Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 12 Ekim 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Yeni bir 6-7 Eylül yaratmayalım...


Yine ipin ucunu kaçırmak üzereyiz....

Ulusalcılara gün doğdu.

Batı düşmanlarının keyiflerine diyecek yok. Hele Avrupa Birliği karşıtlarının, Fransa'daki Türk düşmanlarından hiç farkı yok. Fırsat bu fırsattır, kılıçlarını çekip kendilerini meydana atacaklar. Eğer bu heyecanları kontrol altına alamazsak, yeni bir 6-7 Eylül ile karşı karşıya kalabiliriz. Zira işin ucu kaçmak üzere...

Baksanıza, bu fırsattan istifade herkes, Fransız politikacıların saçmalamasından yararlanıp, onların üstünden kahramanlık gösterisine hazırlayıor.

Sinan Aygün, neredeyse her Fransız otomobilinin görüldüğü yerde yakılmasını isteyecek, Fransız elbiselerinin yırtılıp atılmasını, elinde veya üzerinde Fransız malı görülenlerin halka teşhir (!) edilmesini öneriyor.

Böylesine altın bir imkanı yakalayınca İşçi Partisi lideri Perinçek de boş durabilir mi? O da, Fransız avına çıkmaya hazırlanıyor. Tam onun istediği gibi havlaar puslu...

AKP, Milliyetçi Hareket Partisi'ne oy kaybetmemek ve daha da milliyetçi olduğunu gösterebilmek için, neredeyse gruplar halinde Fransa'ya gidip "Soykırım vardır" diye haykırmaya ve Fransız hapishanelerini doldurmaya hazırlanıyor.

Sıraya belediyeler girdi.

Cezayirliler fazla üstüne gitmezken, Türkiye'nin dört bir yanı, Cezayir soykırımı anıtlarıyla donatılmaya hazırlanıyor.

Bir parlamenterimiz, kaçak çalışan Ermeni avına çıkılmasını, bulunanların kulaklarından tutulup, sınır dışına atılmasını öneriyor... Bir diğeri Ermenistan ile aramızdaki havayolunun da kapatılması gerektiğini söylüyor.

En büyük merak, bu yarışı kimin kazanacağı.

Acaba, Fransızlar'ı en iyi kim hırpalayacak? Kim daha fazla zarar verdirebilecek?

Beni bu manzara telaşlandırıyor.

Ölçüyü kaybedebileceğimizden ve Fransa'yı cezalandıralım derken, kendi kendimize daha büyük zarar verebileceğimizden kaygılanıyorum.

Toplumu öylesine tahrik ederiz ki, sonradan yaşanacakları engelleyemeyiz.

Fransız ürünlerine boykot eylemi de dikkat gerektirir. Geçenlerde Yılmaz Özdil değindi. Çok doğru. Ermeni soykırımı olduğunu parlamento veya hükümet kararıyla açıklamış yetmişin üstünde ülke var. Bunların önemli bir bölümü, Fransa'nın ardından "soykırımı reddetmeyi cezalandırma" eylemine girebilirler. Böyle bir olasılıkta ne yapacağız? Her ülkeye boykot mu ilan edeceğiz?

Unutmayalım ki, Fransız yatırımlarını cezalandıralım derken, kendimizi de vuracağız. İnsanlarımızı işsizliğe mankum edeceğiz.

Peki ne yapalım?

Tepki göstermeyelim mi?

Gayet tabii göstereceğiz.

Önemli olan, Fransız kamuoyunu etkileyecek adımları atmaktır. Yoksa abartılı tepkiler, sokaklara dökülmüş yüzbinlerin çelenk koyup, Chirac ve Sarkozy'nin kuklalarının yakılması, Fransız mallarının tahrip edilmesi değildir.

Tepkilerini kontrol edemeyen bu halkı kışkırtmayalım. Fransa'ya DUR diyelim, ancak bunu uygar sınırlar içinde yapalım.

Kendimizi küçük düşürtmeyelim. Ülkemizdeki yabancı düşmanlığını körüklemeyelim.

6-7 Eylül olaylarının utancını ve verdiği zararı 50 yıl sonra hala ödüyoruz. Yenilerini eklemeyelim. Kendimize yazık etmeyelim.

* * *

TEHDİT ETSEN KÖTÜ, SUSSAN DAHA KÖTÜ…

Fransızlar'ın bilmedikleri, belki de umursamadıkları en önemli unsur, bizim vereceğimiz tepkidir. Pire için yorgan yakan bir toplumuzdur. Bazen tepemiz bir atar ve nerede duracağımızı bilemeyiz. Sonunda kendi kendimize zarar vereceğimizi bilmemize rağmen, kolay kolay geri dönmeyiz.

Şu günlerde herkes ayaklanmış durumda.

Başta siyasiler olmak üzere, her kafadan bir ses çıkıyor. Tehditler savuruluyor. Kim daha sunturlu bir tehdit üretebilirse, daha kahraman olacakmış gibi bir hava esiyor.

