|
 |
|
|
Kolaycı politikaların mancınığı, toplumsal bir öfke kabartmak...
Bendeniz de, Ankara'daki büyüklerimiz de biliyoruz ki; Fransa parlamentosunda oylanan "Ermeni soykırımını inkârı, suç sayan yasa"nın yürürlüğe girip, Fransa'da uygulanması hemen hemen mümkün değil.
Mümkün değil, çünkü Senato'dan da geçmesi gerek oylanan yasanın. Senato'dan geçtikten sonra, Fransa Başkanı'nın da imzası gerek. Tüm bu formaliteler tamamlansa dahi, yasayı Fransa Anayasa Mahkemesi'nde iptal ettirme yolu açık...
* * *
Ancak Ankara'daki büyüklerimiz, soğukkanlı bir yaklaşımla "yasa"yı şimdilik çok da önemsememek gerektiğini belirtmek yerine; Fransa'yı boy hedefi yapmayı ve hedefin bir anlamda simgelediği Hıristiyanlığa karşı, toplumsal ortak bir öfke kabarmasını pompalayıp durmayı yeğlemedeler.
Hani neredeyse duygusal bir savaş seferberliği başlamada...
* * *
Vatanseverlik yarışında ön almak isteyen yiğitler, hemen fırlayıp gidecekler Paris'e ve çıkan "yasa"yı çiğneme kahramanlığını kimseye bırakmayacaklar.
Bu arada Kürt sorunu, onca atıp tutmaya karşın Irak'ın bütünlüğünün gerçekleşememiş olması sorunu; hatta "irtica-laiklik" didişmeleri ikinci plana düşecek.
Ve çalkantılı bir seçimler yılında, "vatanseverlik" payesi de kimseye kaptırılmayacak.
* * *
Bendenizin kimseye akıl satmak, haddim değil ama; toplumda ortak bir öfke kabarması, genellikle içeride ve dışarıda beklenmedik belalara yol açıyor.
Mehmet Ali Birand'ın, önceki günkü "Yeni bir 6-7 Eylül yaratmayalım..." başlıklı yazısı da aynı kaygıları taşıyordu.
* * *
1955 yılının "6-7 Eylül"ünde neler olup bittiğini kısaca hatırlatmaya çalışalım:
1- DP iktidardaydı. Ekonomik canlanma durgunlaşmış ve bir bunalıma doğru kaymıştı. Hükümet-muhalefet ilişkileri gerginleştikçe gerginleşiyordu. Dış politikada Kıbrıs sorunu ısındıkça ısınıyordu.
* * *
2- 6 Eylül günü Selanik'te Atatürk'ün evinin bombalandığı haberi duyuldu. Yıllar sonra bombayı, Ankara tarafından görevlendirilmiş genç bir bürokratın attığı çıktı ortaya.
* * *
3- İstanbul'un çeşitli semtlerinde toplanan kalabalıklar Yunanistan'a karşı protesto gösterilerine başladılar ve gösteriler hızla azınlıkların ve özellikle de Rumların ev ve işyerlerine saldırı ve yağma eylemlerine dönüştü.
* * *
4- Derken eylemler, kiliselere ve Ortodoks mezarlıklarına yöneldi. Papazlar sünnet edilmeye, İzmir'deki Yunan Konsolosluğu yakılmaya kalkıldı.
* * *
5- Olayları bastırmakta polis yetersiz kalınca, askeri birlikler harekete geçti. İstanbul, İzmir ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi. İçişleri Bakanı Namık Gedik, görevinden istifa etti.
* * *
6- 5 bin kadar ev ve işyerinin yıkılıp yağmalandığı saptandı. Binlerce kişi tutuklandı.
* * *
7- DP iktidarı komünistleri suçladı, ama suçlama havada kaldı ve 27 Mayıs Devrimi'ne uzanan yolun taşları döşenmeye başladı.
* * *
Bizde politikacıların sık sık medet umduğu taktiklerin başında, belirli bir hedefe doğru toplumsal bir öfkeyi kabartma ve gerçek sorunları da unutturma gelir.
Ne var ki, bizde toplumsal öfke, hani neredeyse bir iç çatışmaya ve kent yağmasına dönüşmekte; önüne gelen, önüne geleni parçalayıp linç etmeye girişmekte...
