|
Türkiye'nin bilime katkısı
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, bilim adamlarımızın başarısı karşısında şaşırmış. 1997-2005 yılları arasındaki performanslarını "görkemli" olarak nitelendirmiş. Orhan Pamuk'un Nobel ödülü kadar ses getirmese de gururlanmadık desek yalan olur.
UNESCO'nun verilerine göre, uluslararası tanınırlığı olan bilimsel dergilerde yayımlanan makale sayımız tam üç kat artmış. Bu çerçevede yapılan, dünya bilimine katkı sıralamasında da 37'nci sıradan 22'nciliğe yükselmişiz.
UNESCO'nun bu tespiti, üniversiteler ne yapıyorlar ki diyenlere çok iyi bir cevap oldu. Umarız anlarlar. Umarız, üniversitelerimizin bu başarıları daha da artar.
Bu, madalyonun görünen yüzü. Gelinen nokta, Gürüz'le başlayan, üniversitelere de yayılan bilimsel arayışların ve bilimi teşvikin bir sonucu. Son yıllarda biraz duraklar gibi olsa da, sanırım YÖK/hükümet/Çankaya/TÜBİTAK arasındaki soğuk rüzgârların etkisini kaybetmesiyle, yeniden yükselişe geçebilir.
Peki madalyonun diğer yüzünde ne var? Bizdeki bilimsel yayınların artışının en önemli nedeni, akademik terfilerde YÖK'ün koyduğu zorunluluk. Böyle bir zorunluluk olmasaydı ya da her makale başına 500 ile 3 bin dolar arasında değişen teşvikler olmasaydı, uluslararası yayın sayısı bu kadar artmazdı.
Ama asıl önemli olan, yayın sayısından çok, refere edilen, yani alıntı yapılan yayın sayımız. Bu konudaki artışın diğeri kadar olmadığını çok iyi biliyoruz. Ve hepsinden önemlisi, yayınların patente dönüşme oranı. Maalesef bu konuda da gelişmiş ülkelerinki kadar yüksek performans sergileyemiyoruz.
Avrupa Patent Enstitüsü'nün verilerine göre, 1993'te Türkiye'den giden patent sayısı 3 iken bu rakam 2000'li yıllara gelindiğinde 82'ye yükselmiş. ABD'de her yıl on binlerce patentin alındığı göz önünde bulundurulduğunda, bizdeki bu yükselişin dışarıyla kıyaslandığında fazla bir önemi kalmıyor.
Öyle ya da böyle, bilimde bir kıpırdanmanın olduğu kesin. Şimdi düşünülmesi gereken, bu yükselişin nasıl daha yukarılara tırmandırılacağı ve nasıl daha kalıcı olacağı. İlim-bilim siyasilerin umurunda olmasa da, üniversitelere bu konuda büyük görevler düşüyor. Tabii endüstriyel kuruluşlarımıza da. Ar-Ge'ye daha fazla önem vermek zorundalar. Yoksa dünya liginde boy göstermeleri gittikçe güçleşebilir.
Sezer, Pamuk ve Nobel
Cumhurbaşkanı Sezer'in Pamuk'u hâlâ kutlamaması bazı çevrelerde soruna neden oldu. Bugün de kutlamadı diye çetele tutuyorlar...
Neden bu kadar gecikti? Gerçekten merak konusu.
Elbette bir bildiği var ki bu kadar bekledi ve beklemeye devam ediyor. Açıklasa da bizler de öğrensek.
Kim ne derse desin, nereye çekerse çeksin, ortada alınmış bir ödül var. Bu konunun siyasi yanları yok mu, elbette var. Pamuk'un eleştirilecek yönleri yok mu? Fazlasıyla. O halde neden bu ödülü tanıyalım ki diyenlerin göz ardı ettiği, Orhan Pamuk'un yazarlığı.
Kar'ı bir solukta okumuştum. Okurken de ne kişiliği ne de söyledikleri hiç aklıma gelmedi. Zaten bu ödül de konuşmaları için dense de yazdıkları için verildi.
"Tezgâh" yok mu? Hayır demek yanlışların en büyüğü olur. Ama neyin içinde tezgâh yok ki! Yıllar sonra Nobel ödülünü alanlar sıralamasında bir Türkün de olduğu hep hatırlanacak ama bugünkü güncel tartışmalar belki de hiç akla gelmeyecek. Ne Fransızların aymazlığı, ne Pamuk'un sözleri, ne de Ermenilerin saçmalıkları...
Okulda cep yasak
Okulda cep telefonlarına kısıtlama geliyor. Bu, haberleşme özgürlüğünü kısıtlar mı? Ya da hepten yasak yerine derslerle sınırlı kılmak daha mı iyi olur? İşte öğrenciler arasında şu günlerde en çok konuşulan konu bu. MEB bu konuda geniş katılımlı bir anket düzenleyip ona göre karar alacakmış. Bakalım sonuç ne olacak?..
Genç Bakış'ın bugünkü konuğu Pegasus'un sahibi Ali Sabancı. Programda bayramda en ucuz, en güvenli, en hızlı ulaşım konusu tartışılacak.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|