|
Erdoğan nereye?
LÜKSEMBURG dönüşü Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le uçakta kısa bir özel görüşmemiz oldu. Konu, cumhurbaşkanlığı seçimleri... Bir kriz çıkar mı, diye sordum. Gül'ün cevabı:
- Bu yönde söylenenleri, yazılanları hayretle izliyoruz. Türkiye'yi bu noktalara getireceğiz, bu kadar reform yapacağız, ekonomi bu performansa kavuşacak; sonra da cumhurbaşkanlığı konusunda kriz çıkaracağız! Olur mu öyle şey! Son derece normal, gerilimsiz bir cumhurbaşkanı seçimi olur.
Sayın Gül'le çok eskiden tanışırım. Aramızda bir dostluk da vardır. Bu sebeple, formel soruların dışında, bir ışık, bir işaret almaya çalışıyorum. "Yazmayacaksın" derse asla yazmayacağımı, kimselere de söylemeyeceğimi ifade ediyorum. Gül diyor ki:
- Emin ol bir kararımız var da gizliyor değiliz. Tabii bu konuyu Tayyip Bey'le ikili olarak görüştük ve bir karar aldık! Ne kararı biliyor musun? Zamanı gelmeden önce bu konuyu kendi aramızda bile konuşmama kararı! Aramızda bile konuşmuyoruz. Zamanı geldiğinde usul, nizam neyse, bir sıkıntı olmadan seçim yapılır.
Elektrikli konu!
Gerçekten Gül de Erdoğan da bu konuda kamuya ne diyorlarsa, en yakınlarıyla konuşurken de onu söylüyorlar.
Bunun mantığı da belli: "Çankaya savaşları" siyasi tarihimizin önemli bir faslıdır! "Şu kişi olacak" veya "olmayacak" diye şimdiden açıklama yapmak, istikrarı olumsuz etkileyerek kriz korkusunun en erken gerçekleşmesine bile sebep olabilir.
Hatırlayalım, Sayın Sezer nasıl seçilmişti? Aylarca tartışılarak mı?! Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak yaptığı iki 'liberal' konuşma sebebiyle Sezer'in herkesi birleştirici bir isim olacağını Başbakan Ecevit düşünmüş, koalisyon ortakları ve Erbakan'ın partisi dahil muhalefetle görüşmüş ve dört beş saat içinde bağlanmıştı! Ondan sonra Meclis'te, sonucu belli oylama yapılmıştı.
Bu defa da krizsiz bir seçim yapabilmeliyiz.
Ateşten gömlek
Dışişleri Bakanı Gül'ün bir sözü:
- Bazıları cumhuriyeti nutuklar atarak kutluyor, biz cumhuriyetin başkentine modern bir havaalanı kazandırarak kutluyoruz.
Kısaca, "icraat" odaklı bir siyasi kültür.
Türkiye yönetilmesi çok zor bir ülkedir. "Gelişmekte olan ülke"nin bilinen ağır sorunlarından başka, devlet-halk ilişkilerinde, din, mezhep, laiklik, etnik kimlik konularında nice krizlerle, çatışmalarla muazzam enerji kaybettik. 80 yıllık kalkınma ortalamamızın yetersiz kalmasının önemli sebeplerinden biri budur.
Merhum Menderes'in sözüdür:
"Siyaset yolunda gördüm ki, iktidar ateşten bir gömlekmiş!"
Kaç ülkeyi yönetmek bizimki kadar zordur?
Fevkalade yorucu, yıpratıcı bir tempo içinde olan Başbakan Erdoğan'a geçmiş olsun diyorum. Erdoğan'ın bu dönemde Çankaya'ya 'gitmemesi'nin daha doğru olacağını düşünüyorum. Başbakan ve lider olarak devam etmesi istikrar ve icraat açısından ülke için daha yararlı olacaktır.
Nice on yılını 1 milyar dolar dış yatırım hasretiyle geçirmiş olan Türkiye, bugün, istikrar ve AB sürecinin olumlu etkileriyle, 20 milyar dolara yürüyor!
Bu devam etmeli, kriz olmamalıdır. Rejime zarar verebilecek iç gerilimlerimizi yumuşatmak için bile bir an önce "kişi başına 10 bin dolar milli gelir eşiği"ni aşmamız şarttır. Bu, bütün ideolojilerden daha önemlidir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|