|
Akıl tutulması (2)
Avrupa Birliği yolundan çıkmak!
Akıl tutulması ne demek? Türkiye'nin Avrupa Birliği yolundan çıkmasıdır, akıl tutulması...
Neden?
AB yolculuğu, Türkiye'nin elinde bir kalite belgesi yerine geçer. Türkiye'nin AB rayında yol alırken (AB'ye üyelikten söz etmiyorum) ekonomide, siyasette, hukukta, eğitimde, sağlıkta, devlet yönetiminde, her alanda çıtasını AB düzeyine belli bir takvim içinde yükselteceğini devlet olarak dünya âleme ilanı yer alır bu kalite belgesinde.
Bir başka deyişle:
Son derece köklü bir modernleşme, çağdaşlaşma projesi olan bu kalite belgesinin altına Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak imza atılmıştır.
İyi de olmuştur.
Her şeyden önce, bir numaralı derdimiz olan aş ve iş sorununu çözebilmek için Türkiye'nin böyle bir kalite belgesine ihtiyacı vardır. Çünkü kendi iç tasarruflarımızla işsizlik meselesini halledebilecek durumda değiliz.
Her yıl 750 bin kişiye iş yaratmak zorunda olan Türkiye, kendi olanaklarıyla bunun ancak yarısını gerçekleştirebiliyor. Öbür yarısı için de doğrudan yabancı sermaye yatırımları şart.
İşte kalite belgesi bunun için gerekiyor.
Nitekim, Türkiye'nin AB yolculuğunun 17 Aralık 2004'te kesinleşmesi ve bir yıl sonra 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlamasıyla birlikte, iki buçuk yılda 17 milyar dolara fırladı doğrudan yabancı sermaye yatırımları. 1980 ile 2003 arasındaki 23 yıldaysa bu rakam 19 milyar dolardı (Hazine Müsteşarlığı rakamları).
Yalnız bu rakamlar bile Türkiye'nin elinde adı AB olan kalite belgesinin önemini gösterir.
Türkiye'nin, sadece ekonomik olarak büyüyüp aş ve iş sorununu çözmek için değil, kalkınmak için de bu kalite belgesine ihtiyacı vardır.
Bir başka deyişle:
Eğitimdi, sağlıktı, yargıydı, devlet idaresiydi, çevreydi, insan haklarıydı, kadın-erkek eşitliğiydi, satın alma gücüydü, bütün bu alanlarda çıtasını Avrupa düzeyine çıkarabilmek için de, bu kalite belgesinde yer alan Avrupa standartlarını yakalamak zorundayız.
Bu bir radikal reform sürecidir!
Modernleşmedir!
Atatürk'ün hedef koyduğu çağdaş uygarlık düzeyidir!
Onun içindir ki bu süreçte yol alan, yani AB rayında kalarak Avrupa yolculuğunu sürdüren bir Türkiye'de hayat kalitesi her geçen yıl yükselir.
Bu, yaşamsal bir konu.
Çünkü hayat kalitesi açısından dünyada ne yazık ki perişanları oynayan ülkeler arasında yer alıyoruz. Birleşmiş Milletler üyesi 180 ülke içinde ancak 90'lı sıralarda emekliyoruz hâlâ.
Türkiye'nin rayda kalıp AB yolculuğunu devam ettirmesi (AB'ye üye olması demiyorum) yalnız aş ve iş sorununu, yalnız kalkınma sorununu çözmek ve hayat kalitesini yükseltmek için değil, aynı zamanda Kürt sorunu açısından da çok büyük önem taşıyor.
Şunun altını çizin:
AB yolundan sapacak bir Türkiye, adına ister Kürt sorunu, ister Güneydoğu, ister bölücülük deyin, bu alanda başına çok daha büyük dert alır. AB rayından çıkan bir Türkiye'de geriye gidecek demokratik standartlar, büyüyecek işsizlik sorunu ve kabaracak milliyetçi-ulusalcı dalga yüzünden Kürt sorunu bugünkünden çok daha içinden çıkılmaz bir hal alacaktır.
Bunu hiç unutmayın.
Kürt sorunu azacak bir Türkiye'nin ise, özellikle 1990'ların kayıp yıllarında olduğu gibi, 'demokratik istikrarı'nı sürdürmesi, büyüme ve kalkınmaya daha çok kaynak ayırması, bunun için dışarıdan daha çok yabancı sermaye girişi sağlaması hayal olacaktır.
Kısacası:
Bir akıl tutulmasıyla AB'ye sırtına dönecek bir Türkiye, hiç kuşkunuz olmasın, derin bir istikrarsızlık çukuruna düşer. İşsizlik sorununu çözemez. İnsanının hayat kalitesini çağdaş standartlara çıkaramaz.
AB yolundan çıkacak bir Türkiye'de resmi deyişle bölücülük ve irtica çok daha büyük sorunlar haline gelir. Sözgelimi Kuzey Irak, Kerkük çerçevesinde bazı 'maceralar'a çok daha açık bir ülke oluruz.
Milliyet'in dünkü başyazısında isabetle belirtildiği gibi, AB konusunda Türkiye'nin vücut kimyasını bozmak isteyen Fransa gibi 'çağın ruhu'nu anlamaktan âciz bazı ülke ve odaklara rağmen Türkiye'nin yörünge sapmasından kaçınması sağduyunun ve ülke çıkarlarının gereğidir.
Şunu da unutmayın:
Avrupa'da Türkiye'yi AB dışında tutmak isteyenler yok sadece. Türkiye'nin AB üyeliğini Avrupa'nın siyasal, ekonomik ve stratejik çıkarlarına yapacağı katkı ve uygarlık buluşması açısından içtenlikle savunan başkentler, partiler, ciddi siyasetçiler ve odaklar da var.
Bu yüzden rayda kalmak, yani Avrupa yolculuğunu sürdürmek (bir kez daha, üyelik değil rayda kalmak diyorum) Türkiye'nin kesin olarak çıkarınadır.
Tersi, akıl tutulmasıdır!
Bir başka deyişle:
Çin'cilik çıkar yol değildir!
Papaza kızıp oruç bozmaya kalkışmayalım!
Akıl tutulması dizisinde üçüncü yazı yarın.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|