Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 16 Ekim 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Emekli İsveç Büyükelçisi Henrik Liljegren anılarını yazdı:
"Bu kitap benim görebildiğim kadarıyla dünyanın yakın tarihi"

Dünyanın çeşitli ülkelerinde görev yaptı ama onda en çok iz bırakan ve ayrılamadığı tek ülke Türkiye oldu. Eşi Nil ile birlikte altı ay İstanbul'da, altı ay Stockholm'de yaşamlarını sürdürüyorlar. "Tallinn'den Türkiye'ye Bir Diplomatın Anıları" adlı kitapta anılarını anlatan Henrik Liljegren, "Kendimi ruh olarak Türk hissediyorum" diyor

FATİH TÜRKMENOĞLU

İki kez Türkiye'de İsveç büyükelçiliği yaptı Henrik Liljegren. Şimdi Atlantik Konseyi başkanı. Türk karısına hâlâ aşık...
"Tallinn'den Türkiye'ye Bir Diplomatın Anıları" (Merkez Kitapçılık) isimli kitabını okudum ve kapılarını çaldım. Yıllar önce, o daha büyükelçiyken, Türkiye ve AB ilişkileri konusunda, Ankara'da rezidansta kısa bir röportaj yapmıştım.
Henrik ve Nil Liljegren'le uzun bir gün geçirdik. Kitapla başlayıp eskilere uzandık. Evliliklerini, tanışmalarını, yasak aşklarını konuştuk. Türkiye'yi, Kıbrıs'ı, Ecevit'i, AB'yi konuştuk. Salacak'a gidip yürüyüş yaptık, Nil hanımın enfes kurabiyelerinden yedik. Çok şey paylaştık, durmadan güldük. Bazen de acılı günler çıktı karşımıza; ağlaştık.

1936'da Estonya'nın Tallinn şehrinde başlayan bir hayatınız var...
Evet, dört yaşına kadar orada yaşadım. İlk çocukluk yıllarıma ait hatıralarım o kadar canlı ki ben bile şaşırıyorum bazen.

Hatırladığınız her şey de kitabınızda.
Öyle. Bu kitap benim ve görebildiğim kadarıyla dünyanın yakın tarihi.

Kitabınızda okudum, KGB babanızı almaya gelmiş. Doğru mu?
Ben şahit olmadım ama doğru. Babam geleceklerini hep biliyordu zaten. O dönemlerde KGB'nin adı NKVD idi. Bir gece saat 4'te kapıyı çalmışlar. Babam ormana gidip kurtulmuş.

Sonra da Almanlar geliyor...
Almanlar bütün Sovyet askerlerini kovdular. Babam işine döndü. Ama bu defa da Gestapo çıktı karşımıza! Babam da Estonya'yı terk etmek zorunda kaldı ve bizden üç yıl sonra İsveç'e geldi.

Sizin annenizle beraber İsveç'e kaçış hikayeniz de çok ilginç.
Evet, son gemiyle gittik İsveç'e. Hâlâ kamaradaki gaz lambasının kokusunu hatırlarım...

Estonya vatandaşıydınız, değil mi? İsveç pasaportu almanız çok zor oldu mu?
Sekiz yıl sürdü. Annem İsveçliydi, babamla büyük bir aşkla evlenip ülkesinden ve vatandaşlık haklarından vazgeçmiş.

"Türkiye büyükelçiliği iyi bir kariyer sıçramasıydı"

Göç etmek ne kadar zor!
Evet öyle ama bizim akrabalarımız vardı, işi biraz daha kolaylaştırdı. Gider gitmez teyzemin çiftliğine yerleştik. Enişteme yardım ettim, ineklerin bakımından ben sorumluydum, hem de daha dört yaşındayken! İlk işimdi, haftada bir kron kazanıyordum. Bir aralar ciddi olarak çiftçi olmayı hayal ettim!

Dışişleri Bakanlığı'na keskin bir dönüş yapmışsınız.
Bir yaz Ohio'da çiftçilik denedim daha sonra. O tecrübenin ardından çiftçilik defteri kesinlikle kapandı! Liseyi ABD ve İsveç'te okudum. Sonra da Stockholm'de hukuk fakültesine gittim. Amacım da Dışişleri'ne girmekti.

