Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Ekim 2006 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Özgürlükçü Fransa'ya yakışmadı'


New York'ta olan Orhan Pamuk'la dün öğleden sonra telefon sohbeti yaptık. Mutluydu, sevinçliydi.
Kendisini kutladım. Nobel'i almış olmasından dolayı çok sevindiğimi, kendisiyle gurur duyduğumu söyledim.
Orhan Pamuk da Milliyet'in dünkü birinci sayfasından çok mutlu olduğunu özellikle belirtti. Daha sonra, Milliyet'e aşağıdaki açıklamayı yaptı:
"Bu ödülü almanın bana büyük bir sorumluluk yüklediğini hissediyorum. Aynı zamanda Mevlana'dan Nâzım Hikmet'e, Yahya Kemal'den Yaşar Kemal'e, Şeyh Galip'ten Oğuz Atay'a, bütün büyük bir edebiyatın, bir kültürün ödüllendirildiğini hissettim.
Onun için bu ödülün önce Türkiye'de, sonra dünyada olumlu karşılanması beni çok mutlu etti. Hep tekrar ettiğim şey şudur: Bu ödül, önce Türkiye'ye, Türk edebiyatına, Türk kültürüne verilmiştir.
Tabii kişisel olarak ben de 32 yıllık romancılığımın dünyadaki en yüksek edebi ödülü verenler tarafından fark edildiğini, takdir edildiğini, övüldüğünü yaşadım.
Türkiye'nin şimdiye kadar bir Nobel'i yoktu. Bu ödülü Türkiye'ye getirmek şeref, mutluluk ve büyük bir sevinç kaynağı oldu benim için. Dünden bugüne beş yüzün üzerinde e-mail aldım. Bunların hepsine yetişemiyorum. Ama tümüne çok teşekkür ediyorum, hepsine teşekkürü borç biliyorum. Bir yazarın okurları tarafından sevildiğini ve takdir edildiğini görmesi gerçekten büyük bir mutluluk.
Yaşar Kemal'in sözleri beni çok mutlu etti. Onu aradım, telefonda olduğu kadar kucaklaştık. Başbakan Erdoğan bugün beni aradı, tatlı sözler söyledi, mutlu oldum."
Orhan Pamuk'a ben de yanıtı birçok çevrede merak edilen şu soruyu yönelttim:
"Fransız Millet Meclisi'nin 'Ermeni soykırımı yoktur!' diyenler için hapis cezası öngören kararı konusunda ne düşünüyorsun?"
Orhan Pamuk'un yanıtı şöyle oldu:
"Ben büyük Fransız kültürüne inanırım. Babamın kütüphanesinde Andre Gide'ler, Jean Paul Sartre'lar, Albert Camus'ler ile Voltaire ve Montaigne'ler yan yanaydılar.
Ayrıca, Emile Zola'dan Jean Paul Sartre'a kadar eleştiren, özgürlükçü yazar kimliğini de Fransızlar keşfetmiştir.
Ama Fransız Parlamentosu'nun son kararı, bu özgürlükçü Fransa'ya hiç yakışmadı. Yasaklarla, hiçbir ülke, hiçbir devlet büyümez. Hedefimiz düşünce özgürlüğüdür. İfadeyi açıklama özgürlüğüdür. Fransız Millet Meclisi'nin bu yasakçı kararı büyük bir yanlış olmuştur.
Ancak bizler Fransa'daki bu yanlış örneğe bakıp kendi özgürlüklerimizden asla vazgeçmeyelim.
Pire için yorgan yakılmaz!"

Akıl tutulması (4)
Koalisyon hükümetleri istemek!
Akıl tutulması ne demektir? Türkiye'de yine koalisyon hükümetleri istemektir akıl tutulması...
Neden?
Koalisyonlar Türkiye'de sorun çözmemiş, biriktirmiştir de ondan. Çözüm değil, sorun üretmiştir de ondan. Koalisyonlar döneminde Türkiye, siyasal ve ekonomik istikrarsızlık içinde çalkalanmıştır da ondan...
Kısacası:
Koalisyonlar, Türkiye'ye pahalıya mal olmuştur.
Kıbrıs sorunu, koalisyonların ürünüdür.
