|
 |
|
|
3 Yeni Kuruşluk bir yazı...
Benim Gözlüğümden / Nihat Demirkol
Bayram yazılarının, mutlaka eski bayramları anlatması gerekmediğini varsayarsak, bu sefer eski kuruş hesabıyla aldığımız harçlıklardan bahsetmeyeceğim. Ama "eski kuruşun ahlâkı"yla yenisinin erozyona uğramış halini karşılaştırmak gerektiğini, bir okuyucu mektubundan alıntılar yaparak hatırlatmak istiyorum bugün:
"...Eskilerden gelme 'yuvarlak hesap' alışveriş alışkanlığımızın bu kuruş uygulamasından sonra pek de lehimize işlemediğini fark ettim.
Zira bu küçük kuruşlar, fiyatların sonlarında oldukça karışık ve fantastik küsurat olarak yerlerini aldılar. Bu noktaya kadar pek bir sorun olmasa da, kasaya geldiğinizde biraz 'ara bozucu' olabiliyorlar.
Bunun nedeni, kasada çalışanların alacakları kuruşun hesabını pek güzel yapıp, vermeleri gerekenlere pek de dikkat etmemeleri, yahut vereceklerini gözden kaçırmaları. Bu ihtimali birincisine nazaran daha zayıf görüyorum çünkü 'gözden kaçırmak' her fırsatta hatırlatılmasına rağmen tekrarlanan eylem değildir; ara sıra gerçekleşir.
Diğer bir ilginç şey de bunu dillendirdiğinizde, yani paranızın üstünü istediğinizde maruz kaldığınız şaşkın bakışlar ve uzaylı muamelesi. Bir kabahat işleyip işlemediğimi düşünmeye başladığım sıralarda, karşı taraftan bir de oflama sesi yükseliyor. Ne kadar huysuz bir müşteri olduğumu anlatmaya yönelik olduğunu zannettiğim bu geri-bildirimin ardından kasa açılıyor, az önce verilmeye 'üşenilmiş' (çünkü orada mevcutlar) iki kuruşu veriyor; az önce 3 kuruş için 1 yeni liramı bozup, 2 kuruş eksik vermekte bir sakınca görmeyen, talebim üzerine kasada kuruş olmadığını söyleyen, ısrarım ve yan kasadan alıp alamayacağını sormam üstüne de çaresiz önündeki kasaya yönelen ve az önce olmadığını öne sürdüğü kuruşları bana pişkinlikle uzatabilen kasiyer arkadaşım...
Üstelik kuruşlardaki özensizlik ve üşengeçliğini surat asarken sergilemeden.
Sıkça yaşadığım benzer senaryoların bu sonuncusu, beni ister istemez bir yetkili ile görüşmeye yöneltti. Şaka yollu şikâyetimi merak ile dinleyen mağaza müdürü şimdiye kadar karşılaştığım muhataplarımın en yapıcısıydı. Tabii ki, az önceki sohbete kulak misafiri olduğunu anladığım ve güler yüzümü hiçbir zaman sakınmadığım kasiyer arkadaşım bir sonraki alışverişimde kuruşları azımsanmayacak bir öfke ile avcuma atmasaydı, daha da mutlu ayrılabilirdim süpermarketten..."
* * *
Sevgili okuyucum, bayramlarla kolaylıkla birleştirebileceğimiz bir "eksik"ten daha bahis açmış:
"Neticede, istisnai durumlar dışında kuruşlarınızı alsanız bile bir şeyler eksik kalıyor. Madem güler yüzün bedeli daha yüksek, o zaman ben de 3 kuruşun hesabını yapmaya ve sormaya devam edeceğim..." diye ekliyor.
Buluştuğumuz nokta, bayramın anlam ve heyecanından çok uzak: Geçen her bayramla birlikte, güler yüzün bedeli de artıyor ne yazık ki! Şimdi kuru sıkı bir boşvermişlikle "3 kuruşluk bayramların tebessümsüz alışverişi" demek de mümkün, "eski kuruşların daha ağır çekmesinin sebebi, içindeki gülümsemeydi" demek de. Hele, "kuruşlar geri geldi ama, terbiyesi galiba atılan sıfırlarla beraber uçtu gitti" diye bağlamaya kalkarsak yazının sonunu, yine "nerede o eski bayramlar?" kapısına çıkacak. Ben yazmamış olayım, sizler de okumamış olun öyleyse. Teşekkürler Simten Hanım, iyi bayramlar efendim...
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|