|
 |
|
|
Devleti sağan ve tas uzatan
Bir tek sorum var değerli kulüp yöneticilerine:
"Devletin ve halkın arazilerini, kaynaklarını kendi işinizi geliştirmek için yağmalayabilir misiniz; yaparsanız ne olur"?
Duyar gibiyim... "Ama bu spor"!..
Yok ya...
Hani bir endüstriydi futbol?.. Hani taraftar müşteriydi?
"Şirket" olmak için can atan siz değil miydiniz? Borsa'ya zorla mı girdiniz?
Cebine 3 - 5 milyon dolar koyduğunuz yabancılara futbol oynatmaya spor mu diyorsunuz siz?
Hangisi halkın kulübü
Geçiniz bu hikayeleri ve açınız tüzüklerinizi.
Günün birinde Galatasaray futbol takımı kepenklerini indirse, tüm malı mülkü kimindir?.. Arazisini aldığınız halkın mı?.. Vergisini yonttuğunuz Devletin mi?
Hiçbiri.
Galatasaray Lisesi'nindir.
"Ama biz... Gençlerin hizmetinde...."
Tabi, yarısından fazla yabancıyla kurduğunuz takımlarda, alttan gelen gençler nasıl yer buluyorsa?..
"Tesislerimiz... Türk Halkı..."
Sahi, Fenerbahçe üyeliği kaç para?
Taraftar dedikleriniz, Faruk Ilgaz Tesislerinin önüne gelip sadece alkışlasa, güvenlik teyakkuzda.
Birlikte yağmalayalım
Bir soru daha:
"Hangi hukuk devletinde açık ve aleni bir şekilde 'benim yağmama karışma, ben de senin katakullini açıklamayayım' pazarlığı yapılabilir"
Veya Türkiye'nin hangi iş kolunda?
Malum, değerli yöneticilerimizin hemen hepsi aynı zamanda çok değerli iş adamı...
Mesela iki sanayici medyada tartışabilir mi "benim usulsüz teşviklerimi söylersen ben de fabrikanda kaçak elektrik kullandığını söylerim" diye?
"Sus kardeşim..."
Devleti, halkın arazilerini birlikte yağmalayalım.
"Ama, spor... Kutsal... Sağlık".
Yahu, "müşteri" dediğiniz insanlara kombineydi, biletti, formaydı satıp paralarını alıyorsunuz... Bırakın "dededen kalma arazilerini".
Cübbeli Ahmet Hoca bile daha iyi! Zararı cemaatine... "Cemaatin iyiliği için", cemaatin parasıyla yatırım yapıyor!.. Arada kendine villa falan almasa.
Al Fener'i vur Cim-Bom'a
Gelelim işi en iğrenç tarafına.
Fenerbahçelisi Galatasaray'ın avantalarını kınıyor, Galatasaraylısı Fenerbahçe'nin kural dışılığını.
Neden?
Çünkü biri halkın malını sağarken öteki tas uzatıyor. Maksat, illegal kaynakta eşitlik sağlamak.
Kimse sormuyor; "inek kimin?"
Bireysel köşe dönmeciliğin nasıl zehirlediğini biliyoruz bu vatanı. Kitlesel ve organize olanların nerelere kadar uzandığını ibretle okuyor, izliyoruz çeyrek asırdır.
Ama futbol adına örgütlenip kamuoyu baskısıyla bu ülkenin son satılmazlarını da paylaşmak, tahsil edilen kıt kanaat vergilere tırpan atıp örnek olmak, hak -hukuk -adalet tanımamak ve bu berbat işlerde yine o halkı kullanmak nasıl bir ilizyon acaba?
Bakın geçen akşam Trabzonspor Asbaşkanı "kıyak varsa bize de" dedi.
Devamı yakındır.
Orada kimse yok mu?
Çünkü yağma geleneği kromozomlarımızdadır. Her organize olan kalabalığın gözünü kamu mallarına dikmesi ise geliştiğimizin işareti.
Gelenekselden "liberal futbola" geçtik ki, "çağdaş futbol seviyesini" yakalayalım değil mi?
Bir sürü omurgasız futbol uleması böyle açıklayabilir yağmayı.
Bırakın halkın yakasını.
Yok mu bu memlekette "benim kulübüm yapmamalı" diyen bir Allah'ın kulu?
"Orada" kimse yok mu?
Tigana sarışın mı?
Birileri Tigana'ya söylesin... Burası Fransa değil; bizde insanların rengine bakılmaz, ırkçı teşbih bile yapılmaz.
Yasak mıdır, değil midir onu bile bilmeyiz.
Sarışın mavi gözlü veya zenci sıfatlarını, seksüel fantezilerden öteye götürmeyiz.
"Bu hafta kazandığımız için sarışın mavi gözlü oldum, İnönü'de kaybetseydik zenci olurdum" lafı bize uymaz.
Çünkü biz "zenci"yi hakaret anlamında kullanmayız.
Tıpkı "sarışın"ın bir iltifat olmadığı gibi.
Kızarsak, deli deriz... Aptal deriz...
Bilgisiz, ilgisiz, sevimsiz...
Bilemediniz, "kıro".
Hepsi "göreli" kavramlardır.
Ne kadar, kime göre?
Çok sürmez. Bir yemek yer canciğer oluruz yine.
Sarışın gibi, zenci gibi "kalıcı" tespitlere pek itibar etmeyiz.
'Bu takım sizin eseriniz!'
Bilirsiniz, bizim gazetenin "Süper Lig Panaroma" adında bir sayfası var. Her Salı, haftanın nabzını tutar. Hazırlayan arkadaşımız Ediz Sırapınar.
Ediz'in akıllı ve anlamlı yazılardan alıntılar yaptığı bölüme birkaç kere ben de konuk olmuştum. Bu kez onun yorumunu kendi köşeme alıyorum.
Çünkü daha iyisini düşünemiyorum:
"Bu takım sizin eseriniz!
Fenerbahçe'ye 1 lira zarar verirsem 100 lira ile öderim" diyen Başkan Aziz Yıldırım'ın, üstün başarılarla, zaferlerle süslenmesi gereken 100. yılda yaşanan bu hayal kırıklığını, öfkeyi, acıyı telafi etmeye serveti yetmez"/E.S.
Ulusoy'un meleği Doğan
Ben Haluk Ulusoy kadar şanslı bir federasyon başkanı görmedim.
Adeta "melekler" koruyor onu.
"Baş melek" ise Hasan Doğan!..
Ne zaman ki Haluk Bey'e eleştiri dozu artıyor, eski yol arkadaşları bile sırt çeviriyor; Hasan Doğan çıkıp konuşuyor.
Ama ne konuşma... Doğal sürecinde, günlük futbolun yarattığı "iktidar erozyonu" ile mum gibi eriyen Ulusoy karizmasına avuç avuç parafin yapıştırıyor.
Fırsat bu fırsat!
"Ulusoy AKP ve Fenerbahçe düşmanlığı ile ayakta kalmaya çalışıyor"!
"Bu nasıl koruma" diyebilirsiniz.
Zaten Hasan Bey'in niyeti de korumak değil.
"Fırsat, bu fırsat; gidişini hızlandırayım" diye düşünüyor.
Lakin, "yarı siyasi" ve "futbola tepeden inmeci" kimliği ile Ulusoy aleyhine her lafı, Haluk Bey'in koruma kalkanındaki bir gediği kapatıyor.
Hasan bey bu "iyi niyetli katkıları" ile Ayhan Bermek'e seçimi kaybettirerek Haluk Ulusoy'un başkanlık koltuğuna oturmasında en büyük katkısı olan ve en istikrarlı "iyilik meleği"...
Her başkanın muhalefeti böyle olsa.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|