|
Üniversitelere kadın damgası
Üniversitelerimizdeki kadın öğretim üyesi sayısı, dünyayla kıyaslandığında çok iyi seviyede. Bilim kadınlarımızın oranı da yine bir hayli yüksek. Ama rektörlük koltuğunda oturanların sayısı o kadar fazla değildi.
Ama son dönemde yapılan rektörlük seçimlerinde kadın adayların başarılı oldukları dikkati çekiyor. Görünen o ki şu anda dört olan kadın rektör sayısı önümüzdeki birkaç hafta içerisinde daha da artacak.
TÜBİTAK'ın başında da yine bir bilim kadınının bulunduğu dikkate alındığında, genç kızlarımıza örnek olacak isimlerin sayısının artması gelecek açısından umut verici.
Çünkü, dünya bilgi çağının da ötesine geçip bilişim çağını yaşıyor. Ve bu çağı yakalamak, tek başına erkeklerle mümkün değil. Hemen her konuda olduğu gibi bilim alanında da, kadınlarından yeterince yararlanamayan bir Türkiye'nin çıtayı en tepelere yükseltmesi, zorun da ötesinde imkânsız hale gelir.
Söz artık gençlerde
Milletvekili seçilme yaşının 25'e indirilmesi çok önemli bir gelişme. Nüfusumuzun yarıdan fazlasının 25 yaşın altında olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu kararın bugüne kadar alınmaması büyük bir eksiklikti. Geç de olsa bu kararı alan tüm partileri canı gönülden kutluyoruz. TBMM, son yıllarda belki de ilk kez 25 yaş konusunda ortak bir noktada buluştu. Bu da gösteriyor ki, önümüzdeki seçimin odak noktası gençler olacak.
Peki gençler bu görevi layıkıyla yapabilecekler mi? Eğer doğru isimler seçilirse, kesinlikle bu görevin üstesinden geleceklerdir. Yok eğer eş, dost, ahbap kontenjanıyla 25'lik gençler TBMM'ye taşınacaksa, bunun hiçbir anlamı olmayacaktır.
Umarız bu konuda kadınlara uygulanan ambargo gençler için de geçerli olmaz. Elbette parlamentonun yarısı gençlerden oluşsun demiyoruz. Ama sayıları 8-10 kişiyle de sınırlı kalmamalıdır.
Gençler de artık siyasi konularda daha aktif hale gelmeliler. Görev verilmez, alınır mantığıyla kendilerine böyle bir teklifin gelmesini beklemeden, bu göreve hazır olduklarını gidip siyasi partilere anlatmalılar. Tabii ki bugüne kadar yaptıkları ve gelecekte yapmayı düşündükleriyle, elleri dolu dolu giderek...
Cumhurbaşkanı Sezer, 26 Eylül'de TBMM'de kabul edilen Özel Öğretim Kurumları Yasası'nın özel okullardan hizmet satın alınmasını öngören 12. maddesini veto etti.
Sezer, geri gönderme gerekçesinde, kimi çevrelerce açılan özel okullardan, devletin hizmet satın almasının laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti niteliklerine uymayan insanlar yetiştirme anlamı taşıyacağını belirtiyor.
Bu kaygılar, yasanın TBMM'de görüşülmesi sırasında CHP milletvekillerince de dile getirilmişti.
AKP, şimdi Çankaya'nın bu tedirginliğini dikkate alıp yasadan bu maddeyi çıkartacak mı, yoksa aynen geçirip yeniden mi Çankaya'ya gönderecek, göreceğiz.
Hatırlanacağı gibi, bir önceki yasa tekliflerinde de özel okullarda öğrenim gören öğrencilere, 1000 YTL'lik para yardımı ve vergi indirimleri öngörülüyordu...
Yasanın bir başka tartışmalı maddesi ise devlet okullarında çalışan öğretmenlerin, özel okullara yönlendirilmesi. Eğitim açısından bu sakıncalı durum, devlet okullarının içini boşaltmakla kalmayacak, öğretmenleri de birbirine düşürecektir.
Asıl görevleri devlet okullarındaki kaliteyi yükseltmek olan öğretmenler, şimdi hangi özel okulda ya da dershanede ek iş bulurum'un peşine düşeceklerdir. Tıpkı devlet üniversitesinde dersler boş geçerken ya da asistanlar derslere girerken, profesörlerin vakıf üniversitelerine koşup öğrencilerini ihmal ettikleri gibi.
Yasa yeniden düzenlenirken, umarız bu durum yeniden gözden geçirilir. Yoksa, okullara en büyük "kazığı" başkaları değil, MEB'in ta kendisi atmış olur.
Dahası, Sezer, ikinci kez gelişte kerhen imzalasa bile, yasanın Anayasa Mahkemesi'nden dönme olasılığı bir hayli yüksek görünüyor.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|