|
'Kimlik' kanıtlamanın kanlı ve karanlık cinnetlerinden uzakta...
Şehirlerarası bir otoyolda, düzenli gitmeye çalışan arabalar arasında, köküne kadar gaza basıp, sağlıya-solluya bir şoförlük hüneri göstermeye kalkmak da, bir "kimlik" kanıtlama açlığının cinnete bulaşmış göstergesi; Almanya'daki genç bir Türk diplomatının "Ben tarikat şeyhiyim" diye, zoraki müritleriyle zikretmeye kalkması da...
***
Töre cinayetleri, namus cinayetleri; cinsellik mangalına fiskelenmiş bir tüy benzeri, gencecik kızların ağabeyleri, yahut babaları tarafından öldürülmeleri de, temelde bir "kimlik" kanıtlama sarasının vahşeti; uyuşturucu bulutunun sarmalında, arabayla seri cinayetler işleyerek eğlenen 2 genç psikopatın, birbirleriyle silahşörlük yarışlarına girmeleri de...
***
Takkeli, ak sakallı, tespih çekerek, hafif kambur bir cennetmekân anıtı gibi ağır ağır yürüyen ihtiyarlar da, bir "kimlik" kanıtlama özleminin fotoğraflarıdır, liderliğe soyunan miting nutukçuları da...
***
Bir "kimlik" kanıtlama açlığının, bulaşıcı bir cinnet fokurtusuna dönen manşetleri; "kodum mu oturturum" biberonuyla emzirilmiş kuşakların, gizli kalmış röntgenlerini su yüzüne çıkara dursun...
Bendeniz, bir ömür boyu izlediğim, "şakul" olma iddiasındaki bir yamukluğun artık sadece bir iç çekişine dönüşmüş avuntusuyla, Köyceğiz günlerinin sessiz musikisini; bizim pancar motorunun takırtılarına dönüştürerek koparıp gidiyorum takvim yapraklarını...
Hem de, "kim okur, kim dinler varak-ı mihr-ü vefayı" demeden...
***
Yıllar yıllar önceydi, sanırım 30 yıl kadar önce; Fransa'da Côte D'Azur kıyılarının üstündeki Le Var bölgesinin 2 bin nüfuslu küçük bir beldesi olan Signes'de 200 yıllık şatomsu bir çiftlik evinde oturmuştum bir süre...
Çiftlik evi büyük mü büyük, çevresi de ıssız mı ıssızdı. Geceleri, bahçedeki lambaları açık bırakıyordum sabaha kadar...
Ve orada da çalışıyordu bizim pancar moturu...
***
Signes'nin durmuş oturmuş eski aileleri, kendilerine özgü bir geleneğe uyumlu olarak, benimle tanışmak için karı-koca, çift kapılı şatomsu eve geliyorlardı...
Ben de kapıdan karşılıyordum kendilerini; ya bir kadeh konyak, ya bir fincan Fransız kahvesi ikram ediyordum.
Birkaç tanesi uyarmıştı beni:
- Neden bahçe lambalarını yanık bırakıyorsunuz sabaha kadar; yazık değil mi elektrik masrafına?..
Geceleri uyanıp pencereden baktığımda, karanlıktan hoşlanmadığımı söylemiştim kendilerine; hafifçe dudak bükmüşlerdi.
***
Bir başka uyarı, daha da çarpıcıydı. Az ötesinde 900 yıllık bir kilisenin de bulunduğu Signes'nin küçümen alanında 3 tane de kafeterya vardı. Kafeteryalardan birine uğrayıp bir kadeh şarap içtiğimde, mutlaka öteki 2'sine de uğrayıp, birer kadeh de oralarda içmem gerekiyordu. Âdet böyleydi.
Doğrusu hoşuma gitmişti bu âdet; birer kadeh içerek, 3 kafeteryayı da turlamak...
Tenha beldenin genç kızlarıyla erkek arkadaşları da aynı şeyi yapıyor, bir gün birine uğrarlarsa, ertesi gün ötesine uğruyorlardı.
***
Köyceğiz günlerinde de, uğramayı ihmal etmek istemediğim dostlar vardır; Köyceğiz çarşısının girişindeki bir avuçluk dükkânında eşiyle, soğanlı domatesli piyaz ve iç açıcı dumanlarıyla ufacık ızgara köfte servisleri yapan Mehmet...
Kaldırımlara da serpilmiş masalardan birine oturduğumuzda; piyazla birlikte ızgara köfte yemeye bayılan babacığımı hatırlarım hep. İncecik bir özlem geçer içimden, keşke yanımda olsaydı, diye...
***
Hasan Bey'le eşi Cahide Hanım'ın özel hünerli yaprak dolmalarıyla, mezeleri ve yüzdükleri akvaryumdan alınmış taptaze balıkları...
***
Bizim Ahmet ile eşi Suna ise, ayrı bir ahengin ortamında, duvar dekorlarına Daumier'nin karikatürlerini de katmışlardır...
***
Kızılyaka'daki sevgili Osman Aydın'la eşinin, fırından o an çıkma pideleriyle, güveçte kurufasulye lezzetinin doruklarda, bir öncekilerin anılarıyla raks eden nefasetine gelince...
Nasıl ihmal edilebilir ki Osman?..
***
Bayram tatili trafiğinde 100 kişi ölmüş yine... Bir "kimlik" kartviziti olarak, evrensel kalitede bir meslek hünerini somutlaştırma birikiminden yoksun bulunanlar; "kimlik"lerini kanıtlamak için, eksiye dönük bulaşıcı bir cinnette ön almaya zıpkınlanıyorlar. Gasplar, cinayetler zincirinin zehirli yangınları; siyasal partilerle, tarikat gösterilerinin ortalığa fırlayan ampulsüz projektörleri...
***
Bizim pancar moturu birkaç gün daha tıkırdayacak; sessiz, sakin masmavi Köyceğiz Gölü'nün, çevresindeki yeşilin her tonuyla da ödüllendirilmiş, "kimlik" kanıtlama cinnetinden uzaktaki dünyalarında...
Sanırım hak etmişimdir bu kadarını...
c.altan@prizma.net.tr
|
|