
|
|
|
 |
|
|
"Yelkencilik bizde babadan kıza geçen bir gelenek"
Bodrum'da kadınlar arasında yapılan uluslararası yelken kupasını kazanan Şah Mat ekibi: "Bu sporu kuşaklardır sürdüren ailelerin çocuklarıyız"
BAHAR BAKIR
Bodrum'da 9-13 Ekim tarihlerinde düzenlenen 1. Uluslararası Kadınlar Yelken Kupası'nı Şah Mat-Kahve Dünyası isimli yatla yarışan yedi kişilik ekip kazandı. Yaşları 27 ile 45 arasında değişen ve farklı işlerle uğraşan ekip üyelerinden beşi yelkencilik serüvenlerini ve bu spora bakış açılarını anlattılar.
Yedi başarılı yelkenci kadın olarak birbirinizi nasıl buldunuz?
Mihri Ereş: Hepimiz İstanbul Yelken Kulübü'nün sporcusuyuz ve burada tanıştık. Birbirimizi en az 18 yıldır tanıyoruz. Ailelerimiz de yıllardır bu sporla uğraşıyor. Burası bizim için bir buluşma noktası oldu ve yıllar geçtikçe kocaman bir aileye dönüştük.
Denizciliğe ve yelkenciliğe ilginiz nereden geliyor?
Mihri E.: Biz Kalamış ve Fenerbahçe'den gelen ve bu sporu kuşaklardır sürdüren ailelerin çocuklarıyız. Yelkencilik bizim ailelerimizde babadan kıza geçen bir gelenek gibidir. 20-25 senedir yelkenle uğraşıyoruz. Bir yandan iş hayatımızı düzenliyoruz, bir yandan çocuklarımızla ilgileniyoruz, bir yandan da profesyonelce sporumuzu yapıyoruz.
"Dünyada bir ilk"
Uluslararası karakteri ön planda olan bu yarışmanın formatı neydi?
Mihri E.: Bu organizasyonun birinci özelliği dünyada bir ilk olması ve Türkiye'de düzenlenmesi. İkinci özelliği ise tüm yarışmacıların kadın olması. Yarışma 17 yat ve sekiz-dokuz kişilik kadın ekiplerinden oluşuyordu. Yatların yedisi Türk, ikisi İsrail, dördü Rus, üçü Hollanda yatıydı. Yarışlar beş gün boyunca günübirlik olarak düzenlendi. Hepsinin süresi ve parkuru farklıydı. Bodrum-Yalıkavak rotası en uzun parkurdu. Şah Mat-Kahve Dünyası bunu 3 saat 11 dakikada tamamladı.
Yarışmada başınızdan geçen ilginç bir olay oldu mu?
Selma Uca: Toplam altı yarış yapılacaktı fakat hava koşullarından dolayı ilk gün planlanan iki yarıştan sadece biri yapıldı. Dört saat geç başlayan yarış öncesinde stresimizi atmak için tüm kadınlar şarkı söyleyip dans ettik.
"Akılla ilgili bir spor"
Yelkencilikte yüksek bir kondisyon gerektiği kesin. Kadın olarak fiziksel güç açığını nasıl kapatıyorsunuz?
Mihri E.: Yelken erkek sporu değil, tamamen teknik bir spordur. Erkeğin gücü ya da kadının güçsüzlüğü söz konusu değildir. Yelkencilik akılla ilgili bir spor. Tabii ki kuvvet bu spor için çok önemli. Ama yelkende doğru zamanında, doğru yerde ve doğru bir hızla kuvvetinizi kullanmayı biliyorsanız, bir erkekten hiçbir farkınız kalmıyor. Dolayısıyla rekabet kadınla erkek arasında değil, tekneler arasında.
İş hayatında kadınların birbirleriyle iyi geçinemediğini biliyoruz. Peki denizde geçinebiliyorlar mı?
Selma U.: Kadınlarla yarışmak çok keyifli. Biz bile bu yarışmada bu kadar kadın bir arada ne yapacağız diye düşündük. Ama inanın 150 kadın şen şakrak yarıştık. İş hayatında ortak bir amaç olsa da, bireysel hırs ve çıkar ön plana çıkıyor. Rekabet de bu yönde gelişiyor. Ancak yelken takım, koordinasyon ve işbirliği sporudur. Kimse kimsenin üzerinde değildir. Herkes herkesin yaptığı işi bilmek zorundadır. Tabii ki sinirlendiğimiz ve bağrıştığımız zamanlar oluyor. Ama bu durum iş hayatında olduğu gibi birbirimizin şahsına yönelik değil.