Hangi ülkelerde çalıştınız?
İlk görev yerim Tokyo oldu. Sonra Batı Berlin, Paris, Türkiye, ABD ve gene Türkiye. Dışişleri mensupları aralarda hep ülkelerine dönerler ya, ben de İsveç'te "Yunan cuntası" hakkında araştırma yaptım.

İlk kez ne zaman geldiniz Türkiye'ye?
1982'de İsveç'in Türkiye büyükelçisi oldum. İyi bir kariyer sıçramasıydı. Türkiye'ye gelmeden önce de Olof Palme için çalışmıştım.

"Evren bana 'Bir Türk kızıyla evlen' dedi"

Türkiye'de yaşamaya başlamak için pek de rahat bir zaman değil 1982...
Türkiye'yi tanıyordum önceden. Hem de "Yunanistan'a demokrasiyi getiren ülke" olarak! Türkiye'nin Kıbrıs'a girmesi, Yunanistan'da cuntanın düşmesine sebep oldu. İlk geldiğimde Ecevit ev hapsindeydi. Onu ziyarete gittim. Memnun oldu.

Kıbrıs meselesini konuştunuz mu?
Tabii. Avrupa Parlamentosu Kıbrıs'ı dışlamıştı, Türkiye'yi atma niyetindeydiler. Oysa ben Türkiye'nin demokrasiye doğru yelken açtığı inancındaydım. Komutanlar geldiği zaman, bakanlığa bir not yazdım ve "Bu Avrupa demokrasisi için bir gerilemedir" dedim. Kenan Evren bundan çok mutsuz olmuştu. İlk karşılaştığımızda, "İsveç bizi eleştiren ilk ülke oldu. Yönetime geldiğimizde neden demokrasinin yenilgisi olduğunu söylediniz?" diye sordu.

Eminim daha sonra Evren'le ilişkilerinizi düzelttiniz.
Sanıyorum Evren kişisel olarak hakarete uğradığını hissetti. Kişisel bir şey olmadığına dair garanti verdim. Sonra evli olmadığımı öğrendi ve "Bir Türk kızıyla evlen" dedi.

"Nil'de Ölüm'ü izlerken Nil'e aşık oluverdim"

Ve siz de evlendiniz!
Öyle oldu... O yıllarda Ankara'nın eğlence hayatı pek parlak değildi. Sadece evlerde ve elçiliklerdeki toplantılar vardı. Hollanda Büyükelçiliği'nde film partisine davetliydim, videodan "Nil'de Ölüm" gösteriliyordu. Nil ve eşi de partideydi. Onun çekim alanına girdim ve film boyunca sohbet ettik. Eşini de çok sevdim ama Nil benim ruh ikizimdi, emindim.

Emekliliğe karar vermeniz zor olmuştur...
2001'de emekli oldum. Türkiye son görev yerimdi. Artık kendimi ruhen bir Türk gibi hissediyorum ve Türkiye'yi çok seviyorum.

"Türkiye de AB de değişiyor"


Türkiye-AB ilişkilerinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye birçok konuda inanılmaz adımlar attı ama üyeliğe giden yol zor ve zaman zaman da kesintiye uğruyor. Türkiye değişiyor, AB değişiyor. Türkiye'ye karşı bir yapılanma var bugünlerde. Burada da AB karşıtlığı olmaya başladı. Uzun vadede bir yerlerde buluşulacak.

Türkiye'nin rolü ne olmalı?
Kesinlikle sağlam demokrasi. Bu bölgedeki sağlam demokrasi. Türkiye diğer ülkelerle nasıl ilişki kuracağını çok iyi biliyor. Laikliğiyle, kültürüyle, gelenekleriyle çok özel ve güçlü bir ülke. Türkiye hazır olduğunda konuşulacak. Aslında bir bakıma Türkiye için karar vermek, AB için karar vermektir.

Nil Liljegren: "Henrik 'merhaba' diyor, ben eriyorum!"


