|
 |
|
|
Şerafettin yaylası
Daha 20 dakikadan fazla vardı.
Uzatması muzatması da vardı ve öyle veya böyle 9 puan daha vardı.
Tribünler Eric Gerets ve futbolcularına fena sulanmaya başladı.
Üstelik onların, onlara en çok ihtiyacı olduğu dakikalarda.
Kulübün, 1 ve 2 no'lu adamlarının, onları Şerafettin Yaylası'nda (Selahattin Duman'dan) kurda kuşa yem ettiği yetmemişti.
12'inci adam da son darbeyi vuruyordu.
Sonra o adamlar sahaya indi.
Sonra onlardan biri top oldu, PSV kalesine girdi.
Yönetimin inadına orada oynattığı Şampiyonlar Ligi'nin evdeki son maçını inadına orada oynatmak istemiyordu seyirci.
Sahayı kapattırmak pahasına bile olsa.
Şerafettin Yaylası'ndan başka türlü kurtuluş yoktu ki.
Ve...
Bordeaux'yu da PSV'yi de Ali Sami Yen'de, güle oynaya yenerlerdi.
Tek başına, Ali Sami yenerdi.
Eric Gerets, anti hücumcu, anti futbolcu, statükocu futbol yorumcularının etkisinde kalmayıp, çift santrforla, inandığı sistemiyle başlasaydı, her iki Avrupalı'ya da fark atarlardı.
Ve...
Tabi bence.
İnadına
Şerafettin Yaylası'nın ne olup ne olmadığını en iyi bilenlerden, yaylazede Fatih Terim, "Niye pres yapmıyorsunuz?" dediğinde, futbolcularının "Saha çok büyük geliyor gözümüze" dediklerini anlattı o maçın hemen sonrasında.
Koş koş bitmez hissi veriyordu orası futbolcuya, o da bu kadar koşuyordu.
Yine Terim, "Soğukta ve rüzgârda, bu sahada oynamak çok zor" dedi maçı yorumlarken.
Ondan iyi kim bilebilirdi ki Şerafettin Yaylası'nı.
Galatasaray'daki sonunu, orası başlatmıştı..
Bitmedi.
O yaylada hayatı kayanlardan Hakan Ünsal, "Burada baskı kurulamıyor, tempolu oynanamıyor, pres yapılamıyor, konsantre olunamıyor, gözümüzde büyüyor" dedi Terim'den hemen sonra.
Eric Gerets ve futbolcuları da istemiyordu o Şerafettin yaylasını...
İnadına orada oynattı Galatasaray yönetimi.
Galatasaray'ın ıcığını cıcığını en iyi bilen Ergun Gürsoy, maçtan sonra "Bu kadro Şampiyonlar Ligi için yeterli değil" dedi.
Evet değil...
Tek avantajları, her şeye rağmen Ali Sami Yen'di.
O avantajı da yönetim yok etti.
Kabul etsinler, stratejileri yanlıştı.
Ve...
Bu gruptan çıkamazsa Galatasaray, sorumlusu ne futbolculardır, ne de teknik kadro.
Sorumlu kendileridir.
Ve...
Haklısınız, sıktı artık...
İnadına bi daha yazdım, bu ligi inadına Şerafettin yaylasında oynattıkları için.
Tribünler bize ne diye bağırıyor?
Bizim Ercan (Güven) Ersun Yanal'la bir röportaj yaptı. Bence 10 numaraydı.
Yanal anlatıyor:
"Otorite olabilmeniz için, arkasını bilgiyle doldurmak zorundasınız, artık imparatorluklar padişahlıklar yok".
Ercan sorulması gerekeni tek soruyu soruyor; "Fatih Terim'e göndermemi var?".
Yanal cevap veriyor;
"Polemik yaratmak için konuşmuyorum".
Ya bir de polemik yaratmak için konuşsa...
Ve...
Yanal her maça, maçı önce kafasında oynatarak hazırlanıyor, röportaja da öyle hazırlanmış belli ki.
O çalışkan, işini seven biri ve iyi bir teknik direktör.
Belki ileride en iyisi olacak.
İlerleyebilirse.
Bu yolda en büyük rakibi kendisi, bu sene Manisa'nın da en büyük rakibinin Yanal olduğu gibi...
Ve...
O akıllı biri, ama etrafında çok aptal var herhalde.
Ve...
Darılmasın.
Ben de "filana falana" diyip isim misim vermeden zart zurt edebilirdim hocaya buradan.
Sordukların da da "Yanal'a değil" derdim.
Şık olmazdı, hoş da.
Milli Takım'dan da kötü teknik direktör olduğu için gitmedi, Şükür polemiğinde "Teknik" dedi ve teknik gitti.
Bağlayalım.
Ercan'ın röportajının konusu futbol.
Sadece "imparator" dese ağır olacak, olmayacak, yanına padişahı da ekliyor.
Halbuki...
"Fatih Terim'in devri kapandı" dese, kimsenin gıkı çıkmaz, hatta Terim'in de.
Kendi düşüncesidir deyip geçerler, helal olsun diyen bile olur, içi dışı birmiş...
Hatta destek bile bulabilir.
Ve...
Belki de gönderme hakikaten Terim'e değil.
Polemiği Ercan yarattı, ben de devam ettiriyorum.
Bize ne diye bağırıyor statlarda, binlerce kişi?
Öyleyiz belki.
Hepsi mi yalan söylüyor bağıran binlerin?
Böyleyiz belki.
Yanal'dan özür dileriz.
Ve son bir şey...
Bir Yanal Müzesi olsa, içinde şu an sadece bir tek kupa olur.
Üzerinde de şu yazar:
"İyi futbol oynatıyor".
Unutmasın.
Respiondo muerto esambo mortes
Red Kid'deydi.
Kötü kovboylar, yine bir kasabayı işgal etmişlerdi, halk kasaba meydanında korku içindeydi.
Biri "Respiondo muerto esambo mortes" diye bağırdı.
Kasabalının biri, arkadaşına sordu:
-Ne dedi?
-Respiondo muerto esambo mortes!
-Vaay be.
***
Dünün dünü bir arkadaşımız, UEFA Kupası'ndaki rakiplerimizden biri için yorum yapıyordu ekranda.
"Kompak bir takım" dedi.
Bizim bakkaldaydım.
Çırak duyamamıştı, bakkala sordu:
-Neymiş?
-Kompakmış.
-Vaay be.
***
Dün kompak bizim mahallede herkesin dilindeydi.
Vaay be.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|