|
 |
|
|
Stilsizim doktor bey!
Biz yetmiş doğumlular birçok siyasi ve sosyolojik talihsizliğimizin yanı sıra, genç yaşta dünya ve Türkiye tarihinden yediğimiz insafsız tokatlar bir kenara, bir de ilk gençliğimizi 80'lerde yaşamak gibi bir çileye maruz bırakıldık. Kız ve erkek çocuklarında 13 yaş dedi mi aniden tezahür eden o rüküşlük nöbetlerini biz seksenlerde geçirdik.
Zaten 80'lerin akıllara zarar moda dalgaları, sanırım bir tek ergenliğin o şuursuz giyinme, takma takıştırma şuursuzluğuna hitap edecek cinstendi.
Sanırım bu yüzden hepimizin albümünün en karanlık sayfalarında o kabartılmış saçlar, dar paça, üste başa yapışan, bulaşan kot pantolonlardan birer "seçki" vardır.
Büyük küpeler, uzun boncuklar yetmezmiş gibi bir de "espadril" denen ve niyeyse bizim 80'lerde çoraplarla giydiğimiz kumaş ayakkabılarımız vardı. Ve dahi biz, vatkayı bilmeyen nesle aşina değiliz!
Ben yaşta, eğlenceli yazılar yazan bir sürü gazete eki ve dergi yazarı olduğu için sanırım bu "80'lerin kurban ettiği gençliğimiz" konulu komik yazıları okumuşsunuzdur. Fakat esas can alıcı mesele bence 80'lerin, yani bizim ergenlik dönemimizin sonrasıdır.
Zira sanırım stil denen ve bu çağda sizde olmazsa ölseniz daha iyi olan şey o sırada inşa ediliyor kişinin fani ömründe. Ve eğer siz o dönemde maazallah zor bir üniversite (ki iki tane zor okul vardır kanaatimce: tıp ve hukuk!) okumuşsanız, daha da felaketi bir yandan çalışmışsanız genel vaziyeti izleyecek zamanınız olmamışsa, işte siz asıl o zaman yanmışsınız. Geri kalan ömrünüzde bu stil işini bir türlü şöyle hakkını vererek, adamakıllı oturtamıyorsunuz.
Tüketim toplumunu eleştirecek iki üç cümleniz, insanların "imgelere" dönüştürüldüğü bu çağın çılgınlığına ilişkin sağlam kitaplardan akılda tutulacak üç beş alıntınız varsa bunlarla idare edebilirsiniz. Ama içinizde bilirsiniz ki, siz hiçbir zaman onlardan olamayacaksınız:
Formamızı giyip çıksak!
İnceden inceye tasarlanmış dağınık saçlar, uzun uzun hesaplanmış renk uyumları ve "trend" takipleri...
Okul formalarımızdan sıkıldığımız o günleri bazen siz de birazcık olsun özlemiyor musunuz?
"Stil mecburiyetinden" hafakanların bastığı o günlerde formamızı giyip çıksak fena mı olur yani?
Sadece şeytan!
Dün Tuba Akyol ve Alin Taşçıyan yazdı. Film gösterimde: Şeytan marka giyer!
Bence filmin ismi değiştirilmeli:
Sadece şeytan marka giyer!
Modada çığır açmak diye buna denirdi açılsaydı böyle çığır!
"Trendy" imamlar demodeliğe karşı
İslami kanallardan birkaç tanesinde ramazan vesilesiyle yapıyorlar bunu. Amerika'daki "televizyon vaizleri" geleneğini Türkiye'ye taşımaya çalışıyorlar.
Telsiz mikrofonlu, ayakta, elleri havada birtakım din adamları, o ak sakallara hiç uymayan bir Hollywood "prodüksiyon" havası içinde "aktif, dinamik, heyecanlı" din sohbetleri yapıyorlar. İslami sohbetlerin demode havasını yenmeye çalışıyorlar ve fakat ne mümkün!
Olmuyor işte. İslam ve İslamın gelenekleri "prodüksiyona" gelmiyor! Diğer yandan bu gidişin sonu belli. Buraya yazıyorum, görünce demişti dersiniz:
Yakında genç, yakışıklı, "hamurunda star'lık olan" imamlar göreceğiz.
Genç kızların sevgilisi olacaklar!
Görürsünüz bak!
Neden eminim bundan?
Çünkü "trendy" Müslümanların artık "trendy" din adamlarına ihtiyacı var...
Colormatik gözlükten altın çerçeveli gözlüğe, duble paçadan Versace'ye "terfi" eden trendy dindarlara artık görünümleriyle uyumlu bir din "kültürü" gerekiyor...
ecetem@hotmail.com
|
|
|

|