Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Ekim 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Merasimsiz


Apar topar doğduğumuz gibi apar topar ölüyoruz bu memlekette. Bir çapaçul içinde başlayan ömrümüz langır lungur nihayetleniyor. Bu memlekette ölüyorsanız bilin ki sanki bir ayıplarını örtermiş gibi insanlar, sizi manasız bir aceleyle gömecekler.
Sanki üstünüzü toprakla örtmeden rahat etmeyeceklermiş bir hınçla, hırsla... Bilin ki sanki sizden kurtulmak istermiş gibi bir süratte kurtulacaklar gövdenizden. Herhangi bir duygu yaşamaya izin verilmeyen bir merasimle... Ve hatta beceriksiz bir merasimsizlikle. Çünkü bizim bu ülkede, doğumda ve ölümde bir merasimsizlik meselemiz var...

Merasime ihtiyaç var!
"Merasimden hiç hoşlanmam" diyebilirsiniz, "Törenler çok anlamsız" diyebilirsiniz, kendinizi çok "aykırı" ilan ettiğiniz için bu tür "ortalama" işlere tenezzül etmiyor olabilirsiniz ama insanoğlunun merasime ihtiyaç duyduğunu reddedemeyiz hiçbirimiz. Çünkü insanlar, topluluk halindeyken ve önemli olaylarda duygularını ortak bir kanaldan akıtmak isterler.
Ortadaki duyguların düzenli bir şekilde akması, akışın bozulmaması gerekir. Çünkü bu duygular, düzenlenmezlerse, herkeste anlam veremedikleri, adlandırılamayan, sıkıntılı bir yoğunluk ya da boşluk yaratırlar. Herkesin eli ayağı birbirine karıştığı gibi olay karşısında hissedilen bireysel duygular da insanın kursağında kalır. Giderek ya herkes birbirine şaşkın şaşkın bakar ve beceriksizleşir ya da çok bilmiş bir üslupsuzluk ortamı ele geçirir.
Ölü evlerine ya da yeni doğmuş bebek evlerine gelen "komşu teyze" tiplemeleri de bu ortamı ele geçirmeyi en çok sevenlerdir.

'Öyle yapılmaz!'
Siz acınızla sükûnet içinde oturmak isterken gelip feveran eden kadınlar ya da adamlar; siz bebeğinizi sakin ve özenli bir şekilde dünyayla tanıştırmak isterken "O öyle yapılmaz, böyle yapılır" diye her şeye burnunu sokan insanlar için bu merasimsizlik durumu mükemmel bir büyüme, serpilme, yaşamı ortamı oluşturur.
Gelenek mevzuu ile ilgili zaten bin türlü problemi olan bir halk olduğumuz ve geleneksel merasimleri hayatımızdan çıkararak kendimizi daha da zora soktuğumuz için genç insanların durumu en zoru. Geleneksel bir düğün istemiyorsun ama "kokteyl prolonge" de bizim gibi halay çekmeden duygularını yaşamayan insanları zorluyor. Olmuyor.
Ne oluyor?
En elit düğünlerde bile Mozart'la başlayan fasıl mecburen kasap havasıyla son buluyor. Bunun için yeterli altyapı yoksa hiç olmazsa bir Tarkan çalınıp öyle gidiliyor.
Doğum oluyor. Okumuş kızlar olarak bizler, komşu teyzelerin ve akrabaların bebeğimizi elimizden kapıp ağlata ağlata ve bir hengâme içinde ilk banyosunu yaptırmasını istemiyoruz ama bu kez yalnızlaştırılıyoruz.
Ölüm oluyor. Ölen dindar biri değil, Tanrı'ya da inanmıyor. Ama ölüyü kaldıracak camiden başka bir yer bulamıyoruz. Mevlit okutmuyoruz ama bir araya gelip ne konuşacağımızı da tam bilemiyoruz. Ölenden mi bahsedeceğiz? Acıyı tazelemeyelim diye susuyoruz. Ölüme inat dostlarla birlikte gülecek miyiz? Ayıp olmasın diye susuyoruz. Gidenin eşyalarını ne yapacağız? Birilerine versek ihanet mi etmiş oluruz?

Bilgiye güvenmek lazım
İnsanlığın bilgisine biraz da güvenmek lazım. Hayatın önemli olaylarında, bizden önce gelenler aptal ya da ortalama oldukları için uydurulmadı o merasimler.
İnsanlık zaman içinde ortak duygularını hangi kanallardan akıtacağına karar verdi. Ölüm evlerinin hemencecik temizlenmesi kadınların iş yaparak normalleşmesi içindi. Hemen lokma dökülmesi hayatta kalmaya ilişkindi, karbonhidrata duyulan içgüdüsel ihtiyaçtan dolayı icat edildi. Eskiler gibi yapılsın da demiyorum ama yerine yenisini koyabilmek için de biraz çaba, hayat karşısında biraz efendilik, hatta biraz da inat ve mutlaka zaman gerekli.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Kürt meselesi, CHP ve DYP
DİYARBAKIR Belediye Başkanı Osman Baydemir, e...
Çetin ALTAN
Matrak bir mızrak, resmi bir çuvala bir türlü sığmıyor
Matrak bir mızrağı, resmi bir çuvala sığdırma...
Melih AŞIK
Kaf Dağı'nın ardı
PKK'nın ateşkes ilan etmesinden sonra ABD bir...
Fikret BİLA
Mehmet Ağar önerisini somutlaştırmalı
Türkiye'nin dağlarında çiçekler açması, silah...
Hasan CEMAL
Balta ile sistem!
Yüz milyon dolar harcarız, İstanbul'a olimpiy...
Güneri CIVAOĞLU
Göğüs takıntısı
Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim 7. sınıf V...
Abbas GÜÇLÜ
Aklı ya denizde ya da havada
Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, i...
Hurşit GÜNEŞ
2006 bütçe performansı -2-
2006 bütçesindeki gelir performansı iki bakım...
Sami KOHEN
Yakın veya uzak fark etmez
KUZEY Kore'nin ilk atom bombası denemesini ya...
Metin MÜNİR
Heves var da program yok!..
Hükümetin Türkiye'yi uzay programı olan ülkel...
Faik ÖZTRAK
Tehlikeli bütçe
2007 yılı bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclis...
Hasan PULUR
Yumruk sanayii...
İKİNCİ Cihan Savaşı'nda günlük gelişmeleri bi...
Derya SAZAK
İngiliz Paşa
Sir Richard Dannatt, İngiltere Genelkurmay Ba...
Meral TAMER
"Kadın sanatçı, Türkiye'de ABD'ye göre daha şanslı"
Venedik Bienali'nden 56 eserin İstanbul'a gel...
Ece TEMELKURAN
Merasimsiz
Apar topar doğduğumuz gibi apar topar ölüyoru...
Güngör URAS
Fitre ve zekât zamanı geldi
Ekonomi denilen şey iştir, aştır. Üretim olac...
M. Ali BİRAND
Ağar korkup kaçmadı...
Mehmet Ağar, çok ilginç bir değişim gösteriyo...

© 2006 Milliyet