|
Yine tarikatlar
DİYANET İşleri Başkanı muhterem Prof. Ali Bardakoğlu ile konuşuyorum. Son zamanlarda daha görünür hale gelen, marifetleri daha bir ortaya çıkan tarikatları soruyorum. "Dinden çok sosyolojiyle ilgili bir mesele" diyor. "Bir tür sosyolojik hormon bozukluğu" diyor. "Çarpık şehirleşmenin yarattığı uç yapılanmalar" diyor.
Prof. Bardakoğlu'nun sözleri, her şeyden önce tarikatların büründüğü 'kutsal' örtüsünü kaldırıyor. Bunlar 'kutsal' değil, 'sosyal' vakalardır.
Prof. Bardakoğlu devam ediyor:
- Şehirleşmeyi iyi yönetemedik. Göç olgusunun nelere yol açabileceğini öngöremedik. Şehre gelen insan ister istemez bir güvence, bir kişilik, bir dayanışma ihtiyacını duyuyor. Sadece tarikatlarda değil, başka türlü uç eğilimlerde de aynı sosyolojik faktörler var.
Ve modern toplumun bir zaafı:
- Modern toplum yalnızlaşmış bireyler üretiyor. Halbuki insanın gönül ve dostluk bağlarına da ihtiyacı var.
Prof. Bardakoğlu, Cumhuriyet'in Halkevleri'ni bu ihtiyacı karşılamak için kurduğunu ama Halkevleri'nin 'formel' kaldığını söylüyor.
İnsanın "sıcak bağlar" ihtiyacını Cumhuriyet'in karşılayamadığını Prof. Şerif Mardin de belirtir.
İzole ve marjinal
Mevlevilik, Halvetilik, Cerrahilik, Rıfailik gibi yüksek kültüre dayalı tarikatlar kimseyi rahatsız etmiyor. Aksine müziğe, şiire, hat sanatlarına, ahlak felsefesine katkıları övgüyle karşılanıyor.
Toplumu rahatsız eden tarikatlar, çarpık şahirleşmeyle semiren hastalıklı yapılardır.
Bunların izole ve kenar (periferi) semtlerde ortaya çıkması sebepsiz değildir. Göç sonucu, şehirlerde kendini yabancı, yalnız, çaresiz hissedenler, bir tarikata, bir örgüte yapıştığında birdenbire "kardeşler"e, "yoldaşlar"a sahip oluyor! Üstelik ekonomik bir dayanışmaya da kavuşuyor! Bağış yaparsan huzur, bağış alırsan şükür!
Psikolojik açıdan da, bir 'hiç' iken birden büyük bir misyona "adanmış" olmak gibi müthiş bir psikolojiye kapılıyor.
İstanbul'da Fatih semti eskisi gibi değil, Çarşamba ise eskisi gibi! Çünkü Fatih büyük ve genel topluma açık bir semt, Çarşamba ise izole bir mekân...
İzole ve marjinal olmaları rejim için tehlike oluşturamayacaklarının kanıtlarından sadece biridir.
Hasan Cemal'in güzel deyimiyle "Çarşamba'yı tankla düzeltmek" mi?!
O bütün Türkiye'yi dünyada izole eder, marjinalleştirir.
Türkiye'nin temel dinamikleri modernleşme yönündedir; evhama gerek yok.
Tanklı çözümler?
Modern toplum insana rasyonellik kazandırıyor ama "sıcak ilişkiler" veremiyor. Bu da bu tür dini, mistik yahut 'komünal' cemaatleşmelere yol açıyor.
Bizde varlıklı ve iyi eğitimli gençleri 'çalarak' müritleştiren "sosyetik tarikat" da gençlerin "sıcak ilişkiler" ihtiyacını sömürerek oluşmuştur.
"Sıcak ilişkiler" ihtiyacı, Amerika'da, Avrupa'da, Japonya'da da dini, mistik yahut "yeni çağ dinleri" denilen yarı pagan, yarı mistik tarikat ve cemaatleşmelere yol açıyor.
Ama marjinal hepsi...
Türkiye'de marjinal tarikatlar "sosyal sorun"dur. Bunlar kutsal değildir, suç işlendiğinde tereddütsüz üzerine gidilmelidir.
Ama her dindarı tarikatçı sanmak, tarikatların devleti ele geçireceğinden evhamlanmak ve "tanklı" çözümler düşünmek?!
İşte o da bir 'seküler mistisizm'dir ki, mutlaka sakınmak gerekir.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|