|
"Biz" krizi: Orhan Pamuk "sorunumuz"
Bendeniz malum haberi aldığımda bir kafede internete bakıyordum. Ekranda Nobel haberi belirdiği anda arka masadaki iki kadının "Ay! Ay! Ay!" şeklinde çığlığı duyuldu. Yüksek sesle kafe ahalisini vaziyetten haberdar ettiler.
Garsonlar olayla ilgilenmedi, birkaç kişi sustu, birkaç kişi sevindi. Tam o anda, telefonum çaldı. Bir TV kanalından arayıp "tepkilerimi ve görüşlerimi" sordular. "Henüz bir görüşüm oluşmadı" deyip kapattığımda sonraki beş dakika boyunca yeni "tepki ve görüşleriniz" telefonları geleceğini bilmiyordum.
Nihayet ertesi gün gazetelerin manşetlerini görünce anladım ki kimse meseleye "tepkisiz" veya "görüşsüz" değil. Anladım ki herkesin bu konuda bir hissi olmak mecburiyetinde. Sadece haberi vermesi yeterli olacak gazetelerin birçoğu bile manşetlerine bir "tepki", bir "görüş", bir "hissiyat" sıkıştırıvermiş.
Sevindiğini söyleyenlerde bile ahaliyi Orhan Pamuk'u sevmeye, sahiplenmeye ikna etmeye dair bir sıkıntılı çaba var. Duruma sevinmezseniz Kerinçsizgillere dahil edileceksiniz, sevinirseniz "elitist azınlık" ilan edileceksiniz.
Anladım ki, ortada "bizden" biri bir şey başarınca "topyekûn sevinme mecburiyeti" ile çakışan bir durum var. Bir adım daha ileri gidersek aslında Nobel memlekette bir "hissiyat krizine" yol açtı. Biri bir kuyuya bir Nobel attı, kırk medya onu oradan çıkaramıyor.
Kırk medya bir araya gelse de "biz"in bu konuda ne hissetmesi gerektiğine bir çare bulunamıyor, bir "milli hissiyat" tasarlanamıyor. Dolayısıyla Pamuk ödül aldığından beri memleket dahilinde bir "Biz Krizi" yaşanıyor.
Lüzumsuz his mecburiyeti!
Zorlamaya gerek yok, çoğumuzun bu konuda bir "hissi" yok. Düşündüğümüz şeyler var ama hissimiz yok. Zaten Orhan Pamuk da bu ödülü tastamam kendi başına aldığı, söz konusu "biz" ile siyasi ve entelektüel olarak problemi olduğu için bence hiçbirimizin hislerine de ihtiyacı yok.
Doğrusu umursadığını da sanmıyorum. Çok istediği bir şeyi elde etmiş, dünyada okunacağı kesin olan bir yazar başka neyi ister? Başka şey ister mi?
O bir kurgu ustası. Bendeniz, Kara Kitap sonrasını başka bir "kariyer" olarak gördüğüm için Pamuk'un kitaplarını okuyamadım. Yazıya, edebiyata bakışımla ilgili şahsi bir mesele. Teorize edip, savunup, tek doğru tavır buymuş gibi sunmaya çalışmam; cahillik olur. Pamuk ise başka bir edebi damara ait; zekâ, akıl, kurguda kurnazlık ve mimari vesaire... Olabilir. Ama mesele şurada:
Pamuk "bizi" de öyle anlatan bir yazar. Sanırım Nobel alarak biz'e yaşattığı kriz de temelde bununla ilgili. "Biz" onun kadar zekâ, akıl ve dengeyle yaşamıyoruz. Bizim yaşamak için kullandığımız başka aygıtlarımız var. İyi veya kötü, gelişmiş ya da az gelişmiş, bu ülke daha "hisli" Ortadoğulu bir ülke. Ve şimdi bu ülke, Nobel'i alan yazarı kendisi kadar "hisli" bir kişi olmadığı için onu neresine koyacağına karar veremiyor.
Gelelim bir yazar neyi önemser konusuna. İnsanlar böyle şeyleri seçmezler. Nasıl yaşadığınızla, nasıl biri olduğunuzla ilgilidir bu soruların cevapları. Siz derseniz ki "Benim yazdıklarımı arka sıra çocukları okusun, doğduğum toprakların okuyup efkârlandığı cümlelerim olsun, bu toprak beni kalbinde taşısın", hayatınızı buna yatırırsanız ve yetenekliyseniz, olur. İktidarların ödettiği ağır bir bedeli vardır bunun.
Diğer yandan, "sınıfının en iyisi" seçilip arka sıralardan menfi tezahürata maruz kalmak da ağır bir bedeldir. Mesele, hangi ödülü ve hangi bedeli seçtiğinizdir...
ecetem@hotmail.com
|
|