Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Ekim 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Göz göre göre kör

Mavi gözlüler, kahverengi gözlülerden daha üstünse eğer...


tubakyol@yahoo.com
Jane Elliott, Amerikalı bir ilkokul öğretmeni. 1968'de, ders verdiği 3'üncü sınıf öğrencileriyle bir alıştırma yapıyor. Amacı öğrencilerine ayrımcılık yapmaya ikna edilmenin ne kadar kolay, sebepsiz yere ayrımcılığa uğramanın da nasıl bir şey olduğunu göstermek.
"Denemeye var mısınız? Eğlenceli görünüyor değil mi?"
Çocuklar bunun bir oyun olduğunu düşünüyor, oyunun amacından haberleri yok.
Siz de az sonra benim bir kitaptan, bir filmden... Yani tabii bir filmden bahsedeceğim, 1970'de ABC Haber tarafından yapılan bir canlandırma-filmden...
Ama bu alıştırma gerçek!
Bu yüzden de bu film ABC'de yayınlandığında büyük olay olmuş, bu alıştırmadan yola çıkarak ayrımcılık üzerine birçok deneyler yapılmış falan filan.
YouTube'da "Psychology Social Reality, Eye of the Storm" diye ararsanız, 5 dakikalık özetini bizzat izleyebilirsiniz de...

"Mavi gözlüler daha zeki"
Jane Elliott sınıfındaki öğrencileri ikiye bölüyor: Üstün mavi gözlüler ve onlara göre daha aşağı, daha bayağı kahverengi gözlüler...
"Bu sınıftaki mavi gözlüler" diyor öğretmen, "diğerlerinden daha iyiler."
Sınıftan itirazlar yükseliyor.
"Evet öyleler" diyor öğretmen, "Mavi gözlüler, kahverengi gözlülerden daha akıllı. George Washington'ın gözleri ne renk?"
Mavi!
"Bu bir gerçek. Mavi gözlüler daha üstün. Bu yüzden siz kahverengi gözlü olanlar artık bahçede mavi gözlülerle oynamayacaksınız. Çünkü siz mavi gözlüler kadar iyi değilsiniz."
Jane Elliott kahverengi gözlüler kollarına, boyunlarına taksınlar diye bezler çıkarıyor ortaya. Onların kahverengi gözlü olduğu ta uzaklardan anlaşılabilsin diye bir işaret.

Küfür: Kahverengi gözlü!
Sonra? Teneffüste mavi gözlüler oynarken, kahverengi gözlüler kenarda mutsuz mutsuz dikiliyor. Başları önlerinde. Gözlerinin rengini saklamaya çalışıyorlar.
Mavi gözlü bir çocukla kahverengi gözlü bir çocuk kavga ediyor. Neden? Kahverengi gözlü çocuk "O bana küfretti" diyor.
Ne dedi?
"Kahverengi gözlü!"
Daha o sabah yüzlerini yıkarken aynaya baktıklarında gözlerinin ne renk olduğuna dikkat bile etmeyen bu çocuklar için artık "kahverengi gözlü" bir küfür, bir aşağılama...
"Akıllı, yardımsever, iyi kalpli öğrencilerimin sadece 15 dakikada iğrenç, ırkçı, nefret dolu çocuklara dönüşmelerini izledim" diyor Jane Elliott.

Bir ülke dolusu öğrenci
İnsanları iki gruba ayırın ve izleyin. İçinde yer aldıkları grubu nasıl benimsediklerini, diğer gruba karşı nasıl ayrımcılık yaptıklarını, onlarla nasıl çatıştıklarını...
Ya da Türkiye'yi izleyin.
Öğretmenliğe soyunan birtakım güçlerin Kürt-Türk, İslamcı-Atatürkçü falan diye gruplara ayırdığı bir ülke dolusu masum 3'üncü sınıf öğrencisi gibi değil miyiz?
Sanki birileri Türkiye üstünde "alıştırma" yapıyor. Ya da sonu gayet iyi bilinen bir deney yapılıyor: İki doz "irtica-laiklik" polemiği, iki doz "dağdakilere af çıksın-çıkmasın" tartışması koy, bir doz jet-skili Cüppeli Ahmet Hoca, bir doz 301'inci madde ekle, üstüne Orhan Pamuk'un Nobel almasına sevinmeyi bile engelleyecek kadar nefret ve öfke, bolca aşağılama, küçümseme, reddetme serp, iyice karıştır, kuvvetle çalkala... (İyice karışması için santrifüj kullanınız.)
Kim kime yapışıyor bu deneyin sonunda?
İçine dahil edildiğimiz grubu her geçen gün biraz daha fazla benimserken, "öteki"ne karşı giderek daha acımasız oluyoruz.
Neyiz biz?
Sekiz yaşında mı?

X nereden geldi?

Geçen hafta görmüşsünüzdür, bir "x" mevzusu oldu basında. Nur Çintay, bir gazeteci kadının CV'sini yazdı, kadının adına da "x" dedi.
Melih Aşık, bu x'in gelecekte ülke yönetiminde etkili olacak isimlere Amerika tarafından verilen bir eğitim programına katılmasına takıldı; bu programa katılan tüm x'lere sordu: "Başarı ve yeteneklerinin Amerika tarafından Amerikan çıkarları için kullanılması için ön anlaşma yapmak bir burukluk yaratıyor mu içlerinde?"
X'i bilirsiniz. X'in kim olduğunu da biliyorsunuzdur belki, Ece Vahapoğlu bahsedilenin kendisi olduğunu açıkladı. Ama benim kastettiğim o değil, X -denklemlerde bilinmeyeni göstermek için kullanılan evrensel işaret.
Biz de matematik derslerinde denklemleri öğrenirken bilinmeyen yerine "x" koyduk; Amerikalı da, Fransız da... Niye "x"? Niye mesela "a" değil, "y" değil ama "x"!
Herhalde bu bilinmeyenli denklemleri ilk inceleyen Batılı biriydi, kendi alfabesinden x'i seçip bilinmeyene x dedi ve böyle yerleşti.
Yok, öyle olmamış.
Ömer Hayyam küp denklemleri ile ilgili yazdığı kitabında bilinmeyen yerine Arapça "şey" yazmış. Sonra bu "şey" İspanyolca kitaplarda "xay" diye yazılmış. Bu "xay" da kısaltılmış, olmuş "x".
Bilgi ve yeteneğe kim kıymet verirse, bilgi ve yeteneğin kim peşine düşer, kim onu arar, bulur, gelişmesine yardım eder ve geliştirirse başarıya da yancı olur tabii, hatta bir süre sonra bir bakmışsınız, başarıyı kendine mal edivermiş.
Kimin aklına gelirdi; denklemlerde bilinmeyen yerine "x" kullanan Hayyam'dı!


Deste deste milyar dolarlar en basit fikri kovalar

Google, YouTube'u satın aldı. 1.65 milyar dolara. Bir nokta altmış beş MİLYAR dolar!
Şirketler şirketlere satılır, ekonomi sayfalarında milyar dolarlar uçuşur falan ama 20'lerinin sonunda iki genç insan, internette video paylaşımına dayanan basit bir fikir...
Google'ın böyle bir yayılma stratejisi izlemesi tuhaf, YouTube'cular da keşke satmasalardı falan filan ama...
Tekrar etmekten kendimi alıkoyamıyorum: Bir nokta altmış beş MİLYAR dolar!
Video paylaşımı... Budur!
Milyar dolarlar dizi dizi, deste deste, balya balya önünüzden geçmiş de uzanıp tutmamışsınız gibi bir his oturdu mu içinize?
Ah kafa, ah kafa; bu fikir niye en önce benim aklıma gelmedi ki?


Şirketler zekat mı veriyor?

Ramazandayız ya, şimdi fitre zamanı. Zenginlerin fakirlere bayram öncesinde vermeleri gereken sadaka. Bu yıl en az 4,5 YTL olarak belirlenmiş.
Bir de zekat var, farz. Zengin Müslümanların seneden seneye malının ve parasının 40'ta birini fakir Müslümanlara vermesi gerekiyor.
Sadece Müslümanların sahip oldukları şirketler değil; Hıristiyanı, Yahudisi, belki Budisti falan da dahil dünyada birçok şirket sosyal sorumluluk projelerine bütçesinden pay ayırıyor artık.
Bu pay sahip olduklarının 40'ta biri değildir herhalde ama yine de bir nevi zekat sayılmaz mı?


PAZAR
"Bir baktım ki şöhret arsızı olmuşum"
"Bu kitap benim görebildiğim kadarıyla dünyanın yakın tarihi"
Bize mastikayı çalacaklar
Çocuk pornosunun yüzde 20'si bebek görüntüleri
Stada gitmek için yeni bir sebep
İki durak ara ile şehrin iki yüzü: Cevahir ve Kanyon
Bayram tatilinde Çernobil'e kaçıyoruz
Yusuf İslam ve Alanson'un "izleri"
Berlin'de sonbahar
Değişen bina numaraları
"İşin sırrı, yazdığını yırtıp atabilmektir"
Askeri konulara dikkat!
İki balıkçıya ikinci bakış
Din ve devlet
Sebze nasıl sevdirilir?
Göz göre göre kör
En çok turist çeken belde: Pamukkale
Şaraplarımız alarm veriyor!





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet