Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 15 Ekim 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Cenazede düşündüm ki...


Gazeteye gelmeden önce bir aile büyüğümüzün ve bir dostumuzun genç oğlunun cenazeleri için Teşvikiye Camii'ndeydim. Birincisi 90'ına varmıştı. "Zamansız" denemez. Diğeri ise henüz 30'unda...
Ailesi, aile dostları, arkadaşları, sarsıla sarsıla ağlayanlar...
Üstelik ana-baba, önce diğer oğullarını henüz 16 yaşındayken yitirmişlerdi. Bu delikanlının üzerine titriyorlardı. Ne var ki... Onu da, bir türlü çaresi bulunamayan kötü hastalık aldı götürdü.
Cenazede o "yas" görüntüleri arasında dehşet verici bir gerçeği fark ettim.
Yıllar var ki... Hiçbir şehit cenazesine gitmedim.
Herhalde, benim durumumda olan diğer gazete yazarı meslektaşlarım da öyle...
Şehit cenazelerinde, babalarını, oğullarını, eşlerini, kardeşlerini, arkadaşlarını, silah arkadaşlarını yitirenlerin ve onların komutanlarının acılarını, ruh hallerini bütün sıcaklığıyla ve derinliğiyle aynı mekânda, aynı havayı soluyarak paylaşmıyoruz.
Belki de bu acıları, satırlarımıza, yeterince içimizden koparcasına yansıtamıyoruz.
Bir siyasi parti kongresine, bir basın toplantısına, Brüksel'de AB tarihi karar açıklamalarına gitmek gibi şehit cenazeleri de -en azından kendi adıma- bir gazetecilik görevi...
Toplumun nabız atışlarını yansıtıyorsak, nabzı tutmalıyız.
Şehit haberleri, istatistik rakamı olmamalı.
.......................
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın "yankılar" kadar "tepkiler" de üreten söylemleri için satırlarım "devam edeceğim" diye bitiyordu. Araya Fransa'daki "komedi oylama" ve "Orhan Pamuk'a Nobel ödülü" yazıları girdi.
Şimdi devam edebiliriz.
Özellikle Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt Paşa'nın Milliyet'te yayımlanan sert açıklamasıyla konu daha da duyarlı hale geldi.
......................
Önce...
Ağar'ın "Ben başbakan olursam, asker konuşmaz" mesajını yansıtan sözleri...
Bunu ben, "Bölücü teröre karşı öyle etkin ve başarılı olmayı hedefliyoruz ki, askerin zaten konuşmasına gerek kalmayacaktır. Bizim icraatımız askerin duyarlılıklarını da kapsayacaktır" diye algılamak istiyorum.
Ağar da bunu söylemeyi amaçlamış olmalı. Çünkü... Yaşam çizgisi askerle genişleyen bir açı değil, tersine, dar açılı bir doğrultuda ilerlemiştir.
Ama... Bu amacıyla yeteri kadar örtüşen bir kelimeler dizisi oluşturduğunu söyleyemem.
"Ben öyle bir sivil iktidar olurum ki, asker konuşamaz" diye de algılanabilir.
Büyükanıt Paşa'nın "O zat, başbakan da olsa, konuşurum" demesi bunun göstergesidir.
Fakat... Büyükanıt Paşa'nın tepkisini asıl, Ağar'ın "Dağda silah sesleri yankılanacağına, düzde politika yapsınlar" söylemi tetiklemiş olmalı.
Son haftalarda, bir filmi oluşturan kareler gibi "birbirinin devamı" izlenimleri veren oluşumlar ve "senaryo yazıldı" diye yorumlanan "genel af" söylentileri, "duyarlı" bir ortam yaratmıştır.
İçeride ve dışarıda dirsek temaslarıyla "derinden" hazırlandığı ve uygulamaya konulduğu kuşkuları veren bu "genel af" senaryo iddiaları, Ağar'ın, "düze inip politika yapsınlar" söylemiyle aynı günlere rastlayınca, farklı mercek altında görüldü.
Ağar, herhalde bütün geçmişini silip atacak böyle bir yanlışlığa sapamaz. "Değişmeye" hakkı olmayanlardandır.
Bir gün önceki telefon konuşmamızda da bu izlenimi aldım.
Gençlere dağ yollarını kapatan, siyaset yoluna "tek yön" geçit veren bir strateji önerdiğini ve bu konuda katkı sunmaya hazır olduğunu söyleyebilirim.
Ancak... Bu konuda da amacıyla örtüşen daha açık, net ve farklı yorumlara çekilebilecek esneklik payı olmayan "kelime dizileri" seçmeli.
Sadece... Büyükanıt Paşa'nın dile getirdiği asker duyarlılığı nedeniyle değil, o duyarlılığı paylaşan insanlarımız ve kendisine oy verecek tabanı için de ifade formülasyonu çok önemli.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Vız gelir durum murum, kodum mu oturturum
Nedendir bilinmez, insanın aklına bazen bir N...
Melih AŞIK
Soykırım kıyağı!
Ermeni, Süryani, Pontus... Tarihleri aynı zam...
Fikret BİLA
'Anneler arasında ayrım yapmayız'
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, ...
Hasan CEMAL
2007'yi yüzüne gözüne bulaştırmak!
Akıl tutulması dizisinin son yazısı bugün. İl...
Güneri CIVAOĞLU
Cenazede düşündüm ki...
Gazeteye gelmeden önce bir aile büyüğümüzün v...
Can Dündar
"İşin sırrı, yazdığını yırtıp atabilmektir"
Eskiden ben geceleri çalışırdım. Bütün şehir...
Abbas GÜÇLÜ
Gökova, Akyaka, Dalyan, Köyceğiz
Türkiye'nin dört bir yanı bir cennet. Gökova,...
Hasan PULUR
Kanuni, Fransa Kralı ve Cezayir...
FRANSA'ya o kadar kızdık ki, -haklı olarak- n...
Derya SAZAK
Ödül
Orhan Pamuk'un 2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü k...
Meral TAMER
Nobel Barış Ödülü'nün sahibi dostum olur!
Bangladeşli ekonomist Muhammed Yunus ve kuruc...
Ece TEMELKURAN
Tatil geldi. Haydi lobotomiye!
Klişe kovasına batırılıp çıkarılmış tatil fot...
Osman ULAGAY
Orhan Pamuk Nobel'i nasıl aldı?
Romancımız Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödül...
Güngör URAS
Nobel Ödülü'nü Pamuk'un alması Türkiye için önemli
Nobel Ödülü önemli. 1900 yılından bu yana tek...
Serpil YILMAZ
OMV'nin Başkanı Ruttenstorfer: Nabucco anahtar proje olacak
Orta ve Doğu Avrupa`nın önde gelen petrol ve ...

© 2006 Milliyet