|
Atatürk yaşasaydı?
TBMM açılmadan önce İslam âlemine bildiri yayımlayan, Meclis'i de Osmanlı'da bile görülmedik derecede "İslami" tarzda açan Atatürk... Meclis'in açılışından üç gün sonra Lenin'e mektup yazan ve zaferden sonra "Bolşeviklere benzeyen bir ekonomik düzen" kuracağını söyleyen Atatürk... Bu dönemde "emperyalizme ve kapitalizme karşı bütün Doğu milletlerinin, bütün mazlum milletlerin kurtuluşu için" savaştığını söylüyor.
Zafer'den sonra Lozan'da diplomatik savaş sürerken İzmir İktisat Kongresi'nde konuşuyor, Avrupalılara "Kapitülasyonlara karşıyız ama yabancı sermayeye açığız" mesajını gönderiyor! Fransız gazeteci Maurice Pernot'ya "Biz daima Batı'ya yürüdük" diyor, amacının "Avrupa Türkiye'si, daha doğrusu Batı'ya yönelmiş bir Türkiye olduğunu" söylüyor.
Şartlara göre...
Siyasi alanda, bir dönemde "Allah'ın çalışın emrine uymadığımız için" geri kaldığımızı söylüyor, öbür dönemde sultanlar yüzünden Avrupa ile yoğun ilişkiler kuramadığımız için geri kaldığımızı söylüyor.
Tek parti ve kuvvetler birliği rejimini savunan Atatürk, 1930 yılında, işlerin kötü gittiğini dikkate alarak, "Çözümü buldum, bir muhalefet partisi lazım bize" diyerek demokrasi tecrübesine girişiyor.
"6 Ok"a devletçilik ilkesi eklenirken, liberal ekonomiyi "sömürge ekonomisi" olarak niteliyor... birkaç yıl sonra 'devletçi' İnönü'yü uzaklaştırıp, "Türkiye'nin en büyük iktisatçısı" diye övdüğü 'liberal' Celal Bayar'ı Başvekil yapıyor.
Yabancı sermaye ve kredi almak için Şükrü Saracoğlu'nu Amerika'ya gönderiyor, "Kaç milyonerimiz var ki?" diyerek daha çok sayıda kapitalist yetiştirilmesini istiyor. İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken, İngiltere ile ittifak yapmak için İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Lorain'e ısrar ediyor...
Böyle soru olmaz!
Atatürk, Türk ve dünya tarihinin çok farklı üç dönemini yaşadı: Birinci Cihan Savaşı, savaş sonrası kaotik ve devrimci dünya ve 1929'da dünya ekonomisinin çöküşü.
Bu dönemlerden birine saplanıp kalmadı. Atatürk'ün en önemli özelliği, dogmatik değil, pragmatik olmasıdır: İçinde bulunduğu değişik şartları iyi analiz eden, ona göre yeni söylemler, politikalar geliştiren bir dehaya sahiptir.
Göremediği "İkinci Cihan Savaşı Sonrası" dünyanın, hele de günümüzdeki "küresel" dünyanın sorunları ve dinamikleri konusunda ne düşünür, nasıl davranırdı?
Bu soru yanlıştır, bilim dışıdır, metafiziktir!
Atatürk kendi zamanında bile görüş ve icraatının sistemleştirilmesine izin vermemiş, mesela bunu yapmak isteyen Kadro dergisini kapattırmıştır.
Bugünkü çağda Türkiye'nin ve dünyanın sorunlarını ve dinamiklerini anlamak için bakacağımız yer, sorunlarıyla ve dinamikleriyle çağın kendisidir. O zaman da değişik görüşlerle, fikirlerle karşılaşıyoruz tabii. Modern toplum kaçınılmaz olarak 'çok-fikirli'dir.
Elbette Atatürk'ün temel doğruları vardı. Bunları "vatanseverlik" ve "muasır medeniyet" diye iki ana başlık altında toplamak mümkün. Ama alt başlıklar, dönemlere göre değişir.
Türkiye Cumhuriyeti, bu esnekliğe sahip olduğu içindir ki, tek partiden demokrasiye, devletçilikten piyasa ekonomisine geçebildi. Bugün Türkiye iktisaden olduğu gibi, fikir ve sanat bakımından da dünkü Türkiye'den daha gelişmiştir.
Yol uzun, yürüyüşe devam...
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|