Peki bu tehditler bir işe yarıyor mu ?

Hayır.

Hiçbir işe yaramadığı gibi, aksine Ermeniler tarafından aleyhimize kullanılıyor. "Görüyor musunuz, Türkler Fransa'yı tehdit ediyor. Fransız kamuoyunu küçük düşürmek istiyorlar. Parayla sizi satın alacaklarını, tehdit ile boyun eğdireceklerini sanıyorlar" diye, Fransızlar'ı kışkırtıyorlar.

Peki ne yapalım?

Susup, hiçbir şey söylemeyelim mi?

O zaman, aynı Ermeniler, bu defa "Canım siz Türkler'e kafanızı takmayın. Ne yaparsak yapalım, onlar tepki göstermez ve bir süre sonra işler aynı şekilde devam eder"diyorlar.

Üstelik, 12 Ekim kararının ne zaman resmen yasalaşacağı da belli değil. Yıllarca sürebileceği gibi, birkaç hafta veya ay içinde de yasalaşabilir.

Anlatmaya çalıştığım nokta, hükümetin işi gerçekten çok zor.

Gösterilecek olan tepkilerin, geri dönüp bizi yaralamaması, sadece ağır sözler ve sert kelimelerle de yetinilmemesi, ancak aynı zamanda etkili bir baskı oluşturması da gerekiyor.

İşin içinden çıkabilmek son derece güç.

Ne olursa olsun, bu defaki adım Türk kamuoyunu son derece rahatsız etti. Yetti artık. Türkiye'ye pire için yorgan yaktıracak, nerede duracağını unutturacak bir noktaya geldik.

Eski Devlet Başkanı Mitterand'ın başlattığı yıllarca süren çabalar yok olup gidecek. Yine Ermeni iddiaları nedeniyle ilişkiler bozulmuş, 1992'den itibaren tekrar inşa edilmişti. O güzelim bina, Paris'teki birkaç akılsız yüzünden tekrar yıkılıyor.

Fransa önemli bir ülkedir. Kolayca vazgeçilemez. Uluslararası alanda ağırlığı vardır. Ancak bu son olay, artık bardağı taşırdı.

Fransız eğitimiyle (Galatasaray Lisesi) büyüdüğüm için, Fransızlar'ın dünyalarını ve nasıl düşündüklerini başkalarından daha kolay anlarım. Ancak emin olun, bugün yaşananları, bugünkü Fransız politikacılarının mantığını anlayamıyorum.

Ya benim bildiğim Fransa artık yok veya bana çok farklı bir Fransa'yı öğretmişler.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Fransa ve resmi tarih
FRANSA'DA bir kanun var; "Tarih kitaplarında ...
Çetin ALTAN
'Doğru' hiç iktidara gelmez, sadece düşmanları yok olur
Şöyle tepelerden objektif olarak bakıldığında...
Melih AŞIK
Karar gününde...
Bugün gözler ve kulaklar Fransa'da... Fransız...
Fikret BİLA
Chirac ile Teziç arasındaki mektuplaşma
YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Fransa'n...
Hasan CEMAL
Avrupa Birliği yolundan çıkmak!
Akıl tutulması ne demek? Türkiye'nin Avrupa B...
Güneri CIVAOĞLU
Ancak Ağar
DYP Genel Başkanı Ağar'ın "Dağa çıkıp kurşun ...
Can Dündar
Hitit güneşi söndü
Öykümüz 1930'larda Mussolini'nin bir söylevi...
Hurşit GÜNEŞ
Kur değişiminin getirdiği
Bu hafta açıklanan sanayi üretimi verileri di...
Doğan HEPER
Türkiye Batı kıskacında
BUGÜN 12 Ekim 2006 Perşembe.
Semih İDİZ
Türkiye-AB ilişkisi için çok sakıncalı
Türkiye'yi bu hafta ziyaret eden Avrupa Sosya...
Sami KOHEN
Fransa'ya verilecek ders...
KRİTİK gün nihayet geldi. Fransız Ulusal Mecl...
Hasan PULUR
Bu şehirde nasıl yaşanır?
BU şehirde yaşanmaz!
Derya SAZAK
Kore'nin bombası
Kuzey Kore'nin gerçekleştirdiği öne sürülen n...
Meral TAMER
TNT Ekspres'ten Baba Beni Okula Gönder'e destek
Gazetemizin Baba Beni Okula Gönder kampanyası...
Yaman TÖRÜNER
Banknot polemiği
Geçen hafta, 20 Yeni Türk Liralık banknottaki...
Güngör URAS
Üretimin önünü açmaya mecburuz
Ekonomi politikalarının hedefi halkın mutlulu...
Serpil YILMAZ
Türkiye enerji köprüsü
Avusturya'nın başkenti Viyana'da OMV'nin yıll...
M. Ali BİRAND
Yeni bir 6-7 Eylül yaratmayalım...
Yine ipin ucunu kaçırmak üzereyiz....

© 2006 Milliyet