12 Eylül askeri yönetimini, bir başka koalisyon dönemi olan 1970'lerdeki Milliyetçi Cephe hükümetleri hızlandırmıştır. Bu cephe hükümetleridir aynı zamanda birinci petrol krizinin hemen arkasından radikal ekonomik reformlara el atamayan, Türkiye'yi 70 cente muhtaç bırakan...
Enflasyon yıllar yılı yenilemediyse, bunda aslan payı zayıf koalisyon hükümetlerinindir.
28 Şubat da yine bir koalisyon hükümetinin ürünüdür.
Güneydoğu'da yangının büyümesi yine 1990'ların koalisyon dönemine rastlamıştır.
2001 yılı Şubat ayında Türkiye, cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşayarak büyük bir yoksulluk çukuruna yuvarlandıysa, bu da zayıf koalisyon hükümetlerinin biriktirdiği ekonomik sorunlardan kaynaklanmıştır.
Özelleştirme konusuna köklü biçimde el atamayan...
KİT kamburundan Türk ekonomisini kurtaramayan...
'Bankacılık reformu'nu yıllar yılı savsaklayan...
Sosyal güvenlik reformunu yıllar yılı yapamayan...
Vergi reformunu unutan...
Tarım reformunu hatırlamayan...
Devletin iki yakasını bir araya getiremeyen, hesabı kitabı tutan bir devletten çok, gününü gün eden bir popülizm ile enflasyonu azdırdıkça azdıran...
Bir başka deyişle:
Ekonominin düze çıkabilmesi ve enflasyon belasından kurtulması için mutlaka yapılması gereken yapısal reformlar koalisyon hükümetlerinin gündeminde yalnızca lâf olarak yer almıştır.
Türkiye ekonomisinde yapısal reformlar gerçekleşmediyse, bunda zayıf koalisyon hükümetlerinin siyasal iradesizliği, kararsızlığı ve cesaretsizliği rol oynamıştır.
Kıbrıs sorunu yılan hikayesine döndüyse, bu yüzden dönmüştür.
Yargı reformu, eğitim reformu, sağlık reformu, korkulan ve yıllardır el atılamayan yerel yönetim reformu gibi temel konular, Türkiye'nin gündeminden uzak kalırken de, Ankara Türkiye'ye ayakbağı olan bir siyasal istikrarsızlığın içinde kıvranırken de, koalisyonlar damgasını vuruyordu Türkiye'ye...
Bu ülkede demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları çıtası yıllar yılı doğru dürüst yükseltilemediyse, 12 Eylül askeri yönetiminin bir deli gömleği olarak Türkiye'ye giydirmiş olduğu siyasal rejim demokratik bir yapıyla değiştirilemediyse, bu nedenlerle Türkiye'nin Avrupa yolculuğu geciktiyse, (DYP-SHP koalisyonu dönemindeki Gümrük Birliği adımını bunun dışında tutuyorum) bütün bunların faturası da koalisyonlara ve siyasal istikrarsızlığa aittir.
Altını çizin:
Bu açılardan özellikle 1990'ların koalisyon hükümetleri, Türkiye'ye çok pahalıya mal olmuştur.
1991-2001 arasındaki on yılı Türkiye'nin kayıp yılları olarak niteliyorum.
Bu yılları Türkiye yaşadıysa, bunun başlıca nedenlerinden biri de 12 Eylül askeri yönetiminin 'siyasal yasakları'dır. Bu yasaklar Türkiye siyasetini bölmüş, parçalamış, böylece siyasal istikrarsızlığa zemin hazırlamıştır.
Sorun biriktiren, sorun çözmek yerine sorun üreten koalisyon hükümetleri, Türkiye'yi 2001 şubat krizine sürüklerken, ülkeyi yolsuzluk ve hortumculuk batağına da çekmiştir.
Bütün bu kayıp yılların insanımıza faturası nedir biliyor musunuz?
1960'larda kalkınma yarışına birlikte çıktığımız Yunanistan'ın AB içinde bizi sollayıp gitmesi, biz hâlâ 4-5 bin dolarlarda sürünürken, kişi başına milli gelirini 16-17 bin dolara çıkarmasıdır.
