Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 30 Ekim 2006 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Uçurumda açan çiçek!

Almanya'nın güneyindeki Ren ve Mosel nehirleri havzalarındaki bağlarda dünyanın en güzel beyaz şarapları üretiliyor. Bu bölgelerde, dimdik yamaçlardaki bağları gezip gördüm...


myalcin@turk.net

Fritz von Nell sıska, konuşkan, biraz da aksi bir adam. Çok da açıksözlü. Uçurum gibi dimdik bir yamacın tepesinde, aşağıya doğru sıra sıra inen asma kütüklerine bakıp soruyorum: "Bu yamaç çok dik. Asmaların arası da pek sık sayılmaz. Bağı çapalarken ya da üzümleri budarken ayağın bir kaysa, hiçbir yere tutunamadan doğru kendini aşağıdaki karayolunda bulursun, bin parça olursun... Buralarda nasıl bağcılık yapıyorsun?"
Von Nell gururlu bir ifadeyle gülümsüyor: "Bize Moselli derler. Bu yamaçlar bize vız gelir. Sabah kalkarım, önce bir kadeh brendi atar, sonra da bir kadeh şarabı kafaya diker, bağın içine dalarım. Ne uçurum görür gözüm ne de başka bir şey..."
Onu dinlerken, dik yamaçlarda bellerine ip bağlayıp çalışan Karadenizli çaycılar aklıma geliyor. Bu kez, "Peki bunca eziyetli çalışmanın karşılığını, şarabının satışıyla alıyor musun?" Yine gülüyor: "Alıyorum. Ama şarabımı pahalı bulanlar, 20 avroluk fiyatı pazarlıkla 10 avroya çekmek isteyenler oluyor. O zaman onlara 'Kabul!' diyorum. 'Yalnız bu yamaçlarda bir gün benimle çalışacaksın. Çalışmazsan, sana 10 avroya satacağıma, 10 avro verir şarabı kendim içerim.'"

Önemli bir şarap ülkesi
İki hafta önce, Almanya'nın bağ ve şarap cenneti Mosel'deki "üzüm yolu"nda yaptığımız bu söyleşiyi bunun gibi diğerleri izliyor. Her köşede, karşımıza adeta "militan" denebilecek bağcılar çıkıyor, küçük aile işletmeleri halindeki şarap yapımevlerinde birbirinden güzel şarapları tadıyoruz.
Ren havzasında, Koblenz şehri yakınlarındaki Georg Schmidt, "Bizim millet benim 10 avroluk şarabımı pahalı bulur, benden bu fiyata alacağına, süpermarkete gidip iki avroluk ne idüğü belirsiz Şili şarabını alır. Veya Fransız şaraplarına avuç dolusu parayı öder. Bizim etiketlerimizde Fransızlarınki gibi koca koca şato resimleri yok ki o kadar para isteyelim!" diyor.
Alman Turizm Ofisi ve Lufthansa Havayolları'nın davetiyle gezdiğimiz Almanya'nın ünlü şarap bölgeleri Ren ve Mosel'de benzer şeyleri sıkça işitiyoruz. Almanlar şaraba para harcama konusunda böyle pintiler.
Öte yandan, dünyanın şaraptan en iyi anlayan milleti İngilizler, Alman şaraplarını yere göğe sığdıramıyor, müzayedelere bile girip astronomik fiyatlardan satın alıyorlar. Şarabı yeni öğrenen Amerika dahi Alman şaraplarının güzelliğini keşfediyor, ihracatı artırıyor.
Biz Türkler ise Almanları sadece biracı bir ulus zannediyor, Almanya'nın önemli bir şarap ülkesi olduğunun farkına varmamakta direniyoruz. Almanya'ya gidip gelen Türklerin çok azının çantasında, valizinde birkaç şişe Alman şarabı Türkiye'ye geliyor. Tek bir şişe Alman şarabı ithal edilmiyor...
Türklere Alman şarabını keşfettirmek ve Alman bağ bölgelerinin turistik cazibesini tanıtabilmek amacıyla düzenlenen gezide, hakikaten bir başka Almanya ile karşılaştık. Metalik, mekanik, soğuk ve gri bir Almanya değil; yeşil, sıcakkanlı, neredeyse Akdenizli bir Almanya idi burası.
Frankfurt yakınlarındaki Mosel ve Ren nehirleri, sağlı sollu yamaçlarında yemyeşil bağlara hayat vermişti. Akdeniz izlenimleri almamız boşuna değil, bağları binlerce yıl önce buralara egemen olan Romalılar dikmişti.
Almanya'nın fakir olan güneşi, üzümleri zor olgunlaştırıyordu ve güneşi üzümlere en iyi gösterebilmenin yolu da, onları yamaçlara dikmekti. Yamaçlar öyle dikti ki, rekor eğimde olanının açısı tam 83 dereceydi! 90 derecenin tam dik açı olduğu düşünülürse, bu eğimde bağcılık yapmak neredeyse bir çılgınlıktı.
Bağcılar tepelere zor tırmanıyor; bağ aletlerini elde çıkaramayacakları için küçük yük teleferikleriyle bağların tepelerine önden gönderiyorlardı. Yamaçlar bol yağış alan bağların su tutmaması ve üzümlerin sulu olmaması için de tercih ediliyordu. Nehir kenarı ise nemli bir iklim yaratarak don tehlikesini engellemesi açısından idealdi.

