Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Ekim 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kürsüdeki kahramanlar

Kürsüdeki üç adamı hiç unutmuyorum... Mexico 68'in belleğimden hiç silinmeyen görüntüleri var...
Dünyalar güzeli, 7 altın madalyalı Çek cimnastikçi Vera Caslavska...
8.90'lık uzun menzilli atlayışı ile Bob Beamon...
...Ve 200 metrenin şimşek adamları, Amerikalı şampiyon Tommie Smith, Avustralyalı beyaz atlet Peter Norman ile Amerikalı üçüncü John Carlos...
Her şey bir yana, bu üçlü bir yana...

Dünya sarsılmıştı
Bugünün kuşakları bilmeyebilir... 1968'de Avrupa Paris'ten Prag'a genç devrimcilerle sarsılırken, Amerika'da "siyah ırk" üzerindeki ezici baskılar sürüyordu... Olimpiyat kürsülerinde "Söyle, görebiliyor musun" la başlayan ulusal marşı gururla dinleyip "zenci" şampiyonlarını alkışlayan beyaz Amerikalılar, kürsüden sonra o zencilerin yüzüne bile bakmıyorlardı... O nedenle Muhammed Ali, beyazların girebildiği lokantada kendisine servis yapılmayınca Roma'da kazandığı altın madalyayı ağlayarak nehire atmıştı...
Tommie Smith ve John Carlos, madalya törenine hazırlanırken, gümüş madalyayı kazanan beyaz Avustralyalı Peter Norman'a sordular :
- İnsan haklarına inanıyor musun?
-Evet, inanıyorum.
- Peki ya Tanrı'ya?
- Bütün kalbimle!
İki siyah Amerikalı, bunun üzerine Norman'a Amerika'da ezilen siyahların hakları için eylem yapacaklarını söylediler. Destek istediler. Norman, onları destekleyeceğini söyledi. Dahası, eylemin biçimini de o belirledi. Bir çift siyah eldiven bulundu. Sağ tekini Smith geçirdi eline. Sol'u da Carlos... Ayakkabılarını çıkardılar, kürsüye çıplak ayakla çıktılar... Ayakları ile yoksulluklarını, elleri ile özgür olma mücadelesini simgelediler...
Dünya sarsıldı o fotoğraflarla... İki atlet derhal geri postalanırken, onlara destek veren Peter Norman'ın da hayatı onlarla birlikte karardı.
Spor dünyasından dışlandılar. Suçlandılar. Gerçek işlerini yapamaz hale geldiler. Ucuz işlerde çalışarak hayatın yükünü taşıdılar.
Eşleri bile yalnız bıraktı üç adamı...
Korkunç yalnızlıklar ve sıkıntılar içinde hayatlarını yeniden kurdular...
Aralarındaki dostluklar mektuplarla, karşılıklı ziyaretlerle yıllarca sürdü.
Geçenlerde, Avustralyalı Peter Norman, evinin bahçesinde kalp krizinden öldü.
Tommie Smith ve John Carlos, Amerika'dan gelip arkadaşlarını son yolculuğuna uğurladılar.
Kürsüdeki unutamadığım üçlü, yeniden bir araya gelmişti...
Şu farkla ki, artık Norman tabuttaydı.

O çileye değerdi
Peter Norman, Avustralya'nın tüm öfkesine rağmen, 200 metrede hâlâ kırılamayan rekorun sahibi olarak dünyadan ayrıldı.
Tommie Smith ve John Carlos, artık daha özgür bir ülkede yaşıyorlar. Irkçılık tüm dünyada yasaklanan, kınanan ve lanetlenen bir kavram...
Onlar, milyon dolarlık reklam ve para yağmuru ile sınıf değiştiren şampiyonlardan değillerdi.
Ama insanlığa kattıkları ve kazandırdıkları değer de o çileyi çekmeye değerdi.
Bu ölüm haberini Avustralya'dan aktaran Aynur Çağlı'ya ve Star gazetesine teşekkürler...
Sporu sadece performans, sadece başarı öyküsü ve sadece şampiyonluk olarak görmeyen, sporun olimpik felsefesine inanan ve saygı gösteren gerçek sporseverlere de iyi bayramlar!

Zico nasıl değişti?

