|
 |
|
|
Eğitime yön verenler barıştı mı?
Türk eğitim sisteminin en önemli sorunlarından biri de eğitime yön verenlerin birbirlerine karşı olan kırgınlıkları. Umarız bu bayram bu kırgınlıkların kalkmasına vesile olmuştur.
Küs olmasalar da bir türlü bir araya gelemeyenler sıralamasının en tepesinde Cumhurbaşkanı Sezer, son sırasında da öğrenciler bulunuyor. Bir bir ele alalım:
Cumhurbaşkanı Sezer: Milli Eğitim Bakanı ile zorunlu haller dışında konuşmuyor. Hükümetin eğitim politikalarına hiç sıcak bakmıyor. TÜBİTAK Başkanı'nın koltuğunda yasal teamüllerin dışında oturduğuna inanıyor. Bu yüzden de görüşmüyor. YÖK Başkanı ve rektörlerin çoğunu kendisi atasa da mesafeli olmaya çalışıyor. Üniversitelere açılışlar dışında gitmiyor. Vakıf üniversitelerine sıcak bakmıyor. Talim ve Terbiye Kurulu'nun politize olduğu görüşünde...
Başbakan Erdoğan: Eğitime fazla zaman ayırmıyor. Acil Eylem Planı nedeniyle daha en başında, üniversitelerle arasında sorunlar çıktı. Milli Eğitim Bakanı Çelik'in her yaptığına gözü kapalı evet diyor. Katsayı sorunu ve türban konusunda ne öğrencilere yaranabildi ne de kamuoyuna...
Milli Eğitim Bakanı Çelik: AKP iktidarının en çok eleştirilen bakanı o oldu. Üniversitelerle arası hazırladığı yasa tasarıları nedeniyle fazlasıyla açık. Cumhurbaşkanı Sezer'in, icraatlarını en fazla eleştirdiği, hazırladığı yasaları en fazla veto ettiği isimlerin en başında o geliyor. Kadrolaşma nedeniyle muhalefet partilerinin hedefinde. Atanamayan öğretmenlerin en son görmek istedikleri isim. Fen ve anadolu liselerindeki 5 bin kontenjanı boş bırakınca, veli ve öğrencilerin eleştirilenler listesinde de ilk sıraya yine o oturdu. Farklı icraatlarıyla, medyanın da her zaman gündeminde oldu.
YÖK Başkanı Teziç: Koltuğa ilk oturduğunda, hukukçu kimliği nedeniyle büyük destek gördü. Ama önce hükümetle, sonra da rektörlerle arası açıldı. YÖK'ü dar kadro ile kafasına göre yönetmeye başladı. TÜBİTAK Başkanı'nı tanımadığını ilan etti, rektörlerin görüşmesine de ambargo koydu. Rektörlere gönderdiği mektupta, kendisinden habersiz Cumhurbaşkanı'yla bile görüşmemelerini istedi. Bu yıl üniversitelerde on binlerce kontenjanın boş kalmasına seyirci kaldı. İlk kez ikinci ek yerleştirme açıldı. Fransızların verdiği nişanı iade ederek artı puan aldı.
TÜBİTAK Başkanı Yetiş: Marmara Üniversitesi rektörlük seçimlerinde kendisini AKP'ye yakın bulanlara hep karşı çıktı. Ama onların iktidarında TÜBİTAK Başkanlığı'na oturdu. Her ne kadar halen vekâleten o koltukta otursa da asil gibi görev yapıyor. Hükümetle arasının iyi olması TÜBİTAK'a ek kaynak yaratılmasına vesile oldu. YÖK'e rağmen üniversitelerin bazıları ile diyalog içinde. Bilimi popülerleştirme konusunda iddialıydı ama çok başarılı olduğu söylenemez. Bu yöndeki gayretleri devam ediyor.
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı İrfan Erdoğan: Ziya Selçuk'tan boşalan koltuğa yeni oturdu. İlk büyük sınavını Milli Eğitim Şûrası'nda verecek. Talim ve Terbiye Kurulu'nu o değil, Bakan Çelik yönetiyor. Talim ve Terbiye Kurulu'nu bağımsız hale getirmesi, büyük reformlar gerçekleştirmesi biraz zor.
Rektörler: YÖK'le hükümet arasında sıkışıp kaldılar. Çankaya'dan da yeterli desteği göremeyince, şamar oğlanına döndüler. Pek çoğunun suskunluğa bürünmesi bu yüzden. Çok konuşanların başına hep çorap örüldü.
Okul müdürleri: İktidarın güdümüne girmeyenlerin başı ağrıdı. Kadrolaşma nedeniyle deneyimli birçok yönetici ya kızağa çekildi ya da etkisizleştirildi.
Öğrenciler: Fillerin arasındaki kavgadan en fazla etkilenen hep onlar oldu.
Veliler: Olup bitenlerin hızına hiç yetişemediler. Hep arkadan geldiler. Şaşkınlıklarını, kırgınlıklarını, öfkelerini hep kendi içlerinde yaşadılar.
Medya: Eğitime olan ilgisi hep sansasyonel olaylarla sınırlı kaldı. Ha bir de okullar açılıp kapandığında eğitimi hatırladılar.
Özetin özeti: Tüm aktörlerin el ele tutuştuğu yeni bir başlangıç, eğitim için ne güzel olurdu...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|
|

|