Üzümlerin kraliçesi
Almanlar bu bölgeleri, küçük şatolar, kır evleri ve sevimli köylerle bezemişler. Nehirlerde gemilerle yük ve yolcu taşınıyor, kimi kıyılarda demiryolu da buna eşlik ediyor. Frankfurtluların hafta sonu aktıkları Rüdesheim, bu kasabaların en güzellerinden. Tepedeki bağların üzerinde teleferiklerle geziliyor, kasabanın şirin bahçeli restoranlarında bölge şarapları müzisyenlerin piyano nağmeleri eşliğinde yudumlanıyor.
Fiyatlar her bakımdan uygun. Buradaki yemeğin ardından Bernkastel kasabasına geçiyor ve orada da bir yaşlılar yurdunu ziyaret ediyoruz. Şaraphanesi olan ve onun geliriyle ayakta kalan yurdun mahzeninde, bölgenin hepsi de birbirine rakip hemen tüm şarapları tadılarak satın alınabiliyor. Mürefteli, Kapadokyalı üreticilerimizin kulaklarını çınlatıyoruz.
Son günümüzde, yılankavi biçimde kıvrılarak giden Ren'in Mosel'le birleştiği yerdeki Koblenz şehrine, üç saatlik bir nehir gemisi yolculuğuyla iniyoruz. Bu yolculuğun sürprizi de, Mosel'in en tanınmış yeni kuşak üreticilerinden Ernst Loosen'in Dr. Loosen şaraplarının tadımı oluyor.
Bağların arasında ilerleyen gemide, tatlı bir rüzgar esip masaya akşamüstü güneşi vururken yapılan tadım, yaşadığım en güzel şarap tadımlarından biri. Öteden beri sevdiğim Dr. Loosen şarapları, bölgenin beyaz üzümü Riesling'in tüm zarafetini yansıtıyor, narenciye ve egzotik meyve çağrışımlı koku ve tatları, 15 avroyu da geçmeyen fiyatlarıyla gerçekten iz bırakıyor.
"Biz Türkler, Alman şarabını tanımamakla neler kaçırdığımızın farkında değiliz" diye düşünmeden edemiyorum...


PAZAR
10 yıl sonra 10 'Susurlukçu'
"Altın Portakal almama Almanlar daha çok sevindi"
"Tutumlu, sade, çocuğunun elbisesini kendi diken kadınlar"
"Fenerbahçe bu maçı alır"
TV habercilerinin zirvesi İstanbul'da
Şafağın kapısındaki kavalcı
Beyrut'u anımsamak
İlk 60 saniye!
Merkür geri dönüyor
Burgazada'nın sevdiğim meyhaneleri
Selanik ve Aynaroz
Sana "piyasa" diyebilir miyim yavrum?
Şimdi Sakız'da olmak vardı...
Uçurumda açan çiçek!





Ahmet Turhan Altıner
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet