Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 20 Ekim 2006 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Ağar korkup kaçmadı...


Mehmet Ağar, çok ilginç bir değişim gösteriyor.
Hayatının büyük bölümünü, Derin Devlet diye adlandırılan bir kavram ve bu kavramın içine sokulan kurumlarda yaşayarak geçirmiş bir insan. PKK ile mücadeleyi anlatan eski kitaplar açıldığı zaman her sayfasında, dönemin her resminde karşılaştığımız, Türk polisi ve Türk Silahlı Kuvvetleriyle özdeşleşmiş bir isim.
Ağar DYP liderliğine geldikten sonra da bir süre geçmişinin gölgesinde görüldü. Ancak ne olduysa, son dönemlerde önemli bir değişime girdi.
Önce "Benim başbakanlığımda asker konuşamaz" dedi. Aslında, söylemek istediği "Ben ülkeyi o kadar iyi yöneteceğim ki, askere söyleyecek söz kalmayacak" idi. Ancak farklı okundu. Ardından, PKK'nın lider kadrosu ve cinayet işlemiş olanların dışındakilere siyaset yapma serbestisi sağlanması gerektiğini söyledi.
Bunlar, eski Ağar'dan duymaya alışmadığımız sözlerdi. Ayrıca, son derece önemli, çok kişinin telaffuz etmeye yanaşmadığı gerçeklerdi.
Tepki gecikmedi. Gariptir ancak ilk sert yanıt CHP liderinden geldi. Asıl beklenen ise, Askerin ne diyeceği idi. O da fazla gecikmedi. Org. Büyükanıt'dan, dolaylı biçimde sert bir yanıt çıktı. Açıkça, Ağar'ı tersledi.
Hepimizin beklentisi, Mehmet Ağar'ın "sözlerinin yanlış anlaşıldığını, katiyyen böyle sözler etmediğini, medyanın çarpıttığını" açıklamasıydı. Eski Mehmet Ağar, böyle yapardı. Eski bazı liderlerin, kazara askere ters düşecek bir demeç verip, ardından komutanlardan fırça yiyince nasıl çark ettiklerini hepimiz bildiğimiz için, bu listeye bir yenisinin eklenmesini de normal karşılamaya hazırdık.
Ancak böyle birşey olmadı.
Ağar herkesi şaşırttı. Yelkenleri indirmedi. "Yanlış anlaşıldığını" söyledi, ancak bunu, sözlerini inkar etmek için değil, yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için yaptı. Genelde, açıklamalarının arkasında durdu.
Ağar'a, bu açılımı pişman ettirmeye çalışacağımıza, DYP lideri gibi bir siyasinin dahi, yeni arayışlara girmesinin ne kadar önemli olduğuna dikkat edelim... Ağar bize başka şeyler söylemeye çabalıyor. Çok iyi bildiği kırmızı çizgilere rağmen böyle hareket ediyorsa, bizim de bu insana kulak vermemiz daha yararlı olmaz mı?

KIRMIZI ÇİZGİLERE İNCE AYAR...
Kırmızı çizgi çizmeye bayılırız.
"İşte bu sınırlar geçilmemeli" deriz, ancak, kendi çizdiğimiz bu çizgilerin, zaman içinde ve değişen koşullardan dolayı yer değiştirebileceğini pek dikkate almayız. Sonra bir gün, öyle bir gelişmeyle karşı karşıya kalırız ki, şaşırırız. Böyle bir olasılıkta da, sorumluluğu içerde "oy peşinde koşan politikacılara" veya vatanını sevmeyenlere atarız. Dışarda ise, komplo teorilerini devreye sokar ve yabancı güçleri suçlarız. Hiçbir zaman kendi kırmızı çizgilerimizi sorgulamayız.
Mehmet Ağar, bazı kırmızı çizgileri aştı. Ancak kimse Ağar'ı suçlamıyor. Onun geçmişi, bugünkü söylediklerine önemli bir koruma getiriyor. Aslına bakacak olursak, Mehmet Ağar bazı Kırmızı Çizgiler'e ince ayar yapıyor. İşin ilginç yanı, DYP liderinin attığı bu adımlar, AK Parti iktidarı tarafından da "gizlice" destekleniyor. Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın bu konuda söyledikleri ve söylemediklerini yan yana koyarsak, bu desteğin epey önemli olduğunu da görebiliriz.
Kırmızı Çizgiler, yargı sistemimizi de etkiler. Yargıç ve savcılarımızın reflekslerini kontrol edin, açılan davaların cinsleri veya kararlarını gözden geçirin, hemen görebilirsiniz. Bazı konularda (genelde Kürtçülük, PKK terörü, Kıbrıs, Ermeni soykırımı) belirli söylemin ötesine geçin, resmi politikalara ters düşen açıklamalar veya eylemler yapın, pişman edilirsiniz. İstediğiniz kadar "fikir özgürlüğü" deyin veya farklı görüş ortaya attığınızı iddia edin... Hiç kimse sizi dinlemez..
Kamuoyundaki algılanışıyla, şu sıralarda Şemdinli'de çizilen bir başka Kırmızı Çizgi'ye ince ayar yapılıyor. Mahkemenin askerlere verdiği ceza kararı değiştirilmeye çalışılıyor.
Kimse bir karar vermiyor. Kimse direktif yayınlamıyor. Yapılan bazı konuşmalardan görev çıkaranlar harekete geçiyorlar.

DEVLET DE DAVA AÇABİLİR, ANCAK...
Çarşamba (18.10.2006) günkü köşe yazımda "Devletlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açamayacakları" şeklinde bir bölüm vardı. Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk bey aradı ve uyarıda bulundu. Yazıya tekrar baktım. Son derece haklı. Söylemek istediğimi doğru dürüst anlatamamışım. İnsan Hakları sözleşmesinin 33 üncü maddesi devletlerin de birbirlerine dava açabileceklerini belirtiyor. İşte benim hatam da bundan sonra başlamış. Zira Türkiye'nin Fransa'ya dava açmasının neden zor olduğunu yeterince anlatamamışım.
Okurlarımdan özür dilerim.
Oysa söylenmesi gereken şuydu:
Bir devlet, çıkardığı bir yasadan dolayı bir başka devlete İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı davrandığından dolayı dava açabiliyor. Ancak bunun siyasi faturasını da yüklenmesi gerekiyor.
Örneğin Fransa.. Ermeni soykırımı ile ilgili yasayı çıkarıp uygulamaya soktuktan ve bu yasaya dayanılarak herhangi bir kişiye ceza verilmesi durumunda Türkiye, Fransa'yı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikayet edebilir. Ancak arkasından başlayacak olan süreci iyi hesap etmek gerekiyor. Dava açmak, boykot yapmaya, Fransa'yı devlet ihalelerinin dışında bırakmaya, siyasi diyaloğu kesmeye benzemiyor. Nerede biteceği tam belli olmayan dev siyasi bir mücadeleye giriliyor.
Bu aşamada kendi kendimize "Zaten bizim istediğimiz bu değil mi? Fransa'nın bizim en can alıcı noktamızdan vurmasına karşılık bizim de onlarla siyasi bir kavgaya girmemiz gerekmez mi?" diyebiliriz. Kamuoyu açısından da haklı olabiliriz.
Gerçekten de Fransa'ya siyasi zarar verdirebiliriz. Ancak düşünülmesi gereken nokta, soykırım tartışmalarında Ermenistan'ın yanısıra bir de Fransa'yı tam taraf olarak karşımıza alıp ve soykırım (soykırım oldu-olmadı) tartışmalarını çok farklı zeminlere taşımak durumunda kalabiliriz. Yani konu hiç istemeyeceğimiz yerlere gidebilir.
İşte bu tip kaygılardan hareketle devletler birbirlerine genelde dava açmamayı tercih ederler. Konuyu uzun sürecek, derin yaralar açacak, tamir edilemeyecek sonuçlar getirecek noktalara götürmek yerine daha pragmatik davranırlar.
Tabii bu bir tercih meselesidir. Gelen işaretler Ankara'nın bu tercihi de düşündüğünü gösteriyor.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Kürt meselesi, CHP ve DYP
DİYARBAKIR Belediye Başkanı Osman Baydemir, e...
Çetin ALTAN
Matrak bir mızrak, resmi bir çuvala bir türlü sığmıyor
Matrak bir mızrağı, resmi bir çuvala sığdırma...
Melih AŞIK
Kaf Dağı'nın ardı
PKK'nın ateşkes ilan etmesinden sonra ABD bir...
Fikret BİLA
Mehmet Ağar önerisini somutlaştırmalı
Türkiye'nin dağlarında çiçekler açması, silah...
Hasan CEMAL
Balta ile sistem!
Yüz milyon dolar harcarız, İstanbul'a olimpiy...
Güneri CIVAOĞLU
Göğüs takıntısı
Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim 7. sınıf V...
Abbas GÜÇLÜ
Aklı ya denizde ya da havada
Pegasus Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı, i...
Hurşit GÜNEŞ
2006 bütçe performansı -2-
2006 bütçesindeki gelir performansı iki bakım...
Sami KOHEN
Yakın veya uzak fark etmez
KUZEY Kore'nin ilk atom bombası denemesini ya...
Metin MÜNİR
Heves var da program yok!..
Hükümetin Türkiye'yi uzay programı olan ülkel...
Faik ÖZTRAK
Tehlikeli bütçe
2007 yılı bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclis...
Hasan PULUR
Yumruk sanayii...
İKİNCİ Cihan Savaşı'nda günlük gelişmeleri bi...
Derya SAZAK
İngiliz Paşa
Sir Richard Dannatt, İngiltere Genelkurmay Ba...
Meral TAMER
"Kadın sanatçı, Türkiye'de ABD'ye göre daha şanslı"
Venedik Bienali'nden 56 eserin İstanbul'a gel...
Ece TEMELKURAN
Merasimsiz
Apar topar doğduğumuz gibi apar topar ölüyoru...
Güngör URAS
Fitre ve zekât zamanı geldi
Ekonomi denilen şey iştir, aştır. Üretim olac...
M. Ali BİRAND
Ağar korkup kaçmadı...
Mehmet Ağar, çok ilginç bir değişim gösteriyo...

© 2006 Milliyet