|
Sabahattin Ali'nin romanı
Başın öne eğilmesin / Aldırma gönül aldırma. Sabahattin Ali'nin Sinop Cezaevi'nde kaleme aldığı bu dizeler, 1930-40'lı yıllardan itibaren yazgısı değişmeyen aydınların, "komünist" takibatı nedeniyle kimi yurdundan, kimi canından olan, linç edilmeye çalışılan Nâzım'ların, Sertel'lerin direnişini simgeler. 12 Mart'ın ve 12 Eylül'ün karanlık günlerinde devrimci gençlik için de bir umut ışığı olmuştu Sabahattin Ali'nin şiirindeki deli dalgalar:
Görecek günler var daha / Aldırma gönül aldırma.
Değerli araştırmacı, gazeteci yazar Hıfzı Topuz, Sabahattin Ali'nin romanını yazdı: (Başın Öne Eğilmesin, Remzi Kitabevi)
Sabahattin Ali, 1930'larda şiir ve öyküleriyle saygınlık kazanmış bir düşün adamıydı. Almanya'daki eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul'da Zekeriya Sertel'in kurucusu olduğu Resimli Ay dergisinde yazmaya başlamıştı. Dergide, o günlerde Nâzım Hikmet'in "Putları yıkıyoruz" diye başlattığı bir edebiyat tartışması sürmektedir. Nâzım Hikmet yıllar sonra Sabahattin Ali'nin Çekoslovakya'da basılan İçimizdeki Şeytan kitabına yazdığı önsözde şöyle diyecekti:
"Bugün olduğu gibi o günlerde de demokrasi düşmanları, faşistler, Turancılar, emperyalizm ajanları tek cephe oluşturmuşlardı. Bu birleşik cepheye karşı Resimli Ay da yayınlarıyla tam bir cephe kurmuştu.
"Putları yıkıyoruz" tartışması gerçekte, siyasal demokratik hakları savunuyordu. Bunun sonucu olarak Resimli Ay Matbaası basılıyordu. Başta Zekeriya Sertel olmak üzere Sabiha Sertel ve ben linç edilmek istenmiştik. (Serteller, daha sonra Tan Matbaası'nın yakılması olayını yaşadılar.)"
Nâzım Hikmet 1960'da Viyana'da Sabiha Sertel'le buluştuğu zaman, "Putları yıkıyoruz" kampanyasını neden açtıklarını anlatırken özeleştiri yapar:
"Abdülhak Hamit milli şair değilmiş, memleket konularıyla ilgilenmezmiş, proleter şairi değilmiş. Saltanat devrinde bunu nasıl beklerdik? Namık Kemal bir vatan şairiydi, Abdülhamit'in diktatörlüğüne karşı savaştı, bu yüzden sürgünlerde çürüdü. Biz bunların hepsine çattık. Proleter şairi, aşk şairi yaramaz dedik, doğayı ve insanı unuttuk..."
Sabahattin Ali, insanı, hayatı yazan bir şair, hikâyeci, romancıydı.
"Sovyet ajanı", "TKP sempatizanı" diye takibe alındı. Mahkemelerde, cezaevlerinde süründürüldü. "Beni öldürecekler" diye korkuya kapıldığı bir anda tuzağa düşürüldü. Yurtdışına çıkmaya çalışırken Istranca Dağlarında öldürüldü!
Orhan Pamuk'a yönelik kampanya 1930-40'larda Nâzım Hikmet'in, Sabahattin Ali'nin, Zekeriya Sertel'in başına gelenlerden çok mu farklı?!
dsazak@milliyet.com.tr
|
|