Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Ekim 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Rafael Türk olmalı!

Evet, Mehmet (Marco) Aurelio'nun Türk vatandaşlığına geçmesiyle otomatikman Milli Takım'a seçilmesini hâlâ içime sindirebilmiş değilim.
Oradaki kolaycılığa, felsefe çözülmesine elbette itirazım var.
Ama öte yandan Mehmet ya da Marco, Aurelio'nun bir insan olarak haklarına, tercihlerine ve onu Milli Takım'a seçme kararına da saygı duyuyorum...
Küreselleşen dünya düzeni ve endüstriyel futbol ortamı bizi böylesine duygu ve düşünce çatışmalarının içine atıyor işte.
Serdar Taşçı'nın dün Almanya'da yaptığı açıklama da küreselleşme endüstriyel futbol adına bizi ters açıdan vuran bir darbe...
Stuttgart'ın başarılı savunma oyuncusu, Fatih Terim ve yardımcılarının tüm çabalarına rağmen, Alman Milli Takımı'nı seçtiğini söylüyor: "Almanya, benim futbol vatanım oldu. Bu ülkede bir Türk anne babadan doğdum. O nedenle Türkiye'ye karşı çok özel duygularım ve bağlarım var. Ama futbolda genç milli takım kadrosuna çağrıldığım Almanya ile kariyerimi sürdüreceğim! "
İçimize sinse de sinmese de durumu kabullenmek, saygı duymak zorundayız.

Bir kaç dünya starı
Tıpkı Aurelio kararlarına saygı duyduğumuz gibi...
Dünyanın hemen her ülkesinde futbol, sanayi toplumlarının refahı arttıkça gençlerin daha az ilgi gösterdiği bir spor dalı haline dönüştü. Gençler, sportif yeteneklerini bir takımın üyesi, bir parçası olarak değil, "kendileri" olarak sergilemek istediler. Tenisten motor sporlarına, kayaktan golfe kadar bireysel spor dallarında hemen her yıl bir değil, birkaç yeni dünya starı ile karşılaşır olduk. Takım sporlarının cazibesi, özellikle Avrupa'da doruğa çıkan organizasyonlar (Şampiyonlar Ligi) ya da Amerika'da gerçek bir "Amerikan Rüyası" olarak tasarlanıp düzenlenen (NBA) gibi zenginliklerle gelişmekte olan ülkelerin gençlerini büyülemeye başladı. Gelişmiş ülkelerin göçmen vatandaşları için de futbol ve basketbol bir umut kapısı oldu.
İsveç'ten İngiltere'ye, Fransa'dan Hollanda'ya, Almanya'dan İspanya'ya hemen her ülke, gelişmişliği oranında Milli Takımları'nda böyle göçmen vatandaşlar oynatıyorlar... Bu durumun artarak yaygınlaşacağını düşünüyorum.
Aurelio örneği, Türkiye için de yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
Bu rüzgârlardan kaçamayacağımıza, tarihsel ve sosyal gelişmelerin dışında kalamayacağımıza göre, yaşadığımız çağı doğru yorumlayıp, akıl ölçeğinde yarar sağlamalıyız.
Buradan hareketle Brezilyalı Rafael'in Vestel Manisaspor oyuncusu olarak kalmayıp Türk vatandaşlığına davet edilmesini öneriyorum.

Çok özel futbolcu
Geçenlerde, küçük bir gazete haberi olarak Rafael'in TC vatandaşlığına geçmeyi düşündüğünü öğrendim. Elbette onun böyle bir duygusu, düşüncesi varsa saygı duyarım. Kesin kararı neyse, onu bekleyebiliriz.
Rafael'i Türk vatandaşlığını önermem, çok özel bir futbolcu olarak takdir ettiğim yeteneklerine dayanıyor. Rafael, genç bir Hakan Şükür örneği bence. Bu düşüncemi Lig TV'deki söyleşimizde Erdoğan Arıca'ya açıkladığımda, "Gelişim sürecinin başındaki Rafael, gelişim sürecinin başındaki Hakan Şükür'e göre özellikle top tekniği ve iki ayağı ile daha iyi.. Üstelik Rafael, antrenörünü yormayan, güven veren bir oyuncu. Ona isteseniz de kızamazsınız " dedi... Çabukluğunu, gol konusundaki cesaret ve becerilerini övdü. Arıca, geçen yıl Samsunspor'da Rafael'le birlikte çalışmıştı, onu iyi tanıyordu.
Özetim şudur : İsteyen herkes, yasal sakınca görülmediği takdirde TC vatandaşlığını seçip kabul edilebilir. Rafael, kariyerinin son dönemini sürdüren Hakan Şükür'den sonra Milli Takım'ın pivot santrfordaki "devam" filmi gibi olur.
Ersen Martin'le ikisinin rekabeti de futbolumuza keyif katar.

