliğinde olan Oktoberfest'teydim. Dans edilen, bira içilen, kızarmış et yenilen bu dev halk şenliğine dünyanın dört yanından 100 binlerce kişi adeta akıyordu...
myalcin@turk.net
Daha şehre girdiğinizde, bir olağanüstülük olduğunu fark ediyorsunuz. Almanya'nın zengin şehirlerinden Münih, sanki köylülerin istilası altına girmiş. Ama pek de şık köylülerin... Kadınlar basmayı andıran kumaştan, omuz askılıkları da olan tuluma benzer uzun etekler giymiş, üzerlerine kenarı fırfırlı beyaz gömlekler geçirmiş. Saçları genellikle Alman köylü kızları gibi örgülü.
Erkeklerin ise önce tüylü Bavyera şapkaları seçiliyor. Onların da üzerlerinde kaba kumaştan beyaz gömlekler, altlarında dize kadar uzanan deri pantolonlar, ayaklarında da uzun köylü çorapları ve kaba ama süslü ayakkabılar... Hepsi de, metro istasyonlarına doluşuyor, oradan da şehrin çok da dışında olmayan festival alanına yollanıyorlar.
Özel bir bira
Alman Turizm Ofisi'nin davetlisi bir grup gazeteci olarak biz de aynı yolu izliyoruz. Ve metrodan çıkar çıkmaz, kendimizi dev bir panayırda buluyoruz. Lunaparklar, dev salıncaklar, bir yükselip bir alçalan trenler...
Günlerden perşembe ve saat de öğle sonrası olduğu halde, bütün Münih burada. Dünyanın dört yanından gelen 10 binlerce insan da cabası. Mihmandarımız "Burası eskiden böyle değildi" diyor. "Lunaparklar 10 yıl önce açıldı, Oktoberfest bugün artık çoluk çocuk gelinen bir halk karnavalı oldu."
Halkı yara yara ilerliyoruz. Bira firmalarının işlettiği dev çadırlara gelmeden önce, ayaküstü karın doyurmak için sağlı sollu büfeler de var. Birinde, yağlı Norveç uskumruları karınları açılarak kazıklara geçirilmiş, kömür ateşinin tütsüsünde islenerek ağır ağır pişiriliyor. Bir başkasında iri şişlerde tavuk çevriliyor, bir diğerinde ördek kızartılıyor...
Ve nihayet, bira çadırlarından birine giriyoruz. Binlerce kişinin aynı anda oturabildiği dev çadır, bol bol bira ve sigara içilmesine rağmen hem temiz hem de bakımlı. Ortada, yüksek bir platformda küçük bir orkestra müzik yapıyor. Parklara piknik için konan masalara benzer tahta masalara oturuyor ve kadın garsonlara bira ısmarlıyorsunuz.
Biranız, "bretzel" denilen üzeri kaya tuzu parçalarıyla kaplı simitlerle geliyor. Bira da bira hani... Zaten biracılığıyla ünlü olan Münih'in bira firmaları, sadece bu festival boyunca içilecek olan Ekim birasını özel olarak imal ediyor, çadırlarda sunuyorlar.
Bizim girdiğimiz çadır Türkiye'ye de gelen ünlü Löwenbrau'yu da üreten Spaten birasının çadırı ve litrelik kulplu bardakta, Spaten'in özel birasını yudumluyoruz. Buz gibi, yoğun köpüklü ama içine gaz basılmadığı için mide şişirmeyen bira, hayatımda içtiğim en lezzetli biralardan biri.
Prensin düğünüymüş
Bugün dünyanın en büyük eğlencelerinden biri olan Oktoberfest, 12 Ekim 1810'da Bavyera Prensi Ludwig'in düzenlediği dev düğün şenliğinden doğmuş. Prens, zamanının en büyük davetini düzenlemiş ve tam 40 bin konuğunu ağırlamış. Düğün o kadar eğlenceli ve keyifli geçmiş ki, şenlikler her yıl tekrarlanır olmuş. Uzun yıllar at yarışlarının da eşlik ettiği şenliklerde, ziyaretçi rekoru 7 milyon kişiyle 1985'te kırılmış.
Oktoberfest aslında eylül ayının ortalarında başlıyor ve 16 gün sürerek ekime sarkıyor. Ekime sarkması, adının Ekim Festivali olmasından dolayı şart.
Festival 14 dev bira çadırından birinde, Münih belediye başkanının ahşap bir bira fıçısına tokmakla musluk takmasıyla ve ilk bardak birayı doldurmasıyla başlıyor. Başkan bu esnada dünyanın en kısa açılış konuşmalarından birini yapıyor: "Bira, akıyor!"
Bu festivali yerinde görmeli
Tam 12 bin kişinin görev yaptığı, 1600 kadın garsonun bira taşıdığı şölende 16 gün boyunca, dev ızgaralarda kızartılan 180 bin parça sosis, 450 bin tavuk ve 95 sığır, tam 6 milyon litre bira eşliğinde gövdeye indiriliyor.
Bu yılki, Oktoberfest'lerin 173'üncüsüydü. Gerçi dünyada her yıl bu festivalin 2 bin benzeri yapılıyor ve bunların arasında İstanbul'da olanları bile vardı ama Oktoberfest'i yerinde görmeli, yaşamalı... Seneye yolu bu eylül sonlarında veya ekim başlarında Almanya'ya düşenler, dünyanın en büyük partisini kaçırmamalı...
Kış aylarının da tatlısı dondurma
Dondurma artık sadece yazın değil kış aylarının da favori tatlılarından. Hele bir de özel, ev yapımı olursa...
Bu dondurmalar Kuzguncuk yapımı
Ev yapımı lezzetli bir dondurma için uğrayabileceğiniz adreslerden biri Kuzguncuk'taki Cafe Sitare. Sitare'nin kendi yaptığı dondurması karamel sosla karıştırılan fındık, fıstık ve cevizle süsleniyor. Tel: (0216) 391 44 00
The Marmara'dan tarçınlı dondurma
The Marmara İstanbul'un dondurmalarını bilen bilir. Kendi yaptıkları, özel soslarıyla da lezzet kattıkları dondurmaların en yenisi ise tarçınlı dondurma. Özel siparişinizle hazırlanacak bu dondurmayı akçaağaç şurubu ile karamelize edilmiş ayva tatlısı tamamlıyor. Tel: (0212) 251 46 96
|
|
|

|