|
Duygusal ve beyinsel bir mengene
Önceki gün saat 11.30 suları... TV ekranlarında programların akışı durdu ve majüskül harflerle "SON DAKKA" anonsuyla birlikte flaş bir haber patladı; Başbakan Tayyip Bey, aniden rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmıştı.
***
Tersine dönmüş bir su bidonunun, küçücük kapağını zorlamasına benzer tuhaf bir zorlanma oldu içimde...
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın birden rahatsızlanmış olmasındaki politik yaldızlı bir çerçeveyi aşan bir duyguydu bu...
Tayyip Bey, Ahmet Altan'dan 4-5, Mehmet Altan'dan da 2-3 yıl daha sonra dünyaya gelmiş bir orta yaş delikanlısıydı.
Kendisinin kürsü polemiklerini de; resmi toplantılardan iftar yemeklerine, açılış törenlerinden kasaba mitinglerine sürekli konuşarak fırfır dolaşıp durmasını da; kabına sığamayan hiperaktif hırslı bir karakterin serüvenleri olarak izlerdim.
***
Hipoglisemi ataklarının ve kan şekeri düşmesinin ne olduğunu, bilenler bilir. Bizim Solmaz'ın deyimiyle, aşırı zorlanmalara karşı gövdenin şarteri indirmesi ve kendisini savunmaya alması da sayılabilir hipoglisemi atağı...
Sanırım Tayyip Bey'i de, yakınları ve doktorları kim bilir kaç kez uyarmışlardır bu konuda...
Tayyip Bey'in kendi hiperaktif yapısını dizginleyebilmesi kolay değil.
***
Beklenmedik haberin ayrıntıları ise, Türkiye'nin Walt Disney üslubundaki bir özetiydi. Dünkü Milliyet haberi şöyle veriyordu:
"Kan şekeri düştüğü için bayılan Başbakan hastaneye götürüldü. Araçtakilerin hepsi inince Mercedes'in otomatik kapıları kilitlendi. Otomobilde baygın halde 5 dakika mahsur kalan Erdoğan'ı, camı balyozla kırarak çıkardılar"
***
O sırada polis telsizleri de şu uyarıyı yapıyormuş: "Başbakan'ı kurtarmak için bir balyoza gerek var"...
Neyse ki, hastanenin hemen yakınında bir inşaat varmış, balyoz oradan bulunmuş.
Ne diyelim, orta yaş delikanlısı Tayyip Bey'e, gıyabi bir amca içtenliğiyle, geçmiş olsun...
***
Onca hamasi babalanma, vatan, millet, bayrak, devlet aşkı; polis telsizlerinde "Başbakan'ı kurtarmak için bir balyoza gerek olduğu" türü, trajikomik olay ve figürlerle süslenmekte...
***
Özellikle okyanusların kullanımı ve teknolojideki aşamalarla toplumların gelişmesi, kalkınmalarını da kanatlandırmıştır.
Türkiye ise, dış dinamiklerin de etkisiyle; yalınayak dolaşmaktan, "7 kişiye bir araba" düzeyine gelirken, "gelişme" barometresindeki yükseliş çok gerilerde kaldı.
Ve belirli çevrelerdeki "makam hırsı"yla, toplumdaki genel tatminsizlik, bin bir çeşit zırtapozluk koleksiyonuna dönüştü.
***
Başbakan Tayyip Bey'in henüz dünyaya gelmemiş olduğu 1952-53 yıllarında, birdenbire bir Ticani eylemi ortaya çıkmıştı.
Ticaniler Atatürk'ün büstlerini kırıyorlardı.
Ne var ki, "Ankara'daki büstlerden birinin daha kırıldığı" haberi; büstün kırılmasından önce yayımlanmış, büst ise ertesi gün kırılmıştı.
***
Haberi olaydan önce yazmış olan meslektaş, Ankara Sulh Ceza Mahkemesi'ne verilmiş, bendeniz de kendisinin savunma avukatlığını almıştım. Hayatımda 3 kez giydiğim avukatlık cüppesinin ilk deneyimiydi.
Oturum sırasında yargıç, o zamanki Türk Ceza Yasası'na bakmak istedi, Ceza Yasası'nı bulamadı. Mübaşir, Ceza Yasası'nı, Asliye Ceza yargıcına götürüp vermişti.
Yargıç da sıkıldı ve "görevsizlik" kararı vererek, dosyayı Asliye Ceza'ya gönderdi.
Savunmasını aldığım meslektaş ise, ilk avukatlığımda davayı daha da beter bir duruma soktuğumu anlayamamış, sorup duruyordu bana:
- Şimdi ne olacak, diye...
***
Her türlü abuk sabuklukla, zırtapozluğun kara dikenli cümbüşlerinden geçe geçe ömrü tüketmiş bir kuşağız. AB üyeliği gerçekleşinceye dek, 20-30 yıl daha birtakım sürprizli çalkantılar da süreceğe benzer...
Buzlanmış beyinleri bilmeyiz ama, "uzay çağı"na daha geniş pencerelerden bakmaya ayarlanmışlar için, enseyi karartmaya da gerek yok...
Başbakan Tayyip Bey'e bir kez daha geçmiş olsun, deriz... Ve dileriz biraz daha özenli olur kendi sağlığına...
c.altan@prizma.net.tr
|
|