Haydi Terzi!

Atletizm Federasyonu'nun kongresinde başkanlığa yeniden Mehmet Terzi seçildi. Sevgili başkanı, en zor dalda, maratonda büyük bir adanmışlıkla koştuğu günlerden tanıyorum.
Kimisi reklam ve ağız kalabalıklığı ile çıkarını kovalarken, o hep sessiz ve efendi bir sporcu olarak kaldı.
Terzi, Türk atletizminin en sorunlu döneminde göreve yeniden talip olduğuna göre, artık yakınmaya hiç hakkı yok (zaten niyeti de yok)... Aksine sorunları çözümleme, vizyon geliştirme ve yeni şampiyonlar kazanma zorunluluğu var.
En başta Süreyya Ayhan, hiçbir sporcunun kaprisine boyun eğmeden, tüm atletizm camiasını kucaklayarak yepyeni bir dönem başlatmalı...
Örneğin, Kübalı Sotomayor'un antrenörü Türkiye'de ise, ondan en iyi biçimde yararlanmanın yollarını aramalı. Halil Akkaş'ları şampiyonluğa ulaştıracak programlar uygulamalı.
Türkiye'ye dar gelen elbiseyi yeniden biçip dikmeli...
Karar ver, makası eline al artık... Haydi Terzi!

Bir çiçek at Zico!

Deniz Barış, sezon başında bir trajedinin ortasında buldu kendini...
Eşi, Almanya'daki evlerinin merdiveninden yuvarlanarak boynunu kırmış, hayatını kaybetmişti...
Umutla yeni sezona başlayıp, geçen yıl yaşadığı hukuksal sorunlar nedeniyle yeterince giyemediği formayı kapmayı planlayan Fenerbahçeli futbolcu, bu beklenmez felaket karşısında sarsıldı, yıkıldı...
Bir yandan eşinin yasını tutarken, öte yandan çocuklarıyla birlikte hayata tutunmaya çalıştı...

Bir eksiklik var
Fenerbahçe Kulübü'nün Deniz Barış için üzerine düşen insani görevi fazlasıyla yaptığına inanıyorum. O konuda asla bir eksiklik olamaz.
Ama yine de bir eksiklik var...
Hafta içinde Ankara'da Ankaragücü ile karşılaşıp özel maçı 3-2 kazanan Fenerbahçe'nin Brezilyalı Teknik Direktörü Zico, yedeklerden kurulu takımıyla ilgili yorumunda şunları söyledi özetle: "Maçı kazandık. Futbolcularımın performansını gördünüz... Merak ettiğiniz sorunun yanıtı da şu : Bu takımdan (yedeklerden) ancak Selçuk'la Mehmet Yozgatlı ligde oynayabilir. Ötekiler, maalesef yetersiz!"

Çok ayıp etti!
Hayır, onları yeterli hale getirmenin de Zico'nun işi olduğunu söylemeyeceğim.
İnsani bakımdan Zico'nun Deniz'i kazanmak, ona moral ve yaşama sevinci aşılamak için önüne çıkan güzel bir fırsatı harcadığını söyleyeceğim sadece.
Milyonlarca futbolseverin sevgisini ve güvenini kazanan ve bugüne kadar hep o sevgiyle beslenen Zico, futbolcusuna bir çiçek atıp çabalarını takdir ettiğini, ona en kısa zamanda forma vermek için beklediğini söyleyebilirdi.
Bu kadarı bile Deniz'e hayat verirdi.
Hayır, yapmadı... Bence çok ayıp etti!

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
'Savaşıp, kazanacağız'
'Beşiktaş'ta ruh kalmadı'
Gerets sabırsız
Bu son olacak!
Trabzon'dan sert yanıt
Serdar'ın tercihi Almanya
Avrupa'da zorlu gece
Rallide geri sayım
Haber turu...
Rafael Türk olmalı!
Dikkat! Malta değil
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Atilla GÖKÇE
Rafael Türk olmalı!
Evet, Mehmet (Marco) Aurelio'nun Türk vatanda...
Uğur MELEKE
Dikkat! Malta değil
Dünya Kupası elemelerinde İtalya'ya, Euro 200...


© 2006 Milliyet