"Artık çok daha cesuruz"
Denizde uzun süre yaşadıktan sonra karaya ayak basınca neler hissediyorsunuz?
Gül Aybers: Denizde uzun süre yaşayıp karaya döndüğümüzde çok daha cesur olduğumuzu gördük. Denizdeki yaşam felsefesiyle karadaki çok farklı. Karadaki birçok sıkıntıyı çok çabuk yok edebiliyoruz, kara hayatı bize çok basit geliyor. Son yıllara bakarsanız insanlar kendilerini bulmak için denize kaçıyorlar. Sonunda doğruyu bulmaya başladılar!
"Prada ve Louis Vuitton yelkenle reklam yapıyor"
Türkiye bu yarışmaya ilgi gösterdi mi?
Aylin Suntay: İki amatör kulüp ve yerel bir belediyenin iki-üç aylık çalışmasıyla, milyar dolarlar dönmeden bu denli büyük bir organizasyon yapılabiliyorsa bu, Türkiye ve Türk sporu için büyük bir başarıdır. Ama bu başarı sadece Bodrum'un yerel gazetelerinde birkaç haberle sınırlı kaldı. Yabancı basın bile daha çok önem verdi. Sonuç olarak, yelken seyirci ve tribün sporu olmadığından Türk toplumu ve Türk basını bu yarışa gereken ilgiyi göstermedi diyebiliriz. Türkler suya yakın ama bir o kadar sudan uzakta yaşayan bir millet. Oysa Batı'da Prada ve Louis Vuitton gibi çok büyük markalar bile reklamlarını yelken aracılığıyla yapıyorlar.
Türkiye'de son yıllarda kadınlar birçok spor dalında büyük başarıya imza attılar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ece Ermeç: Türk kadınlarının başarıları hem Türkiye'nin adını dünyaya duyurdu hem de farklı spor dallarını Türk insanına tanıttı. Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci ve kadının toplumdaki yeri konusu sürekli tartışılırken, böyle uluslararası çapta bir yelken yarışmasının Türkiye'de düzenlenmesi çok önemli. Ancak ülkemizde sürekli futbola yatırım yapılıyor. Diğer branşlarda çok önemli başarılar alınmasına rağmen yatırım ve tanıtım olmayınca bu branşların gelişmesi çok zor oluyor.
Mihri E.: Dolayısıyla ilk önce eğitim, sonra imkan, daha sonra ise altyapı diyoruz. Devletin de sanat ve spor politikasını değiştirmesi lazım. 1980'lerin sonunda Naim Süleymanoğlu'nun ve milli takımımızın dünya üçüncülüğünün Türkiye'yi nerelere getirdiğini gördük. Son olarak da basın çok önemli. Bu tip sporları tanıtmak ve yaşam tarzını göstermek basına kalıyor. Basının toplumu eğitmesi ve yönlendirmesi gerekiyor.
"Yarışmanın en süslü ekibi bizdik"
Kadınlar her yerde şık ve bakımlı olmak isterler. Yarışma sırasında ne tür kıyafetler giydiniz?
Mihri E.: Kadın her yerde kadındır ama yelken biraz ağır bir spor. Yine de en süslüleri biziz diyebilirim. Denizin üzerindeyken bedeninizi rüzgardan, güneşten ve tuzdan çok iyi korumalısınız. Bu nedenle uluslararası firmaların yelken sporu için hazırladığı özel su, rüzgar geçirmeyen ve terletmeyen kıyafetleri giyiyoruz. En çok Musto, Henri-Lyold, Gear, Beta-Sail gibi markaları tercih ediyoruz. Yarıştan önce tırnaklarımızı kesiyoruz, saat dışında tüm takılarımızı çıkarıyoruz. Fondöten ve saç boyası tuzlu suya dayanmadığından süsümüzü yarışma sonrasına bırakıyoruz.
|
|
|

|
|