Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 18 Ekim 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Balyozla çözüm


Başbakan Erdoğan'a "geçmiş olsun" diyerek başlayalım... 17 Ağustos 1999 depreminde, dönemin cumhurbaşkanı Demirel İstanbul'daki evindeydi. Saatlerce kimseyle telefon konuşması yapamadı. Bağlantıları tamamen kesikti.
Aradan 6 yıl geçti, aniden rahatsızlanan Türkiye Başbakanı Erdoğan, resmi aracında kilitli kaldı. Ön camı balyozla kırılan araçtan baygın halde çıkarılarak sedyeye alındı.
O durumunda, 10 dakika içeride kilitli kalmıştı.
........................
6 yıl önce, cumhurbaşkanı ve başkomutan sıfatlarını taşıyan Demirel'in tüm iletişimden yoksun saatlerce kalışını, "Ya savaş olsaydı?.. Başkomutan nasıl olur da doğrudan uyduyla bağlantılı telefon sistemleriyle donatılmaz?" diye sormuştuk.
Bu denli uygarlık dışı kalabilmek izah edilir şey değildi.
Utanmıştık.
Dün, AB eşiğindeki Türkiye'nin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan'ın, baygın halde içinde kilitli kaldığı makam aracından balyoz darbeleriyle çıkarılışı da "utanç" vericiydi.
Tanrı korusun ama ya gerçekten ciddi bir sağlık sorunu olsaydı...
Örneğin...
Dakikaların, hatta saniyelerin bile yaşam çizgisinde önem taşıdığı bir kalp/damar sorunu yaşansaydı...
Makam aracının kapılarının 10 dakika kilitli kalması nedeniyle oluşabilecek yaşamsal riski düşünebiliyor musunuz?
- Öncelikle... Elbette Başbakan'ın yaşamı...
- Sonra da, bir anda Türkiye istikrarının kaosa dönüşmesi... Ekonominin zembereklerinden boşalması...
........................
Allahtan... Bunlar olmadı.
Ama...
Alternatif senaryo da buydu.
........................
Bütün dünya televizyonlarında, gazetelerinde Başbakan'ın, resmi aracından camları balyozla kırılarak çıkarılışının bilinç bulanıklığıyla sedyeye konuluşunun görüntüleri yayımlanmakta...
"Uygarlıklar çatışması" söylemi için nasıl da kullanılmaya hazır bir malzeme...
Başbakan'ın şoförü ve korumasının ona çok bağlı oldukları ve böyle bir ani rahatsızlıkla panikledikleri, aracı terk ederken otomatik kilitlenmeye karşı gerekli önlemi heyecan nedeniyle alamadıkları anlaşılıyor.
Fakat...
Bu ve benzeri durumlar için daima "B" planları olmalıdır.
Araç elektronik ya da mekanik bir arıza yüzünden şoför ve korumalar içerideyken de kilitlenebilirdi.
O zaman da çözüm "balyoz" mu olacaktı?
........................
Hastanenin hemen yanında bir inşaat varmış. Balyozu oradan temin etmişler.
Anlaşılan, inşaat olmasaydı, balyoz da bulunamayacaktı.
"B" planı, "Böyle durumlarda ancak yanında inşaat bulunan özel hastanelere gitmektir" mi olmalı?
........................
Merhum Özal'a suikast girişimini hatırlayın. Anavatan kongresinin yapıldığı salondan çıkarken İçişleri Bakanı Kalemli, "Suikastçıyı yakaladık, oraya gidiyorum, gelin isterseniz" demişti. Beni de aracına almıştı.
İnanır mısınız?.. Nereye gideceği konusunda Bakan'a bilgi verilmemişti.
Önce Çankaya'ya doğru yöneldik. Cumhurbaşkanı Evren'e olayı anlatacaktı. Sonra o iş, telefonla halledildi.
Bu kez Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne giden yollara vurduk kendimizi... "Suikastçının orada olmadığı, Numune Hastanesi'ne götürüldüğü" haberi geldi.
Tamamen aksi istikamette olan Numune Hastanesi'ne vardık. Suikastçı Kartal Demirağ konuşmaya başlamıştı.
Dr. Kalemli'nin bu olayda bir kusuru yok.
Sadece bizdeki "sistemi/sistemsizliği" ortaya koymaya çalışıyorum.
Yıllardır değişen ne?
Başbakan'a suikast düzenleyen kişinin nereye götürüldüğünü İçişleri Bakanı'na söyleyen yok... Deprem oluyor, Cumhurbaşkanı'nın saatlerce telefonla irtibatı kesiliyor... Fenalık geçiren Başbakan, hastane kapısına vardığında, bir bakıyor ki aracında yarı baygın ve kilitli kalmış... Aracın camları balyozla kırılarak sedyeye alınabiliyor.
Gerçekten "değişmeyen, sadece değişim" mi?

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Erdoğan nereye?
LÜKSEMBURG dönüşü Dışişleri Bakanı Abdullah G...
Çetin ALTAN
Politikada ılımanlık gösterileri ve Nâzım Hikmet'le Ahmet Kutsi
Uğur Dündar'ın son "Arena" programında, Başba...
Melih AŞIK
Saygın Meclis...
"Bu ülkede hiçbir kurum Meclis kadar, milletv...
Fikret BİLA
Erdoğan'ın rahatsızlığı ve işlemeyen 'mavi çağrı' sistemi
Söze Başbakan Erdoğan ve ailesine geçmiş olsu...
Hasan CEMAL
Başarıya açlık!
JPMorgan, dünyanın en önde gelen yatırım bank...
Güneri CIVAOĞLU
Balyozla çözüm
Başbakan Erdoğan'a "geçmiş olsun" diyerek baş...
Can Dündar
CHP'nin milliyetçiliği olumlu
Abbas GÜÇLÜ
Türkiye'nin bilime katkısı
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Ör...
Hurşit GÜNEŞ
Orhan Pamuk aşağılayarak mı Nobel aldı?
Orhan Pamuk Nobel ödülü alan ilk Türk oldu. Ş...
Nail GÜRELİ
Kuşaklar arası diyalog
Dinler arası diyalog, uygarlıklar arası diyal...
Sami KOHEN
Fin formülü fırsat mı?
"SON fırsat penceresi önümüzde duruyor"... ...
Metin MÜNİR
2007 yılının sonunda 'uydu sorunu'muz olabilir
Geçtiğimiz pazartesi günü (9 Ekim) Digitürk d...
Hasan PULUR
Meğer Nobel garantiymiş!
NE haftaydı, tam bir tozkoparan fırtınası, sa...
Meral TAMER
İstanbul Modern'in bayram armağanı: Venedik Bienali
Venedik Bienali'ne katılmış birbirinden yarat...
Ece TEMELKURAN
"Biz" krizi: Orhan Pamuk "sorunumuz"
Bendeniz malum haberi aldığımda bir kafede in...
Osman ULAGAY
Küresel yatırımlar ve Türkiye'nin geleceği
Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü'nü almasıyla ilgil...
Güngör URAS
Cahit Talas polisten dayak yiyen ilk ve tek dekandı
Cahit Talas öldü. Prof. Dr. Cahit Talas, sosy...
M. Ali BİRAND
Bu tutum Köşk'e hiç yakışmadı...
Günlerdir herkes bekliyor.

© 2006 Milliyet