Başkasıyla evliyken Henrik'e aşık oldunuz...
Allah kimseye vermesin, adam "merhaba" diyor, ben eriyorum! Titriyorum, hem de nasıl... O zamanki kocama "Alkım, başkasına aşığım, ayrılalım" dedim. "Gençsin, güzelsin, geçer" dedi bana. Hayatım kaydı... Annem-babam perişan, etrafta dedikodular... Ama her kartımızı dürüst oynadık, kimsenin arkasından oyun çevirmedik.

Henrik de Alkım beyin arkadaşıydı, değil mi?
Tabii. O hemen gidip Alkım'la konuştu, "Karınıza aşığım" dedi.

Evliliğiniz sürerken bir yandan da aşkı nasıl yürüttünüz?
Paris'e gidiyoruz, Henrik'le ilk kez baş başa buluşmaya karar verdik. "İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda buluşalım" dedi. Aşağıdaki lokantada, kuytu bir yere oturduk. Şef garson geldi, "Efendim, broşür için resminizi çekmek istiyoruz, Türkiye için çok önemli" demesin mi? Yemekleri bırakıp çıktık. Bir de ne görelim, kapıda Alkım'ın arkadaşı olan protokol şefi Çin heyetini gezdiriyor! Hiçbir şey yapamadık; ne konuştuk ne de el ele tutuştuk. Kimseye görünmeden, sütunların arkasına saklandık. İşte en büyük flörtüm buydu!

Hemen Paris'e gittiniz...
Henrik'e Allahaısmarladık bile diyemeden hem de... Şimdi milletvekilleri neler yapıyorlar, o zaman durumlar farklı. Neyse, Paris'te İtalyan Sefareti'nin partisinden döndük. Alkım yattı ve uyanmadı. 42 yaşında kalp krizinden öldü.

Sonra?
Hemen kayınvalideme, İstanbul'a döndüm. Üç ay sonra Ankara'ya geldim. Henrik aramıyor bir türlü. Macaristan büyükelçisinin karısı Clara beni sefarete davet etti. Henrik de orada, Clara ayarlamış! Benim saçlarım bembeyaz olmuş, elim ayağım titriyor.

"Ben sefire doğdum"

İlk buluşmada ne konuştunuz?
Geldi bana sarıldı, "İyi misin?" dedi. O kadar. Başka hiçbir şey konuşmadık. Konuşamadık...

İlişki sürdü mü peki?
Bir ay hiçbir şey olmadı. Bir ay sonra bir telefon, "Stockholm'de tatildeyim; dönüyorum ve evleniyoruz" dedi. Geldi, hemen İstanbul'a Alkım'ın annesine gittik. Nurlar içinde yatsın, "Seni mesut edecekse, kızına iyi baba olacaksa, evlen evladım" dedi.

Kaç yıl oldu?
Tam 22 yıl.

Türkiye göreviniz sırasında basına çok sık konu oldunuz.
Recai Kutan'ı öptüm diye gündem olmuşum, ilgisi yok. Ben doğduğum günden itibaren Türkiye'yi temsil ettim. 22 senedir de hem İsveç'i hem Türkiye'yi temsil ediyorum.

Belki sefirelerin daha "cool" olması bekleniyordur.
Ben sefire doğdum, sefire olmadım!


PAZAR
"Bir baktım ki şöhret arsızı olmuşum"
"Bu kitap benim görebildiğim kadarıyla dünyanın yakın tarihi"
Bize mastikayı çalacaklar
Çocuk pornosunun yüzde 20'si bebek görüntüleri
Stada gitmek için yeni bir sebep
İki durak ara ile şehrin iki yüzü: Cevahir ve Kanyon
Bayram tatilinde Çernobil'e kaçıyoruz
Yusuf İslam ve Alanson'un "izleri"
Berlin'de sonbahar
Değişen bina numaraları
"İşin sırrı, yazdığını yırtıp atabilmektir"
Askeri konulara dikkat!
İki balıkçıya ikinci bakış
Din ve devlet
Sebze nasıl sevdirilir?
Göz göre göre kör
En çok turist çeken belde: Pamukkale
Şaraplarımız alarm veriyor!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet