Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Ekim 2006 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Cenazenizde hangi müzik çalınsın istersiniz?

Venedik Bienali İstanbul'da sergisindeki bir eserde, isteyene musalla taşına yatıp kendi cenazesinin provasını yapma imkânı tanınıyor!


Venedik Bienali, 110 yıllık tarihinde İtalya dışına ilk çıkışında ne kadar şanslıyız ki İstanbul'a, ayağımıza kadar gelmiş.
Eksik olmasın, Türk Telekom da ana sponsor olarak böyle bir sergiyi İstanbullulara armağan etmiş.
Gazeteci olmanın avantajıyla sergiyi ilk görenlerden biri olmuşum. Dünyanın dört bir yanından sanatçıların, izleyiciyi mutlaka rahatsız etmeyi, düşündürmeyi hedefleyen birbirinden çarpıcı yapıtlarını ilgiyle izlemekteyken o da ne?

En interaktif iş, ama...
Bomboş bir odada yüksekçe bir sütunun üzerinde bir buket çiçek ve hemen önünde dikdörtgen bir kaide. Duvarda 'The Centre of Attention' yazıyor. Meğer bu sanatçı grup, bizi kendi cenazemizin provasını yapmaya davet ediyormuş. Musalla taşı yerine geçen o dikdörtgen kaidenin üzerine yatıp, hatta dilersek üzerindeki bembeyaz örtüyü kefen niyetine üzerimize sarıp, kendi cenazemizde çalınmasını istediğimiz müziği dinleyebilirmişiz.
Nasıl derseniz?
Esere bakarken gözünüze hiç çarpmayan ters köşede, küçücük bir masa ve bir bilgisayar var. Dilediğiniz cenaze müziğini derhal çalıyorlar.
Serginin belki de en interaktif işi. Ama musalla taşına yatıp da kendi cenaze müziğini çaldıran kaç kişi çıkar bilemiyorum. Teşekkür ederim, ben almayayım!
Venedik Bienali için "dünya sanatının vitrini" denir her zaman. İstanbul'a gelen sınırlı sayıdaki yapıtta bile bunu anlamak kolaylıkla mümkün.
Örneğin Filistin asıllı Lübnanlı kadın sanatçı Mona Hatoum'un yusyuvarlak kum havuzu. Bir eser hem son derece minimalist olup, hem de bu kadar çok şeyi nasıl anlatabilir? Lübnan'da bitmek tükenmek bilmeyen çatışma ortamı, 54 yaşındaki Hatoum'u, üniversite öğrenimi için gittiği Londra'da göçmen olarak yaşamak zorunda bırakmış. Ömür boyu sürecek bu göçmenlik, kum havuzunda da göze çarpıyor. Yuvarlak havuzun içinde sürekli dönen metalin bir bozup bir düzelttiği kumda sadece yersizlik / yurtsuzluk hissi değil, aynı zamanda artı ve eksinin birlikteliği ve sürekliliği de beyninize nakşediyor.
"En iyi sanat, olanaksız çelişkileri sergileyerek, nesneleri sizin adınıza karmaşıklaştıran, dünya hakkındaki varsayımlarınızı sorgulamanızı ve bunun sonucunda da yanıtlar yerine daha fazla soruya sahip olmanızı sağlayan sanattır!" Hatoum'un bu sözleri, özellikle bu sergi için fevkalâde geçerli.

Yoksulluk ve açlık
Güney Afrikalı sanatçı Berni Searle'nin video performansı, yokluğu hikâye ediyor. Üstlerinde buharlar tüten kazanlar, insanın iştahını kabartıyor, ama kapakları açıldığında kazanlar bomboş. Çünkü burası Afrika.
Hintli sanatçı Subodh Gupta ise Köri adlı yapıtında hem hızlı ve kontrolsüz küreselleşmeye, hem de Batı'nın diğer kültürleri anlamaktaki miyopluğuna eleştiri oklarını batırıyor. Paslanmaz çelikten devasa bir mutfak seti. Her türlü kap-kacak mevcut, ama bir mutfağın temel malzemesi olan gıdadan yoksun. Yerleştirmedeki tekrar özelliği, hem Batı sanatına hem de kalabalık bir Hint ailesinin yemek ritüeline gönderme yapıyor. Yokluk ile varlık arasındaki çelişkiye yaman bir gönderme.

mtamer@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Fransız cumhuriyet ideolojisi
FRANSIZ iş dünyasının en üst kuruluşu Medef'i...
Çetin ALTAN
Duygusal ve beyinsel bir mengene
Önceki gün saat 11.30 suları... TV ekranların...
Melih AŞIK
Tanyeli kıvırmadı
Haber Bugün gazetesinden... Başlığı "Zulüm ve...
Fikret BİLA
Sağlık Bakanı Akdağ: Özel sistem kurulacak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a rahatsızlığı ...
Hasan CEMAL
Hiç aklıma gelmezdi!
Siyasette çok şey aklıma gelirdi de, Baykal'ı...
Güneri CIVAOĞLU
Kafada uyum
Türkiye'nin AB yol haritasında yükselen bariy...
Can Dündar
Fransa'ya tepki mi? Ne tepkisi?
Dün Avustralya radyosundan aradılar:
Hurşit GÜNEŞ
2006 bütçe performansı -1-
Bir bütçenin belki de en önemli ve esnek tara...
Doğan HEPER
İnkâr, ret ve Orhan Pamuk
ÇOĞUMUZ Fransa'nın kabul ettiği gibi, "soykır...
Semih İDİZ
AB'den, Kıbrıs'ta 'bedel ödetme' tehdidi var
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusu...
Sami KOHEN
Askerin konuşma hakkı...
İNGİLTERE bugünlerde generallerin hükümetin p...
Metin MÜNİR
'En beğendiği' kuruma sattı, şimdi tatile çıkıyor
Erol Sabancı, 20 yıldır aile toplantılarında ...
Hasan PULUR
Selahattin İçli de gitti...
EĞER Türk musikisini, "alaturka"yı severseniz...
Derya SAZAK
Başbakan'ın sağlığı
2002 seçimlerini hızlandıran süreçte Başbakan...
Meral TAMER
Cenazenizde hangi müzik çalınsın istersiniz?
Venedik Bienali, 110 yıllık tarihinde İtalya ...
Yaman TÖRÜNER
Merkez Bankası reformu nasıl olmalı?
Pazartesi günkü yazımda, bu konudaki ipuçları...
Güngör URAS
2007 bütçe taslağına göre ekonomi ne büyür, ne küçülür
Son zamanlarda bir "frene basma, ekonomiyi so...
Serpil YILMAZ
Toprağın hakkını savunanlar geliyor
Yerli ve yabancı sermayenin yeni yatırım terc...
M. Ali BİRAND
Başbakan'ın verilmiş sadakası varmış
TV haberlerinde ve gazetelerden Başbakan'ın b...

© 2006 Milliyet