Birleşmiş Milletler üyesi 189 ülke içinde Yunanistan, hayat kalitesi sıralamasında ilk 20'ye girebilirken, bizim hâlâ 90'lı basamaklarda sürünmemizdir.
Sonuç budur!
Nutuk çekmekle, cartla curtla bir yere gidilmiyor. Askeri darbelerle, zayıf koalisyon hükümetleriyle, siyasal istikrarsızlıkla gelmiş olduğumuz yer burasıdır.
Uzun lafın kısası:
Son dört yılın tek parti hükümetinin artıları eksilerine ağır basıyor. Ekonomik ve siyasal reformlar, Kıbrıs, AB ile üyelik müzakerelerini açan adımlar, Kürt sorunu ile ilgili yönelişler, bütün bunlar Türkiye'nin önünü kapatmamış, açmıştır.
Örneğin,Türkiye son dört yılda her yıl yüzde 7.83 ekonomik büyüme kaydetti. Milli gelir 180 milyar dolardan yine son dört yılda 360 milyar dolara çıktı.
AKP hükümetinin elbette eksikleri, eleştirilecek yanları, kuşku uyandırıcı boyutları vardır.
Ama bunlardan yola çıkarak Türkiye'de tekrar koalisyon hükümetlerini özlemek, istemek ve kotarmaya çalışmak bence akıl tutulmasıyla eşanlam taşır.
AKP'ye ciddi bir alternatif oluşturmak için siyasal çalışma yapmanın gerektiğine ben de inanıyorum.
Türkiye'de demokrasinin oturması ve siyasal istikrarın yerleşmesi açısından yaşamsal buluyorum AKP'ye alternatif konusunu.
Ancak bu çaba ve arayış, Türkiye'nin ciddi sorunlarına el atamayacak, Türkiye'yi yeniden istikrarsızlık batağına çekebilecek ne idüğü belirsiz, zayıf koalisyonlar olmamalı...
Yarın akıl tutulması dizisinde beşinci ve son yazı:
Türkiye'nin 2007 seçimlerini yüzüne gözüne bulaştırması!

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
'Soykırım' ve ifade özgürlüğü
FRANSIZ Milli Arşivi'nde bir belge: Doğu Seri...
Çetin ALTAN
Kolaycı politikaların mancınığı, toplumsal bir öfke kabartmak...
Bendeniz de, Ankara'daki büyüklerimiz de bili...
Melih AŞIK
Ödül kimlere?
Gazetelerde Türk kazandı, Türkiye kazandı, Tü...
Fikret BİLA
Baykal'dan Ağar'a dokundurma
DYP lideri Mehmet Ağar'ın, "Dağda silahla gez...
Hasan CEMAL
'Özgürlükçü Fransa'ya yakışmadı'
New York'ta olan Orhan Pamuk'la dün öğleden s...
Güneri CIVAOĞLU
Artı üretmek...
Büyük ve yıllanmış sorunların çözümünde uygul...
Can Dündar
Pamuk'un bulduğu semboller
Dünkü gazeteleri saklayın:
Abbas GÜÇLÜ
Üniversitelere kadın damgası
Üniversitelerimizdeki kadın öğretim üyesi say...
Semih İDİZ
Nobel'in önemi bir gün anlaşılacak
Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü kazanmış olması ...
Sami KOHEN
Fransa yüzünden rota değişir mi?
Fransız Meclisi'nin kabul ettiği Ermeni yasas...
Hasan PULUR
Attilâ İlhan sen rahat uyu!
ATTİLÂ İlhan nasıl anılır? Ölümünün birinci y...
Derya SAZAK
Sabahattin Ali'nin romanı
Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma. ...
Meral TAMER
Hükümet, İslami holdingzedelere neden duyarsız?
Adalet Bakanı Cemil Çiçek'i, 2000 yılında Alm...
Yaman TÖRÜNER
Rastlantılar zinciri
Beş yıl önce, görülmemiş bir ekonomik kriz ya...
Güngör URAS
Avrupa, Türkiye'ye bizim verdiğimizden fazla önem veriyor
Avrupa önem vermese, Türkiye ile neden uğraşs...
M. Ali BİRAND
Türkiye, Pamuk ile gurur duyuyor...
Nobel ödülünün ne anlama geldiğini bilmeyenle...

© 2006 Milliyet