|
 |
|
|
Kariyer Prada giyer
Film bitmiş. Ben hâlâ esas kız bundan sonra ne yapacak, Prada giyecek mi, giymeyecek mi, onun peşindeyim
tubakyol@yahoo.com
Bir arkadaşım işten çıkarılıyor. Büyük bir şirket, mühim bir pozisyon... Ve bir sabah insan kaynaklarına çağırılıyor. Neyse ki artık o kadar kolay değil bu kovma işleri. Memleketin kanunu neyin var, birini işten atabilmek için sağlam bir gerekçe gerekiyor.
Ne peki bu gerekçe?
"Beklentileri karşılayamıyorsunuz."
Ne bekliyorlarmış ki? "Beklenti" yuvarlak bir laf.
Nitekim onlar da bunu biliyor. Dolayısıyla "Anlaşalım" diyorlar. Tazminat artı "anlaşma" bedeli, çözelim bu meseleyi...
"Maaşımı harcamayı seviyordum"
Arkadaşım için üzülmüyorum. Bir daha asla çalışmasa bile para sıkıntısı çekecek biri değil. Ayrıca da çalışır yani; iş de bulur, kendi de bir iş kurabilir. Hiçbir şey yapmasa, kocasının işinin bir ucundan tutar, kendini de pek yıpratmadan çalışıyormuş gibi yapar.
Zaten işten atılmasının sebebi de budur. Bu rahatlık...
Ben bunu söyleyince kızdı. "Ne rahatlığı ya, işimi yapıyordum ben" dedi, "Üstelik de iyi yapıyordum. Gerçekten."
Biliyorum şekerim. Ama "biznıs" alemlerini de azıcık biliyorsam eğer, işini yapmanın yeterli olmadığını da biliyorum.
Hep yapman gerekenden daha fazla işe talip olmalısın. Eğer bir kariyer istiyorsan, işini yapman yeterli değil.
Hatta işini yapmasan bile olabilir...
Asıl bittiğin an, yapmakta olduğun işin sana yettiği andır.
Ya da en azından bunu belli ettiğin an.
"Niye çalışıyordun sen?" diye sordum.
"Maaşımı harcamak hoşuma gidiyordu" dedi, "Çalışınca, para harcamaya hakkım var gibi hissediyorum. Çalışıyorum, kazanıyorum, harcıyorum."
"Şeytan Marka Giyer"i izleyip izlemediğini sordum.
"Üf ya, şimdi bana tüketim toplumunu anlatacaksın?" dedi.
Hayır.
Bence o filmin konusu tüketim, marka, moda değil ki... Kariyer.
Kariyer Prada giyer!
Kiramızı ödeyen işlere, çın çın
Filmin daha başında, "şeytan"ın yanında çalışmaya başlayan ama henüz şeytana kapılmamış olan esas kız ve arkadaşları "Kiramızı ödeyen işlere" diye kadeh kaldırıyorlar.
İş nedir ki?
Biz öğrenciyken, sırf bir sonraki gece dışarı çıktığımızda daha rahat para harcayabilelim diye günlük işler yapardık. Mezunlar Derneği'nde zarf üstüne adres yapıştırmak, zarf kapatmak falan gibi şeyler...
Filmin esas kızının yaptığı da bu. Kirayı ödemek için ve hayalindeki mesleğe referans olsun diye, hiç de umursamadığı bir işe giriyor. Derken umursamaya başlıyor. Ve o kadar umursamaya başlıyor ki, "umursayanlar" gibi giyinmek bir yana, "umursayanlar" gibi de davranmaya başlıyor.
Hani şu bizim saçma zarf işinde çalışsa, "Hepsini ben kapatacağım" diye elimizden zarfları kapardı; öyle bir hırsla.
Bir sonraki gece daha pahalı eğlenmek, kirayı ödemek ya da para harcamak için değil, hatta işi öğrenmek, o işi iyi yapmak, doğru yapmak için de değil... Başka bir şey için -sanırım güç elde etmek için- çalışmak.
Filmdeki esas kız bir sonraki işinde öyle marka marka-son moda giyinmeyebilir ama yine de o işi fazla fazla umursayacağına eminim.
Ve filmdeki o kız moda dergisinde değilse de, seçtiği meslek her ne olacaksa o meslekte yine öyle kaptıracak ki kendini, sonunda kariyer ve tonla para sahibi olacak.
Sonra o parayı ne yapacak?
Görürsün, o kız var ya, sonunda illa ki Prada giyen bir "şeytan" olacak.
* * *
"Tuba" diye dürttü arkadaşım, "Sadece bir film o güzelim. Geçti. Sakin ol. Öyle bir kız yok."
Var.
Filmde milyonlarca kez tekrar ettiler, duymadın mı?
