Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 15 Ekim 2006 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tatil geldi. Haydi lobotomiye!


Klişe kovasına batırılıp çıkarılmış tatil fotoğrafları vardır. Kadın veya adam tropik bir adanın beyaz kumları üzerindeki şezlonga uzanmıştır. Bir elinde, işte efendim egzotik içkisi, öteki eli deryalara dalmış gözünün üzerinde siper edilmiş. Velhasıl bir rahat, bir gamsız, tatilin tüm hücrelerine kadar somurma hali...
Fakat ben ne zaman bu fotoğrafları görsem tatilden ters yöne doğru kaçasım gelir. Son yıllarda nedense "Çalışalım! Yıkılana kadar çalışalım!" ekolünün izleyicisi hatta giderek savunucusu olmamdan kaynaklanmıyor bu.
Yakında evin kapısına "Arbeit macht frei" yazacak kadar çok çalışmaktan da kaynaklanmıyor. Daha ziyade tatilin çalışmaktan daha yorucu bir şey olmasından kaynaklanıyor. Çünkü ben o fotoğrafa bakınca korkunç bir şey görüyorum. Kendimi oraya oturmuş gibi, yapacak hiçbir şey yokken duruyor gibi görüyorum. Ve işte bu durum bendenize bir felaketi çağrıştırıyor.
Çünkü durmadan çalışan kafaları tatile salarsanız o kafalar orada da çalışıyor. "Onu doğru mu yaptım? Ötekine şunu yanlış mı dedim? Öyle mi yapsaydım? Böyle mi etseydim?"...
Böyle bitmez tükenmez, insanın içini yiyen bin türlü düşünce. Ben ne yapayım beyaz kumları, egzotik kokteylleri. Delirir insan gibi geliyor. Bu yüzden işte tatil anlayışında bir çığır açılması gerektiğini düşünüyorum. Şöyle ki...
Tatil acenteleri bizim gibi kafası bir türlü rahat durmayan insanlar için "geçici lobotomi" servisi sağlamalı. Tatile giderken giriyorsun acentenin ayarladığı hastaneye. Narkozu alıyorsun. Beyninin bir kısmını itinayla yerinden çıkarıyorlar. Oh mis gibi! Sonra artık gidiyorsun yatıyorsun kumlara, öyle boş boş bakıyorsun denize. Dönüşte bavullarla birlikte hemen hastaneye uğruyorsun, takıyorlar yine endişelerini yerine. Nasıl?

Çocuk ve ev kadınındır!
Bu bir ahlaki mesele olarak mı düşünülmeli acaba? Yoksa içgüdüler ve doğa meseleyle ilgili ne demişse ona mı kulak vermeli? "Çocuklar kadınındır" demiş bulundum geçenlerde, "Olayın erkekle çok ilgisi yoktur". Yani bir adamdan o adama haber vermeden çocuk yapma hakkı vardır kadının. Eğer adamdan bir şey beklemiyorsa elbette. Her şeyi bir başına yapmaya cesareti ve takatı, herhangi bir şey talep etmeyeceğine dair sözünü tutacak onuru varsa kadının, erkeğe haber vermeli midir hamile kalırken? İlla ki mi yani?
Erkekler çok sinirleniyor bu konuya. "Benim de istememe hakkım var" dedi biri. Bir diğeri, "Ben baba olmaya hazır hissetmiyorsam aldırılmalı çocuk" dedi. Ben de sinirlendim doğal olarak ve dedim ki:
"Karın benim, çocuk da karnın içinde! Ne yapacaksın?"
Çocuk karnın içinde büyüyor ve oluyorsa kadınındır demek isterim.

Ağar 'bitti'. Şimdi reklamlar!
Daha sonra bu konu üzerine uzun yazacağım tahmin ediyorum. Ama şimdi kısaca şöyle bir şey söylemek istiyorum:
Dün Milliyet'te yayımlanan Büyükanıt röportajı çok ilginçti. Ağar'ın Kürt sorunuyla ilgili "af çıkaralım" önerisi, koskoca Mehmet Ağar'ın bile "aforoz" edilebileceğini gösterdi. Ve Ağar belki de ilk kez "gayri meşru" bir zeminde durmanın neye benzediğini gördü. Yalnız kalmanın... Anlaşılmamanın... Merak ediyorum. Nasıl hissediyor acaba şimdi kendini? Yıllar yılı "bölücülükle" suçladığı insanlar gibi mi? Ve acaba televizyonlarda dönüp duran Ağar reklamları şimdi eski etkiyi yapabilecek mi?

ecetem@hotmail.com








Çetin ALTAN
Vız gelir durum murum, kodum mu oturturum
Nedendir bilinmez, insanın aklına bazen bir N...
Melih AŞIK
Soykırım kıyağı!
Ermeni, Süryani, Pontus... Tarihleri aynı zam...
Fikret BİLA
'Anneler arasında ayrım yapmayız'
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, ...
Hasan CEMAL
2007'yi yüzüne gözüne bulaştırmak!
Akıl tutulması dizisinin son yazısı bugün. İl...
Güneri CIVAOĞLU
Cenazede düşündüm ki...
Gazeteye gelmeden önce bir aile büyüğümüzün v...
Can Dündar
"İşin sırrı, yazdığını yırtıp atabilmektir"
Eskiden ben geceleri çalışırdım. Bütün şehir...
Abbas GÜÇLÜ
Gökova, Akyaka, Dalyan, Köyceğiz
Türkiye'nin dört bir yanı bir cennet. Gökova,...
Hasan PULUR
Kanuni, Fransa Kralı ve Cezayir...
FRANSA'ya o kadar kızdık ki, -haklı olarak- n...
Derya SAZAK
Ödül
Orhan Pamuk'un 2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü k...
Meral TAMER
Nobel Barış Ödülü'nün sahibi dostum olur!
Bangladeşli ekonomist Muhammed Yunus ve kuruc...
Ece TEMELKURAN
Tatil geldi. Haydi lobotomiye!
Klişe kovasına batırılıp çıkarılmış tatil fot...
Osman ULAGAY
Orhan Pamuk Nobel'i nasıl aldı?
Romancımız Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödül...
Güngör URAS
Nobel Ödülü'nü Pamuk'un alması Türkiye için önemli
Nobel Ödülü önemli. 1900 yılından bu yana tek...
Serpil YILMAZ
OMV'nin Başkanı Ruttenstorfer: Nabucco anahtar proje olacak
Orta ve Doğu Avrupa`nın önde gelen petrol ve ...

© 2006 Milliyet