|
 |
|
|
Bunlar kimin çocukları?
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Efendim, bu yazıyı kamuoyunda derin merak uyandıran bir sorunun cevabını vermek için yazıyorum.
Fransız Parlamentosu'nda kabul edilen "malûm zırva"nın ardından, tabii dostlarla münakaşa ediyoruz. Yükselen sesler arasında, "Yahu bu yasaya imza koyanlar, Fransız İhtilâlinin fikir babalarından sayılan Voltaire'nin çocukları olamaz" isyanı da var. Yani bazılarımızda bir "nesep merak"ı aldı yürüdü anlayacağınız. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ve sanki, yine Voltaire'nin dediği gibi, "Bir çoğumuz yanlış düşünüyoruz, bazıları hiç düşünmüyor. Geri kalanlar ise düşünenleri kötülemekle meşgul..."
Kimileri de iddia ediyor ki, Voltaire hiç bir yerde, "fikir hürriyeti üzerine" böyle keskin lâf etmemiştir. Karmaşa, bu cümleyi hesapsız kitapsız kullanan, 1906 tarihli Evelyn Beatrice Hall biyografisinden kaynaklanır (Friends of Voltaire). Şuna benzer bir şey yazar Hall; hem de alıntı yaptığını filân da iddia etmeden: "Fikrinizden nefret ediyorum ama onu söyleme hakkınızı ölümüne savunurum", Voltaire'nin tavrı haline gelmişti. Acaba hangisi doğru?
* * *
Skandalı, sadece bizler kendi aramızda tartışıyoruz zannetmeyin. Haftasonu, Fransız müşterisiyle bir dostumun arasında geçen konuşma da hayli manidar geldi bana. "Fransa'nın sembollü neden horozdur biliyor musun?" diye sormuş müşterisi. "Hayır, neden?" demiş bizimki. "Cevabı aynen şöyleydi" diyor arkadaşım. "Kelimesini değiştirmiyorum": "Kendi ayakları bokun içindeyken şarkı söyleyen tek hayvan horozdur da ondan..."
Bu arada, karşımızdakileri amatör zannettikleri için, dünya kamuoyunda biri diğerini kolaylıkla saf dışı bırakacak iki olayın aynı gün ve saate denk getirilmesine şaşanlar da var aramızda. "Kanaat önder"i sayılabilecek yazar-çizer takımının, "Ağzından çıkanı kulağı duymalı mı?" sorusunu ısrarla pas geçmeye devam ediyorlar.
Yaz aylarının "karikatür krizi"ne en düzgün ve doyurucu cevabı karikatürist Salih Memecan vermişti: "Tabii ki sanatçılar böyle karikatürler çizmekte özgür olmalıdır; ama çizmemelidirler, çizilmemelidir..." Galiba ortada entellektüel bir algı sorunu var. "Post-modern" romanlardan anlamayacak kadar ahmak olmakla itham edilmemiz de çok önemli değil, zaten ben de aynı sözcüğe parmak basmak istiyordum. Ortada bir "ahmaklık" olduğu kesin! Damat Ferit için yakıştırılan satırları bu zevata da armağan etmeme izin veriniz: "Bazı hallerde hamakat, hıyanetten daha tahripkâr olur."
Mütareke basınının "Fransa'nın bu tavrı bir süre sonra unutulur. Ama Nobel'in onuru sonsuza kadar yaşayacak" şeklindeki köşe yazısı avuntularından da anlıyoruz ki, bunların Anadolu nüktesinin meşhur "İmamın yellenmesi" hicvinden de haberleri yoktur! "Unutmak ya da unutmamak; işte bütün mesele bu" diyeceği geliyor insanın.
Şimdi birileri çıkar da bu nesep davası yüzünden Fransa'ya ve dostlarına uluorta haksızlık ettiğimizi filân söylerse, onlara da yine bir Voltaire anektodu ile cevap vermek düşer bize. "Sağda solda benim iffetim hakkında konuşuyormuşsun, öyle mi?" diye çıkışan Fransız aristokratına, üstâdın şöyle cevap verdiği söylenir: "Bir yanlışlık olmalı madam. Çünkü ben daima az duyulmuş şeyleri konuşurum..." Benim de kimsenin arkasından sövmek gibi bir merakım yok. Az duyulmuş olanları yazmaya çalışıyorum efendim.
* * *
Öyle anlaşılıyor ki, neresinden bakarsanız bakın, bunlar kesinlikle Voltaire'nin çocukları değil! "Kimin çocuğu" olabilecekleri ayrıntısını, okuyucunun irfan ve ferasetine, idrak ve hayal gücüne bırakıyorum.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|