|
 |
|
|
Din ve devlet
Dünyada hiçbir doğru dürüst devlet yoktur ki dini kontrol etmesin. Bunun demokratik gelişmemişlik düzeyiyle de ilgisi yoktur. Büyük dinlerin yapısı ve ananesi böyledir
Fax: (0312) 427 20 64
9 Ekim Pazartesi günü öğle vakti Kırıkkale Üniversitesi'nin akademik yıl açılış dersi için Rektör Prof. Dr. Ahmet Murat Çakmak tarafından davet edilme onuruna eriştim. Akademik yılın açılış dersleri genelde 20-25 dakikayı geçemez. Ben de bu süre içinde Hıristiyanlık ve onun karşısında Müslümanlık-Yahudilik arasındaki din ve devlet ilişkileri ve bireyin konumunu ele alan kısa bir konuşma yaptım.
Malum Yahudi ve Müslüman şeriatı ferdin 24 saatini düzenler; ne yenip ne içeceği, temizlik kuralları, karı-koca ve aile içi ilişkiler, genel olarak toplumun yönetim kuralları, en önemlisi sağlık sorunlarına ilişkin düzenlemeler vesaire yer alır. Bu iki dinde, eski çok tanrılı dinlerde ve Hıristiyanlıktakinin aksine dokunulmazlığı olan bir ruhban sınıfı yoktur; sadece din görevlileri ve din bilginleri vardır.
Tarikatların dergahları kontrol altındaydı
Bunlar müminlerin sorduğu sorulara cevap vermekle yükümlüdürler. Museviler buna "risponda", Müslümanlar "fetva" derler. Her şey sorulabilir ve her şeye cevap vermek sorumluluk ve yükümlülüğü vardır. Devletten ayrılacak bir din yoktur. Çünkü din, kilise gibi ruhani bir kurum halinde teşkilatlanmamıştır.
Oysa kilisenin kurucu babalarından St. Paul'un kurduğu hiyerarşi ve teşkilat Roma İmparatorluğu'nda önce gizli, zaman zaman ortalığa çıkan, İmparator Konstantin zamanında ise kabul görmüş, beşinci asırda İmparator Theodosius'tan itibaren o topluma hükmeden bir kurum haline gelmiştir.
Taassub ve cemiyet üzerinde baskı kurmaya çalışan gruplar Musevilikte de İslamda da zaman zaman görülmüştür. Ama engizisyon gibi örgütlü, yaygın ve devamlı sistemlere pek rastlanmaz. Osmanlı İmparatorluğu şeriat-ı garrayı şüphesiz toplumun yürüyeceği yol ve model olarak vurgular ama bu demek değildir ki örfi otorite toprak kanunları başta olmak üzere birçok alanı düzenlemesin.
Eskiden beri devam eden geleneklere de uyulur. Zaten idarenin başının esas kararlarını tasdik etmeyen bir dini makam pratikte de düşünülemez; meğer ki bu karar açıkça şeriata aykırı olmasın.
Asıl önemlisi devlet, dini hareket ve dini cemaatleri kontrol eder. Bütün tarikatların dergahları kontrol altındadır. Cemaat halindeki içtihat (yani özel görü ve yorum) kümelerinin fikri ve lafzi faaliyeti görmezden gelinebilir; lakin bunlar teşkilatlanmaya, diğer zümrelerle çatışmaya başladığında durum değişir.
Devlet karşısında herkes haddini bilmeliydi
17'nci yüzyılda bugünkü Vahhabilerin benzeri başkentteki Kadızadeliler denen zümrenin mutaassıp yorum ve yaşayışına ilk elde ses çıkarılmadı, hatta bu münakaşalar bütün şehri sardığı halde, bunlardan rahatsız olmayan bir bürokrasi görünümü vardı; vakta ki bu cemaatin fanatikleri Fatih Camii'nde hadise çıkarmak, tarikat düşmanlığından dolayı bazı dergahları basmak gibi toplumun güvenliğini ve düzenini tehdit eden hareketlere girişince, hükümet bunları tedip edip sürmekte gecikmedi.
Herkes haddini bilmeliydi ve devlet düzeni ve kamu güvenliğini hiç kimse sarsıntıya uğratamazdı. Bektaşi tekkelerinin 1826'dan sonra kapatılması ve mevcutların Nakşibendilerin kontrolüne verilmesi, Nakşibendilerin de devletle çok sıkı birlik içinde bilhassa teşkil edilen bir şeyhler kurulu sayesinde kontrolü pekiştirmesi; düpedüz bu tarikat üzerinde devletin ve şeyhülislamlığın çok etkili olmasından ileri gelir.
Dahası var; Osmanlı müftü, kadı ve müderrisleri ancak İstanbul'da bir karma heyet önünde imtihandan geçerek "İstanbul ruusu" alır ve vilayetlere tayin edilirlerdi. Böyle bir imtihandan geçmeyenin devlet mekanizmasında hiçbir yeri olamazdı.
Şeyhülislamlık veya Kurtuluş Savaşı boyu Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetindeki unvanıyla Şer'iyye ve Evkaf Vekaleti lağvedildiğinde kurulan Vakıflar Genel Müdürlüğü ne kadar devletin organıysa, dini görevleri yürüten ve din görevlilerini tayin eden Diyanet İşleri Başkanlığı da devletin içindedir.
Üniversitedeki konferans haberlerine dikkat
Dini grupların bazılarının ısrarla Diyanet İşleri Başkanlığı'nın ve her türlü cemaatin özerk olup mali ve idari işlerin kendilerine ait olması ve din görevlilerinin de cemaatler tarafından tayin edilmesi görüşü 1500 yıllık pratiğe de teoriye de aykırıdır.
Yine bazı liberal çevreler de din görevlilerini ve bazı dini kurumları devlet ne için kontrol edecekmiş diyorlar; oysa dünyada hiçbir doğru dürüst devlet yoktur ki dini kontrol etmesin. Bunun demokratik gelişmemişlik düzeyiyle de ilgisi yoktur. Büyük dinlerin yapısı ve ananesi böyledir. Devlet dini kontrol eder. Devlet zayıfken Batı'da kilise devleti kontrol ederdi, Roma'nın devamı olan Bizans'ta ise devlet kiliseyi kontrol ederdi. İslam dünyasında da bu böyle olmuştur.
Bu mealdeki konferansımın içeriği işini baştan savma yapan ama sansasyonu çok seven, konuşmanın baş tarafını acele not edip sonunu beklemeksizin telefon ve faksa koştuğu belli olan bir gazeteci dostumuz tarafından Akşam ve Yeni Şafak gazetelerine yollanmış. Yorum yapmak, haber yazmak dinlediğini anlamadan becerilecek işler değil. Son yıllarda konuyu iyi tetkik etmemek veya saklanması gerekli bilgileri demeci verenlerin tembihi aksine yayınlamak çok yaygınlaştı. Şüphesiz bu alışkanlıklar gazete haberlerini çekilmez hale getiriyor.
Burada tek çare, hiç değilse üniversite açılışlarını magazin haberi tarzında verenlerden uzak tutmak olmalıdır. Eğer bir konuyla ilgileniliyorsa, titizce ve etraflıca takip etmek gerekir. Oysa olaylar çok yüzeyden kaydedilip naklediliyor. Üniversite konferansları şimdilik gazetelerin sütunlarında yer almasa çok iyi olur.
|
|
|

|