|
 |
|
|
Ahilik ve dört öykü...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Park Bornova'da bir mağazadayız... Türkiye'de ilk kez "koşulsuz müşteri memnuniyeti" sloganını kullanan dev bir grubun "Fabrika"sındayız; burası bir "outlet center." Müşteri bir takım elbise beğeniyor. Satın alıyor. Ufak tefek tâdilat ihtiyacı var, kol boyu filân... Bir de pantolonun paçası bastırılacak. "Haftaya çarşamba saat 17.00'de hazır" diyorlar. Teslimata 1.5 saat kala müşteriye telefon açılıyor: "Bir sorun çıktı, maalesef yetiştiremedik yarın versek olur mu?" Ertesi gün elbisesini almaya giden adam, sadece pantolon paçasının bastırıldığını, cekete ise hiç el sürülmediğini görüyor. Terzi, tezgâhtar, mağaza müdürü hepsi orada. Özrün bini bir para. Alışverişten tam 9 gün sonra, eşi görülmemiş bir laubalilik neticesi, işi görülmemiş olan müşteri kırgın, kızgın, söylene söylene ve bir daha ayak basmamak üzere mağazayı terk ediyor: "Demek ki koşulsuz memnuniyetinin koşulları varmış..."
Alsancak D&R'dan birkaç tane puzzle satın alıyor adam. Bir dünya devi olan Educa'nın kalitesi bilinen ürünleri. Eve geliyor, başlıyor parçaları tasnif etmeye, arkasından resmi bir araya getirmeye... Alışılmadık bir aksilik var. Bazı parçalar eksik. Firmanın "eksik parça tamamlama servisi" olduğu için ilk anda heyecanlanmıyor bile. Ama 2000 parçalık resmin 42 parçası eksik çıkınca, kutuyu kaptığı gibi, soluğu mağazada alıyor. "İlk defa böyle bir şeyle karşılaştım, yenisi ve tamam olanıyla değiştirmek istiyorum" diyor. Mağazadakiler, bildik bir yakınlık, sıcaklık ve olgunlukla "Hemen değiştirelim, siz eksik diyorsanız öyledir ama stokumuzda yok, firmadan isteyelim" diye cevap veriyorlar. Dağıtıcı firma Heidi'ye telefon açılıyor. Küçük bir ikna turu gerekse de, yeni puzzle'ı bir hafta sonra yolluyor firma. Müşteri eve yollanırken içinden şöyle geçiriyor: "Demek ki bir marka, durup dururken dünya çapında olmuyor..."
***
İzmir-Ankara hattında Varan ile yolculuk eden adam, sabah saatlerinde pencereden dışarıya bakıyor. Otobüste kahvaltı servisi çoktan tamamlanmış, Ankara otobüs terminaline dakikalar kalmış... Saçları jöleli genç muavin, kalan birkaç tepsiyi almamakta ısrarlı, kulaklıkları toplamak telâşında... Derken sıkı bir fren ve yanındaki yolcunun kahvaltı tepsisi adamın kucağına devriliyor. Peçetelerle yolculuktaki tek pantolonunu temizlemeye çalışan adam, muavine sitem etmeye kalkıyor: "Önce tepsileri toplasaydınız, kulaklıklardan daha acil değil miydi?" Cevap umursamaz ve bilgiç bir sertlikte patlıyor: "Terminalden önce kulaklıkları toplamazsam, beni işten atarlar..." Yolcu dayanamıyor: "Size Varan'da böyle gelişigüzel mi eğitim veriyorlar?" Cevap tatmin edici: "Evet, kabahatim olmayan şeylerin sorumluluğunu üstlenmem..." Yolcudan yükselen konuşma okunda şöyle yazdığını görüyoruz: "Demek ki 'kötü meslek yok, kötü yapılan meslek var' lâfına inanmak lâzım..."
***
Salihli'de Kocaer Makine... Nostalji merakı olan adam, Vespa'sına bir sepet taktırıyor. Küçük atölyede ustalık, bilgi, güleryüz, iyiniyet hepsi mevcut... İrfan Usta ve arkadaşları yapabileceklerinin en iyisini ortaya koyup, mükemmel bir iş çıkartıyorlar. Motorun vizesi de yaptırıp İzmir'de adrese teslim ediyorlar. Adam, Bornova yollarında yüzüne rüzgâr vururken, "ellerinize sağlık" diye mırıldanıyor...
***
"Ahilik Haftası"nda, birbiri ardına yaşanmış bu gerçek öyküler, ticaret yapmanın püf noktalarını yeniden düşünmeye davet etmeli bizleri. Bugün "toplam kalite, mesleki etik" filân dediğimiz şeyler, bizim geleneksel esnaf kültürümüzün ayrılmaz bir parçasıdır aslında. Bakmayın, ipin ucunu bıraktığımıza. Bakmayın, "ticari örfü bir Lâtin oyuncağı" gibi bugün bize satmaya kalktıklarına... Biraz tarih merakımız olsa, "müşteri memnuniyeti"ni böyle kolay ıskalamayacağız.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|