Fenerbahçe'nin Newcastle United ve Kayserispor maçlarında oynadığı futbolu ilgiyle, zevk ve heyecanla izledim...
Fenerbahçe, Kezman'la tek santrfor oynuyor, orta alanda da çift ön liberoya dönüyordu. Fenerbahçe değişmişti... Daha doğrusu Zico değişmişti.
Sarı-lacivertli kadroyu 4,5 + 6,5 formülüyle bilinen yerliler ve bilinen yabancılarla sahaya çıkarması, hayalkırıklığı yaratıyor, işi zora sokuyor, Fenerbahçe'nin kimyasını bozuyordu.
Zico ezberinden vazgeçti sonunda...
Mehmet Yozgatlı'yı, Deniz Barış'ı, Uğur Boral'ı yeniden keşfetti. Fenerbahçe'de forma rekabetini yeniden yeşertti...
Uğur Boral oyundan çıkarken, kulübedeki Kaptan Ümit, ayağa kalkmış arkadaşını alkışlıyordu.
Zico nasıl değişti? Bu değişikliği hangi irade gerçekleştirdi? Bilemem.
En iyisi, Aziz Yıldırım'ın onu kırmadan ikna ettiğini düşünelim...
Üzümü yiyelim, bağını sormayalım...
Kadro derinliğini yeniden kazanan Fenerbahçe'yi izlemeye devam edelim.

Çok yaşa Okay

Pazar günü oynanan Çaykur Rizespor - Beşiktaş maçını radyolardan ve Lig TV'den karışık izlemek durumunda kaldım.
Kesin olan şu ki, sezonun en kötü maçıydı...
Radyospor'dan NTV'ye, TRT'den Best FM'e spikerlerin ortak görüşü, oradaki gerçeği yansıtıyordu.
Yine de beni güldüren bir şey oldu...
NTV'deki spiker arkadaşım Okay Karacan, 55. dakikada şunları söyledi:
"Merak etmeyin sevgili futbolseverler, bu maç 35 dakika sonra bitmiş olacak!"
Spikerler de böylesine sıkılır ve görevlerini yaparken, böyle ince mesajlar verir bazen. Okay'ınki öyle bir mesajdı işte. Çok yaşa Okay!

Gölgedeki lider oyuncular

Konyasporlu Alex Yordanov, Kayseri Erciyessporlu Lazarov, Sivassporlu Balili, Denizlili Yusuf, Ankaragücülü Ceyhun...
Bunlar Turkcell Süper Lig'in gölgede kalan, Büyükler'de oynamadığı için pek dikkati çekmeyen, ancak Büyükler'le yaptıkları maçlardaki eylemleriyle gündeme gelen lider oyuncuları...
Futboldaki kariyerleri engebeli bir grafik çiziyor... Ama hangi takımın formasını giyerlerse giysinler, o takıma hayat katıyorlar...
Zaman zaman rakibi kışkırtarak, hakemi etkileyerek, ortamı gererek adrenalin düzeyini arttırıyorlar... Kötü oynadıkları maçlarda bile tek hareketleriyle skor tabelasını etkileyen golleri, asistleri imzalıyorlar...

Yusuf ve Ceyhun
Büyük takımların lider oyuncuları, büyük beklentilerin baskısı, medyanın abartılı ilgisiyle zaman zaman sıkıntıya düşerken, bunlar oldukça rahat... O kulüplerin dar çevresinde süperstar ilgisi görüyorlar... Takım arkadaşlarının saygısını ve bağlılığını çoktan kazanmış durumdalar...
Beşiktaş özeline bakacak olursak, en azından şimdilik lider oyuncusu yok siyah-beyazlıların... Ricardinho ve Delgado'nun lider olabilmesi için her şeyden önce sürekli oynamaları, başarılı olmaları gerekiyor. Zaten yabancı oyuncunun lider olması o kadar kolay değil... Lazarov, Yordanov ve Balili, ülkemizde yılları eskittikleri için, lider kimliğini kazandılar. Yusuf ya da Ceyhun'un mutsuz sonla biten Fenerbahçe maceralarından sonra Beşiktaş'a geldiklerini düşünün... Sergen ve Tümer'in bıraktığı liderliği çok rahat taşıyabilirlerdi.
Transfer yaparken, yöneticilerin işin bir de bu yönüne bakmaları gerekiyor.

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
Ege'den efe çıkmadı: 1-1
Alex'e zam yok!
Karavana attılar
Ya tamam ya devam
Arda sakat Carrusca var
Tau'nun jokerleri
Cezayı kabullendik
Dubai şeyhinden Schumi'ye ada!
Haber turu...
Bayram harçlığı
Kürsüdeki kahramanlar
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Cemal ERSEN
Bayram harçlığı
Türkiye Fortis Kupası artık angarya değil. So...
Atilla GÖKÇE
Kürsüdeki kahramanlar
Kürsüdeki üç adamı hiç unutmuyorum... Mexico ...


© 2006 Milliyet