
|
|
|
 |
|
|
Fransa'nın esas derdi
Çeşitleme / Selim Türsen
Yunan adalarına ya da Atina'ya gittiğimiz zaman nasıl kökü Türkiye'den olan birileriyle mutlaka karşılaşırsak, Fransız iş dünyasında da İzmir'le bağlantısı olan birileriyle karşılaşma olasılığınız çok yüksektir. Hiç beklemediğiniz bir anda karşınızdaki bankanın yönetim kurulu üyesi Türkçe kelimeler kullanmaya başlayabilir. Levanten ailelerin uzun geçmişi Fransa ile İzmir arasında kurulan köprülerin en önemli nedeni. Sanırım son krizi aşmada bu köprüleri kuranlara da önemli görevler düşecek.
Peki nedir Fransa'nın Türkiye ile derdi. Basit seçim öncesi hesapları mı yoksa başka şeyler de var mı?
Tarihten gelen özgürlük sembolü kimliğine rağmen "Ermeni soykırımı yoktur" diyenleri hapse atacak kadar gözü dönmüş Fransa'nın Türkiye ile derdi bir değil bin tane. Bunun başında da bizim Avrupa Birliği maceramız geliyor. Fransa, Avrupa Birliği'nın tarım fonlarını en fazla kullanan ülke ve bu düzenin devam etmesini istiyor. O nedenle artık Avrupa Birliği bütçesinden tarıma ayrılan fonların azaltılıp küresel rekabet için gerekli teknoloji ve eğitime kaynak aktarılmasını isteyen İngiltere ile çatışıyor. Eğer Türkiye AB'ye girerse Fransa'nın bugün bol keseden kullandığı tarım fonlarına ortak olacağından korkuyor. Fransa'nın bir başka büyük Türk korkusu ise serbest dolaşım endişesinden kaynaklanıyor.
Dünyadaki değişimi göremeyip küreselleşmeye karşı çıkarken hem sanayi, hem nitelikli iş gücü, hem de verimlilik gibi alanlarda çok gerilerde kalan Fransa, bugün Çin ve başka ülkelerle rekabet edemediği için işsizlik sorununun altında eziliyor. Türk işçilerinin Fransa'ya akın edip Fransızları işinden edecek korkusu özgürlükler ülkesinin aklını başında alıyor. Son çıkardığı yasa gibi aptallıklarla Türkiye'yi kızdırıp AB heyecanını öfkeye dönüştürmek istiyor. İşin doğrusu olaylara at gözlüğüyle bakanları etkilemeyi de başarıyor.
Fransa'nın köylü kurnazlıklarına alet olma yerine kendimiz için en doğru olan yolda gitmeyi becerirsek çok zor bir işi başarmış oluruz.
Hayallerde İzmir var
Gelecek hayallerini "İzmir'de yaşamak"la süsleyen ne çok kişi varmış meğer. Konut ve gayrimenkul projeleri ile İzmir'e demir atan Soyak'ın genç genel müdürü Emre Çamlıbel ile sohbet ettik geçen hafta. Bundan önceki projelerinde bir haftada satılan 800 daireden 240'ını İzmir dışından müşterilerinin aldıklarını söylüyordu. Soyak'ın her projesini takip edip sık sık yatırım yapan 200 bin devamlı müşterileri varmış. Bunlardan 50 bini İzmir'de daire satın almak için kendileriyle temas halinde imiş. Sonra laf lafı açtı, geçen hafta satışına başlanan 1500 konutluk Mavişehir Panora, önümüzdeki 1-2 yıl içinde projesi geliştirilecek olan Urla'da satın alınan araziye yapacakları bahçeli villa tipi evlere kadar uzadı. Ama benim en çok ilgimi çeken İzmir'e alışveriş ve iş merkezleri yapmak için yerli-yabancı pek çok yatırımcıdan kendilerine gelen yoğun talepten söz etmesiydi. Yatırımcılar potansiyel gördükleri kentleri mercek altına almış durumda. Buna karşılık önemli bir sıkıntıdan, bu tür yatırımlara uygun yeterince büyük arazi bulamamaktan şikayetçiydi Emre Çamlıbel.
Kentin sağlıklı modern gelişiminde arsa ve arazi üretimi çok önemli. Eğer ipin ucu kaçarsa güzelim bir kentin ne hale gelebileceğini geçen 30-35 yıl çok acı örnekleriyle gösterdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı 10 yıllık Stratejik Plan ve Nazım İmar Planı'nı o nedenle çok önemsiyorum. Görünen o ki İzmir'e sadece kendi köylerinde, kentlerinde yaşamlarını sürdürmekte zorlandıkları için iş ve aş arayanlar göç etmiyor. İstanbul'un karmaşasından, Ankara'nın grisinden kaçıp, hem büyük bir şehrin modern ve kültürel olanaklarına sahip hem de güzel bir kent olan İzmir'e huzur içinde yaşamaya gelmek isteyenler bir hayli fazla. İzmir'i tercih edenler arttıkça ev, konut, alışveriş merkezi ihtiyacı da artacak. Yatırımcılar bunun için yer arayışında. Dilerim İzmir'in gelecek planları, geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek kapasitede olabilir.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|