Dışarıda bu iş için cinayet bile işleyecek milyonlarca kız var!
Prömiyerde bir "şeytan"...
Anna Wintour. Moda dünyasının kraliçesi. 1988'den bu yana Amerikan Vogue'unun genel yayın yönetmeni. Kaprisleri meşhur. Yanında çalışanlara "köpek çektiği" biliniyor. Sabah çok erken kalkıp tenis oynadığı, sonra saçını yaptırıp işe geldiği ve işe geldiği anda önünde sıcak kahve istediği... Kahvesi sıcacık hazır olsun diye yardımcıları sabahları bazen beş posta kahve alıp hazır ederlermiş.
Onun gibi bir sürü erkek yönetici var piyasada.
Ama dünyada bir sektörde bu derece söz sahibi, böyle güçlü pek az kadın var.
Bu yüzden, "yaşayan efsane" diye bir şey varsa eğer, Anna Wintour işte öyle bir şey. Yaşarken efsane.
Sonra işte bu kadının, Anna Wintour'un bir dönem asistanlığını yapan Lauren Weisberger bir kitap yazıyor. Kitabın adının direkt çevirisi: "Şeytan Prada Giyer".
Lauren Weisberger, filme de çekilen kitabındaki kadının Anna Wintour olmadığını söyleyedursun... Wintour filmin öngösterimine katıldı. Filmi izlemeye kalmadı ama olsun, oradaydı.
Hem de ne giymişti?
Prada!
Trend kurbanı girişimciler
Ece Sükan ikinci el kıyafet satan bir dükkan mı açtı, açıyor mu, açacak mı; bilmiyorum ama açmış kadar oldu. Zira şu sıralar çevremdeki tüm stil sahibi şık kimseler bunu konuşuyor: "Biz de satalım."
"Giyime gönül vermiş" diyorum ben onlara ama aynı zamanda "sıkı para da dökmüş" bir grup arkadaşım, değil gardıroplar, basbayağı odalar dolduran kılık kıyafetlerini satmak istiyorlar.
Bu esnada İngiliz Times gazetesi de meşhur trendsetter'lardan Kate Moss'un ikinci el giyindiğini haber yapmasın mı?
Hazır ikinci el trend de olmuşken, yılların birikimini paraya dönüştürmenin tam zamanı.
Sorun şu ki:
Şimdi bunlar ne zaman birlikte bir dükkan tutmak fikrini hayata geçirmek üzere, bir dükkanlık mal çıkarmak için ellerinde gözden çıkardıkları giysilerle bir araya gelseler, birbirlerinin giysilerine talip oluyorlar.
Karışık mı oldu?
Yani birbirlerine bunu da satarız, şunu da satarız diye gösterdikleri giysileri değiş tokuş edip evlerine dönüyorlar.
Niye?
Çünkü trend ikinci el giymek şimdi. Ne yapsınlar?
Ece Sükan'ın şu dükkanı bir türlü açamamasının sebebi de budur belki.
Marka giymek yeter mi?
Ben küçükken annemi giyinirken, makyaj yaparken izlemeye bayılırdım. Büyüdüğümde onun gibi önden, yandan, arkadan, illa ki yırtmaçlı etekler, şık elbiseler, pantolon-ceket takımlar, ince topuklu ayakkabılar, çizmeler giyeceğim sanıyordum. Fularlar ya da bir sürü şıngır mıngır takı... Tabii full makyaj! Ve kürk... Muhakkak!
Abi, büyüdün, gözüne bir kalem çek, değil mi? Saçına bir fön çektir. Bir etek giy. Bir küpe tak. Bir şey yap.
Yok!
Niyeyse büyüdükçe bu giyim kuşam işlerine hevesim azaldı.
Ve giyim zevki de, müzik zevki gibi bir şey. İnceldiği yerden kopuyor. Bir de bakmışsın, sadece "popüler" olanı takip ediyorsun.
Marka giyiyor olabilirsin, modaya uygun da giyiniyor olabilirsin ama bir tarzın, kendine ait bir stilin yok. Ortalamasın.
O yüzden yani, ne "Şeytan Marka Giyer"deki şahane giyinen karakterleri, ne de filmin esinlendiği "şeytan" olan Vogue dergisinin genel yayın yönetmeni Anna Wintour gibi gerçek hayatta şahane giyinen insanları küçümsememek lazım.
Stil sahibi olmak titiz bir çalışmanın ve yılların birikiminin ürünü. Sadece parayla, marka giymekle olmuyor.
Bir dergide, yerli "trendsetter"lar diye bir haber yapılmıştı da, orada Nevzat Çalışkan'ın bir lafı vardı, çok gülmüştüm:
"Para yeterli olsa, Donald Trump o saçlarla dolaşmazdı."
|
|
|

|