Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Ekim 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çelişki ve gerçeklerle yüzleşme zamanı mı?


Ülkemizdeki, dünyamızdaki çelişki ve gerçeklerle yüzleşmeden daha ne kadar, mutlu mesut yaşayabiliriz?
Belki yıllarca, belki de çok kısa bir süre ama böyle bir soruyu sormak bile kimilerinin sizi kötümserlikle suçlamasına yetebiliyor Türkiye'de. Dünyadaki ve ülkenizdeki gelişmeleri sorgulayıcı bir yaklaşımla ele alıp önemli çelişkileri ortaya koymaya, görünenin ardındaki gerçekleri tartışmaya kalkıştığınızda hemen 'kötümser' damgasını yiyiveriyorsunuz.
Bu damgayı yememek için hayata çok daha yüzeysel bir bakışla bakıp çelişkilere boş vereceksiniz, ilk bakışta doğru görüneni sorgulamayacaksınız, "her şey olacağına varır" deyip hayatınızı yaşamaya devam edeceksiniz.
İtiraf edeyim ki, daha çok böyle düşünenlerin iyimserliği yön veriyor hayata. Bu arada 'kötümser' sayılanların dert ettiği çelişkiler yok olmuyor, tersine bu çelişkilerin krizlere dönüşme potansiyeli belki de artıyor ama kriz yaşanmadan geçen süreler uzadıkça, olası krizlerden söz etmenin inandırıcılığı da o kadar azalıyor.

Çelişkili gerçekler
Pekiyi o zaman, bu çelişkileri ve tatsız gerçekleri fark edenler ne yapmalı? 'Kötümser' damgasını yememek için susup oturmalı mı? Yoksa bu damgayı yemeye razı olarak bu çelişkili gerçekleri ortaya koymaya, tartışmaya devam mı etmeli?
Benim tercihim belli. Öncelikle bazı kabul görmüş varsayımları sorgulamanın ve gerçeklerle yüzleşmenin zamanı geldi diye düşünüyorum.
Birincisi, biz birlikten, beraberlikten çok söz ediyoruz ama Türkiye'de birbiriyle uzlaşması kolay olmayan, Türkiye için farklı gelecekler düşleyen en az iki kesim olduğu ortada. "İrtica tehdidi var, laik rejim ve TC tehlikede" diyen kesimin Adalet ve Kalkınma Partisi'ne (AKP) ve onun temsil ettiği kesime güven duyması olanaksız ve bunun tersi de geçerli. İrtica tanımı üzerinde anlaşarak bu çelişkiyi aşmak olanaksız.
İkincisi, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) içinde yer alma şansının pek yüksek olmadığı giderek daha iyi anlaşılıyor. Türkiye'deki ve dünyadaki gelişmeler Türkiye'yi AB dışında tutmak isteyen Avrupalılara yeni kozlar verirken Türkiye'de de geniş kesimin AB standartlarını benimsemeye hiç de hazır olmadığı görülüyor.
Üçüncüsü, AB'ye geçen yıl tam üye olan Macaristan, Polonya, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde yaşanmakta olan sorunlar, AB'ye girmenin tüm sorunları çözeceği iddiasının hiç de doğru olmadığını gösteriyor.

Alternatif boşluğu
Dördüncüsü, ekonomideki başarı büyük ölçüde dış kaynak girişine dayalı ve izlenen yaklaşım, küresel rekabet karşısında başarılı olacak sektörleri ve firmaları yaratacak şartları hazırlamada yaya kalıyor. Farklı bir yaklaşımı benimsemeden dış açık ve istihdam sorunlarını çözmemiz olanaksız.
Beşincisi ve belki de en önemlisi, bu olguları algılayıp Türkiye için alternatif senaryolar ve iktidar modelleri üretecek organize bir çabadan, yaygın toplumsal tabana oturacak bir siyasi girişimden söz etmek olanaksız. Ben gene yaptım yapacağımı, yazdım yazacağımı. Bütün bunlara boş verip hayatı yaşamak tabii sizin elinizde.

oulagay@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Hım hım ile burunsuz, birbirinden uğursuz
Küçük bir oğlan çocuğu koşarak nefes nefese p...
Melih AŞIK
Sen doğrusunu yap
İnsanlar çoğu kez makul değildir, mantıksız v...
Fikret BİLA
301. madde ve 'soykırım yok' suçu
Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesi tartışma ko...
Hasan CEMAL
Erdoğan Çankaya'ya çıkmasın ama...
Bir pazar yazısı, Hasan Cemal'e sorular ve ya...
Güneri CIVAOĞLU
Acı veriyor
Prof. Dr. Vamık Volkan'ın satırlarıyla devam....
Can Dündar
"Kendini sultan ilan edenler var"
TRT'deki meslektaşımız Kerime Senyücel öneml...
Abbas GÜÇLÜ
YÖK, Ankara Üniversitesi'nden ne istiyor?
1920'li yılların başında Ankara'da şekillenen...
Metin MÜNİR
İki yüzü keskin bıçak
Cuma günü saat 12.30 sıralarında, İstanbul'da...
Hasan PULUR
İsmet Paşa olsaydı...
ABD elçisi, irtica tartışmaları için "kakofon...
Derya SAZAK
Fransız ayıbı
TCK'nın 301'inci maddesindeki 'Türklüğü aşağı...
Meral TAMER
Korkmakta da haklılar, vazgeçememekte de...
TÜSİAD, hafta içinde 3 AB başkentindeki Türk ...
Ece TEMELKURAN
Stilsizim doktor bey!
Biz yetmiş doğumlular birçok siyasi ve sosyol...
Tamer HEPER
Hayvan dosttur
Bizim gazetede haber oldu. Evinde kedi besley...
Osman ULAGAY
Çelişki ve gerçeklerle yüzleşme zamanı mı?
Ülkemizdeki, dünyamızdaki çelişki ve gerçekle...
Güngör URAS
İftar yemeği 30 ramazan (ya kalan günler ne olacak?)
Ramazanda 30 gün imkânı kıt olanları iftar so...
Serpil YILMAZ
İnsan yönetiminde mücadele gerekiyor
İki günlük "insan yönetimi fuarı"... Uzun bir...

© 2006 Milliyet