|
 |
|
|
Çok yürümek istiyorum...
Görüş / Bülent Buda
Salı, dışarıda yağmur çiseliyor... Grinin bütün tonları gökyüzünde. Mavinin ucu görünmüyor. Kimilerine basar, bense severim. Yürümek isterim, çok düşünerek. Kurtluk bir yanımız da kalmadı! Olsa olsa kuzu gibi denilebilir. Şöyle küçük bir mekan, denizin kıyısı, camları buğulu, tenha bir masa. Semiz otu, marul karışımı bir kaç sardalya. Biraz da tekir tava. Bi ufak, bir kaç iyi dost... Gazeteyi elimden bıraktım. Unutmuşum pazardan kalmış narları ayıklayacağım. Yaşımız gereği "Buldukça ye" diyorlar. İyi geliyormuş. Niyeyse? Telefon çaldı, araya Nalan (Ülker), "Abi perşembeye sayfa müsait" diyor.
Hortumlarıyla yutuverenler
Pazartesi akşamı 90 dakikayı izledim. Severim Hıncal-Haşmet ikilisini. Dinlerken aydınlanmayı umarım hep. Onlar da kaçamadı şu kabak tadı veren Ersun Yanal-Hakan Şükür mevzuundan. O ara Uluç, bizim Mehmet Demirkol'a dokundurdu inceden. Yanal'la ilişkisini tanımlarken, "Enseye tokat" vaziyetleri gibi. Bu kez Demirkol salı köşesinde Hıncal'a lisan-ı münasiple, Uluç'u programlarda giydiren Vakko-milimetrik kadar şık!
Futbolla ilgiliyiz buralarda, meraklısı kadar. Gidiyoruz, izliyoruz, konuşuyoruz, okuyoruz, yazıyoruz. Ama büyük kumpanya 'kocaman şehir'de. Medrano Sirki. Aslanlar var, kaplanlar var, boğa yılanları, fil anası, fil babası. Hemencecik hortumlarıyla yutuverenler. Düşünürüm hep "Biz bu büyük oyunun neresindeyiz?" Başroldekiler belli. Vestel Manisa zorlayarak da olsa kendini yazdırıyor, konuşturuyor.
İzmir, canım sıkılıyor. Hasnun Galip Sokağı'nda Galatasaray kulübünün karşısındaki 'Artizler Kahvehanesi'nden lazım olduğunda götürülen figüranlar mıyız acaba? Yok, o kadar da değil mi? Peki ya neyiz? Perdeyi açıp kapayan işçi, elinde pilli lambasıyla yer gösterici, girişteki bilet kesen!
Tavşana kaç, tazıya tut
Gazeteler, televizyonlar gümbür gümbür. Adamlar yazıyorlar, konuşuyorlar, sallıyorlar, saçmalıyorlar, bıktırıyorlar, ama yaşıyorlar. Hayatın tadını çıkarıp üstüne para da kazanıyorlar! Yağmur çiseliyor, hava puslu.
Atakent'ten karşı sahili seçemiyorum. Üstümde mi yine heyheylerim? Alakası yok. Tersine ben de yaşamak istiyorum. Heyecanlanmak, coşkulanmak, yeri geldiğinde kavga etmek, edebince.
Önceki salı İZVAK toplantısındaydık. Levent Ürkmez, kulüp başkanlığına yumuşak dokunuşlarla, sıkmadan bitirdi konuşmasını. Bir yandan da kahvaltımızı hallediyoruz. Ayın takımı, teknik adamı, futbolcusu seçiliyor. İsmail'in (Özelçinler) oylama yapılırken bayıltan esprileri derken hepsi bu. Konuşacak mevzu mu yok? Öyle bol ki. Niye konuşalım ki, ardından eylem başlamayacaksa? Bırakalım eylemi, biz tartışabilir miyiz?
Sorgulayabilir miyiz başkalarını, kendimizi? (!) Korkaklığımızı, "Tavşana kaç, tazıya tut" nameleriyle gizlediğimizi sanırız. Bazıları aptal sanıyor bütün ortalığı. Şükürler olsun ki, hala baktığında görenler var.
Elbette okuduğunu anlayanlar da. Daha fazla uzatmayalım. Grinin bütün tonları gökyüzünde. Benimse içim aydınlık, özgürüm. Daha çok yürümek istiyorum.
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|