|
İrtica var yok dizisi (3)
Erdoğan Çankaya'ya çıkmasın ama...
Bir pazar yazısı, Hasan Cemal'e sorular ve yanıtlarından oluşan...
İrtica nedir?
Devlet ve toplum düzeninin, siyasetin, hukukun din temeline oturtulması, kadın-erkek eşitliğinin yok edildiği İslami bir düzenin kurulması...
İrtica isteyen var mı Türkiye'de?
Elbette var. Onlar, Türkiye'nin kökleri Osmanlı dönemine uzanan modernleşme ya da Batılılaşma sürecini tersine çevirmekten yanadırlar. "Ben dinimi yalnız özel hayatımda değil, kamu hayatında da, devlet hayatında yaşamak isterim; çünkü İslam öyle bir dindir; yaşamın tüm alanlarını kapsar" diyenler bu ülkede hiç eksik olmamıştır.
İrtica tehlikesi var yani...
Hayır yok!
Bu da ne demek?
Şu demek: İrtica peşinde koşanlar hiç kuşkusuz var. Ancak bunlar iktidara dönük büyük bir tehlike oluşturmuyorlar. Marjinal kalıyorlar. Yani fazlasıyla azınlıktalar. Bu ülkede iktidarı, devleti ele geçirip din devleti kurmaları çok uzak ihtimal. Türkiye, irticanın iktidarlaşmasına geçit vermeyecek kadar gelişmiş, farklılaşmış ve kurumsallaşmış bir ülke. Öyle burnundan tutulup İslamcı sulara çekilmesi olanaksız bir ülke.
Peki ya AKP?
Evet, İslamcı gelenekten geliyor. Erdoğan, Gül, Arınç gibi lider kadrosunun içinde yer alan birçok kişinin geçmişteki radikalliği malum...
Takiye yapıyor olabilirler mi? Sözgelimi, tarikat ehli kişiler olarak derin bir sabra sahip olmak, zamanı gelince gizli gündemi uygulamaya başlamak gibi...
AKP'nin dört yıldır iktidarda uyguladığı programla, 'irtica'ya açılan yollarda yürüdüğü söylenemez. Gerek ekonomide enflasyonu yenen yapısal değişimlerle, gerekse AB'ye uyum çerçevesindeki adımlarla Türkiye'nin dinci bir düzene kaydırıldığını öne sürmek inandırıcı değildir.
Hepsi bu kadar mı?
Hayır. Bu hükümetin insana acaba dedirten, kuşku uyandıran, güven vermeyen yönelişleri hiç kuşkusuz var. Ama bütün bunları ya da buna benzer yönelişleri geçmişin muhafazakâr, merkez sağ hükümetleri döneminde de gördük. Onlar da muhafazakâr ve dindar çevrelerin kendi özel yaşam alanlarını genişletici, İslamcı çevreleri memnun edici, tarikatları kollayıcı adımlar attılar. Bugün de bunları yaşıyoruz. Zorlamalar var. Bazen ileri, bazen geri gidiliyor.
Rahatsız değil misin?
Elbette kuşkularım var. Bazı gelişmeler bende de tedirginlik yaratıyor. Kadrolaşmada, kendi zenginlerini yaratmada dikkat çekici aşırılıklar var. Hepsini sergilemeye çalışmak, eleştirmek lazım. Bu da yapılıyor. Ama tekrar ediyorum, her iktidarda bunu yaşadık. Bunlardan yola çıkıp irtica kapıda demek bence gerçeği zorlamaktır.
Ne demek istiyorsun?
Özellikle 1980'lerden itibaren ve son dört beş yıldır Türk ekonomisinin gelişmesi, dışa açılması, dünyayla daha sıkı bağlar kurması, altını çizin lütfen, aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi, laikleşmesi anlamını taşıyor. Bu sancılı süreç aynı zamanda tarikat, cemaat çerçevesinde olsun ya da olmasın dinle çok iç içe haşır neşir olanların, dünya işleri sayesinde laikleşmesini, belki daha doğru deyişle 'Protestanlaşmaları'nı getiriyor. Bunu da anlamaya çalışmak lazım.
Anlayamazsan, korkarsın diyorsun.
Aynen. Akıl erdiremezsen, irtica cinneti de getirebilirsin. Yaz şunu bir kenara: Türkiye aş ve iş sorununu ne kadar çabuk çözebilirse, insanları için refah yolunda ne kadar hızlı ilerlerse, o kadar çabuk laikleşir Türkiye... Bir darbe ya da askeri müdahaleyle AB yolundan çıkan bir Türkiye ilk büyük darbeyi ekonomide yer. Demokrasiye veda eden bir Türkiye'deyse irtica ve bölücülük güçlenir. Bundan hiç kuşku duyma...
Yani eleştirmeyelim mi AKP'yi?
Elbette eleştirilecek, yanlışları sergilenecek. Yapılıyor bu zaten. Ama bunu yaparken, irtica kapıda diyecek kadar, dünkü yazımda belirttiğim gibi darbe tamtamları çalacak kadar aşırılığa kapılmak yanlış.
Peki ne yapmak lazım?
En sert biçimde eleştir. Ama kestirme yollara, yani darbe şakşakçılığına sapma, kalkışma. Yanlış olan bu. Askerciliğin kolaycılığına kapılmak yerine, AKP'ye ciddi bir alternatif oluşturmaya çalış. Türkiye'nin buna ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. AKP'nin içime sindiremediğim birçok yanı var. Rahatsız eden, güven uyandırmayan birçok yanı var. Kısacası önemli olan, darbe tamtamlarıyla uygun adım yürümek yerine demokrasi yollarında mesafe almaktır. Demokratik sabırla, demokrasi oyunu içinde kalarak halkın oyuyla sonuç almaya gayret etmektir.
Erdoğan Çankaya'ya çıksın mı?
Çıkmasın!
Bu nasıl demokratik anlayış?..
Bu benim görüşüm. Yoksa, Türkiye'yi başbakan olarak yöneten kişi elbette cumhurbaşkanı da olur. Bu tercih onun meşru, demokratik hakkıdır. Eşinin türbanlı, kendisinin imam hatip çıkışlı olması, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesine engel değildir, olmamalıdır.
O zaman neden çıkmasın?
Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkması büyük olasılıkla siyaseti istikrarsızlaştırır. Bu arada kendi partisini de karıştırıp seçim şansına zarar verir. Bu açılardan Özal ve Demirel örnekleri çok taze... Türkiye'de siyasal istikrarı önemsiyorsa, Erdoğan Çankaya'dan uzak durmalı, uzlaşma yollarında yürümeli...
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|