|
'Güncel'in dışına çıkma özlemi
Bir bayramın daha işte yine son günü... Tatil seferberliğindeki trafik kazalarında ölenlerin sayısı 70'i de geçmiş olmalı...
Yıllardır her bayram, "yolların kan gölüne döndüğü" başlıklarıyla yaşanan tabutlu dram...
Önceki günkü Vatan gazetesinde Devrim Sevimay'ın, koskoca bir sayfayı silme kaplayan röportajına, boydan boya simsiyah bir başlık atılmıştı:
"Türkiye'nin trafikten daha önemli bir sorunu yok"
Başlığın hemen altında da şöyle bir istatistik vardı:
"Kurtuluş Savaşı'nda 9 bin kişi öldü, trafikte her yıl 10 bin kişi ölüyor
PKK'yla mücadelede 22 yılda 30 bin kişi öldü, trafikte 3 yılda...
Depremlerde yılda ortalama bin kişi ölüyor, trafikte neredeyse bir ayda"
***
Nutuklar, demeçler, polemikler, açıklamalar, çekişmeler, didişmeler, ölmeler öldürmeler...
Ve daha uzun yıllar azalacağa benzemeyen araba ölümleriyle, suları akacağa hiç benzemeyen musluğu koparılmış yıkıntı Osmanlı çeşmeleri...
***
Kendi küçük dünyalarında buzlanmış beyinleriyle gün geçiren insancıklar, hangi çarmıhlara gerili olarak yaşadıklarının bilincine hiçbir zaman varmayacak olsalar da; "yazı" emekçilerinin duygusal radarlarıyla buluştuğu evrensel ufukların tılsımlı gözlükleri, bambaşka bir tablo göstermekte:
Görme engelli bir yığın kişi, nerelere düşürdüklerini bilmedikleri beyaz bastonlarını bulmak için dört ayak olmuş, itişe kakışa aranıp durmadalar...
***
Böyle bir tabloyu izleyip durmaktan sıkılıp, "güncel"in dışına çıkma özlemiyle sessiz sakin, ıssız kimsesiz bir göl kıyısında; çocukluktan kalma gölgelerin dolaştığı yeşil korularla sarmalanmış tenha yollara da dalgın dalgın bakarak, vazgeçilmez mısralar okumak kendi kendine...
***
Ver elini Atatürk Havalimanı... Kuyruklar, güvence kontrolü için hafiften soyunmalar, geçerken öten kapılar nedeniyle pantolon paçasından ense köküne kadar elektronik bir denetim önünde kuzu kuzu durmalar...
Aman ne güzel, Prof. Asaf Savaş da orada... Çınarlaşmış eski bir dostluğun, kaç zamandır karşılaşılmamış müjdesi...
Görme engellilerin kaybettikleri beyaz bastonlarını arayıp durma tablosu üstüne kahkahalı yorumlar...
***
Uçakta iftar ikramı; peynirli küçük pide, hurma, bardağına konacak sıcak suda alaminüt hazırlayacağın mercimek çorbası...
Etli şaraplı, kadınlı kahkahalı bir hayatın dışına düşmüşler için, çok doğal bir ömür boyu ahrete hazırlanmak... Bir yığın yüzeysel görünüşte, miktarı bol bir riyakârlık bulunsa da...
***
Köyceğiz'de, ortak bir damı paylaştığımız İngiliz komşumuz Mark'ın bahçesinde, aynı kökten fışkırmışçasına, yazı masası büyüklüğünde, bir buketin sapsarı vahşi kadife çiçekleri... Binlerceymişçesine benzeyen yüzlerce sapsarı çiçek...
* * *
Geldiğimizi nasıl anladığını bir türlü kestiremediğim simsiyah Otello'nun, "hoş geldiniz" hediyesi gibi yakalayıp verandaya bıraktığı boğulmuş bir serçe...
Sonra da Muğla Barosu'na kayıtlı ve Fethiye'de oturan genç hukukçu dostum Taner Aktop ile eşi Mireille ve kız kardeşi Aslı'nın; bizimle buluşmak için özel olarak gerçekleştirdikleri Köyceğiz yolculuğunda, hemen eve gelmeleri ve küçük bahçe sofrasında Bordo şaraplı bir "güncel" dışılığın çınlayan kadehleri...
***
"Güncel" dışılık özlemleri ve takvimler ötesi dehaların müzikleriyle anıtsal şiirleri...
***
Aklıma nereden geliveriyor ki, İsmail Dümbüllü'nün "Kitabe-i sengi mezarı"? "Her gelenin bakarak geçtiği bir penceredir dünya"...
***
Aslı, yeni dönmüş Polonya'dan; Chopin'in Varşova'daki anıtından söz ediyor.
Erkek giysileriyle dolaşan ünlü bir kadın yazara, deli divane gibi âşık olmuştu Chopin ve o aşktan bizlere kalan sadece bestelediği piyano şahyapıtı "Hüzün"...
***
Bahçenin kıyısındaki salkımsöğüt, Alfred ve Musset'yi getiriyor sofraya...
Musset de, aynı kadın yazara âşık olmuştu; onun da kırılmış yüreğinden yükselen hıçkırıklı bir şiirin adıydı "Hüzün"...
Ve Musset'nin, Pere-Lachaise Mezarlığı'nda, bir salkımsöğüt altındaki mezar taşında şu dörtlük yazılıydı:
Ne olur dostlarım öldüğüm zaman
Bir salkımsöğüdü dikin başıma.
Gölgesi, ağlayan yapraklarından
Dökülsün isterim, mezar taşıma.
***
Görme engellilerin, kaybettikleri beyaz bastonlarını arama keşmekeşi ve "güncel" dışına çıkma özlemlerinin uzandığı bazı son parantezlerden uzanan ışıklar...
***
Nerede yattığı bilinmeyen Mozart için kadehler kalkarken, küçük bir taşçık geçti gözlerimin önünden. Üstünde hergelemsi üç de sözcük vardı:
"Yarın ne yazacağız?"
c.altan@prizma.net.tr
|
|