Zaten bir "tehdit" modası da almış yürümüş durumda.
* * *
Kamuoyundan saklanmış olan gerçekler ise yıllar ve yıllar sonra ortaya çıkıyor.
1950'deki Kore Savaşı'na, hemen askeri bir tugay göndermiştik. Özellikle Kunuri'de gösterdiğimiz kahramanlıklar üstüne destanlar yazıyorduk.
* * *
Dünkü Star'ın manşetini görünce, bendeniz de dalıp gittim azıcık. Manşet şöyleydi:
"56 yıl sonra dile geldi, Hazin Sır - Kore gazisi Tuna Baltacıoğlu savaşın 56'ncı yıldönümünde ilk kez açıkladı: Bizden önceki birlikte İngilizce bilen yoktu. 'Çekilin' emri anlaşılamayınca 718 şehit verdik"
* * *
Kazara bu gerçeği o tarihlerde bir kalem sahibi yazsa, kim bilir başına neler gelir, kim bilir nasıl "hainlik"le suçlanırdı.
İşin gerçek yüzü, yıllar sonra ortaya çıktığında ise, durumu söndürmek kolay:
- Onlar geçmişte kaldı; biz geleceğe bakalım, dersin olur biter...
Sarıkamış'ta soğuğa karşı gerekli giysi yokluğundan donarak ölen 73 bin genç nefer için söylendiği gibi...
Sonra da, Enver Paşa'nın kapı kapı dolaşıp 5-10 lira rica eden kız kardeşi...
* * *
Hadi hoşgörünüze sığınarak bir topsöz yuvarlayalım biz de:
Kendi yazarlarını ezip yok etme sadizmine tutulmuş egemenlerin; başı bitten, alt tarafı hop oturup hop kalkmaktan hiçbir zaman kurtulamaz.
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|


 | Taha AKYOL | | 'Soykırım' ve ifade özgürlüğü FRANSIZ Milli Arşivi'nde bir belge: Doğu Seri... | |  | Çetin ALTAN | | Kolaycı politikaların mancınığı, toplumsal bir öfke kabartmak... Bendeniz de, Ankara'daki büyüklerimiz de bili... | |  | Melih AŞIK | | Ödül kimlere? Gazetelerde Türk kazandı, Türkiye kazandı, Tü... | |  | Fikret BİLA | | Baykal'dan Ağar'a dokundurma DYP lideri Mehmet Ağar'ın, "Dağda silahla gez... | |  | Hasan CEMAL | | 'Özgürlükçü Fransa'ya yakışmadı' New York'ta olan Orhan Pamuk'la dün öğleden s... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Artı üretmek... Büyük ve yıllanmış sorunların çözümünde uygul... | |  | Can Dündar | | Pamuk'un bulduğu semboller Dünkü gazeteleri saklayın: | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Üniversitelere kadın damgası Üniversitelerimizdeki kadın öğretim üyesi say... | |  | Semih İDİZ | | Nobel'in önemi bir gün anlaşılacak Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü kazanmış olması ... | |  | Sami KOHEN | | Fransa yüzünden rota değişir mi? Fransız Meclisi'nin kabul ettiği Ermeni yasas... | |  | Hasan PULUR | | Attilâ İlhan sen rahat uyu! ATTİLÂ İlhan nasıl anılır? Ölümünün birinci y... | |  | Derya SAZAK | | Sabahattin Ali'nin romanı Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma. ... | |  | Meral TAMER | | Hükümet, İslami holdingzedelere neden duyarsız? Adalet Bakanı Cemil Çiçek'i, 2000 yılında Alm... | |  | Yaman TÖRÜNER | | Rastlantılar zinciri Beş yıl önce, görülmemiş bir ekonomik kriz ya... | |  | Güngör URAS | | Avrupa, Türkiye'ye bizim verdiğimizden fazla önem veriyor Avrupa önem vermese, Türkiye ile neden uğraşs... | |  |  | M. Ali BİRAND | | Türkiye, Pamuk ile gurur duyuyor... Nobel ödülünün ne anlama geldiğini bilmeyenle... | |
|
|