|
Aynı yatağı paylaşmak, uzlaşma gerektiriyor
Son dönemde bazı kesimler ısrarla Ramazan Bayramı dememiz için uyarılar yapsalar da yarınki bayram, çocukluğumdan beri benim için Şeker Bayramı.
Yeni taşındığımız evde henüz oturacak koltuk falan yok, ama Mey İçki'nin gönderdiği Hare acıbadem likörü, İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Nejat Basmacı'dan gelen akide şekeri ve Eczacıbaşı'ndan gelen Selin limon kolonyasıyla misafir kabul etmeye hazırım.
Evde hâlâ açılmamış koliler olsa da, rahmetli annemden kalma likör bardakları bulunup yıkandı, tepsiye yerleştirildi...
1 ay kadar önce The New York Times'da okuduğum bir yazıyı, bayramda sizlerle paylaşırım diye saklamıştım. Konu aynı yatağı paylaşmak. Birlikte uyumak...
Oğluyla uyuyunca...
Çiftlerin her gece yaşadığı sıradan bir olay gibi görünen "birlikte uyuma"nın kitabı yazılmış.
Minnesota Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Paul Rosenblatt, kırsal alan çalışmalarından birine, 12 yaşındaki oğlunu da götürür. Baba - oğul, bir çiftlik evinde günlerce aynı yatağı paylaşmak zorunda kalırlar. Prof. Rosenblatt için bu deneyim "korkunç"tur. Zira bütün gece yatakta dönüp duran oğlu, onu uykusuz bırakır. Yeni güne yorgun ve perişan bir şekilde başlayan Rosenblatt'a bu deneyim, başka biriyle uyumaya alışmanın ne kadar zorlayıcı olabileceğini düşündürür. Oysa kendisi yıllardır eşiyle birlikte uyumaktadır... Ve böylelikle, çiftlerle yüz yüze mülakatla başlayan yeni bir araştırmanın, dolayısıyla yeni bir kitabın yolu açılır.
Seks değil, iletişim
Rosenblatt, çoğu evli ve heteroseksüel katılımcı çiftlere neden birlikte uyumayı tercih ettiklerini sorduğunda, sadece birkaçından "seks" yanıtını alır. Büyük çoğunluk için yatak, birbirleriyle iletişim kurabildikleri özel bir mekândır. Çiftler günün stresinden arınmak, ayrı kaldıkları saatleri telafi etmek için birlikte yattıklarını söylemişlerdir.
Biriyle aynı yatağı paylaşmak, aynı zamanda pek çok ince ayrıntı üzerinde ortak karar alabilmeyi, uzlaşmayı zorunlu kılmaktadır: Oda sıcaklığı, pencerenin açık mı kapalı mı kalacağı, yatağın nerede duracağı, kimin hangi tarafta yatacağı, yatakta TV izleme, kitap okuma veya bir şeyler atıştırma, sabah çalan alarmlar, evcil hayvanların ve çocukların yatağa kabulü...
Hayat kurtarıyor!
Yatağı başkasıyla paylaşmak, özellikle ileri yaşlarda uyku düzensizliklerini tetikleyen faktörlerin başında yer alıyor. Ancak araştırmaya katılan pek çok çift, yalnız uyudukları takdirde uyku kalitesi artacağı halde, aynı yatağı paylaşmayı tercih ettiklerini belirtmişler.
Prof. Rosenblatt, söyleşilerinde aynı yatağı paylaşmanın hayat kurtardığı örneklere de rastlamış. Çiftler arasında birbirinin, uyku sırasındaki nefes ve horlama problemlerini fark ederek felç, kalp veya şeker krizine erken müdahale edilmesini sağlayanlar var.
Demek ki her akşam tekrarlanan bir durum olsa da "çift olarak uyumak," asla sadece "uyumak" anlamına gelmiyor.
İyi bayramlar...
mtamer@milliyet.com.tr
|
|