|
'Ayıp, ayıp' diye diye...
ÇOCUKLUĞUMUZ, hatta delikanlılığımız hep "ayıp" öğrenmekle geçer:
"Öksürürken elinle ağzını kapa, ayıp!"
"Büyüklerin karşısında derli toplu otur, ayıp!"
"Böyle yerli yersiz her şeye gülme, ayıp!"
"Sakız çiğneme, ayıp!"
"Geğirme, ayıp!"
"Büyükler, yaşlılar ayakta dururken oturulmaz, ayıp!"
"Her lafa karışma, ayıp!"
"Amcanın yanında sigara içme, ayıp!"
"Çayı, kahveyi höpürdetme, ayıp!"
Ayıp, ayıp, ayıp, ayıp!
***
ÖMRÜMÜZ bu ayıplarla ve ayıp uyarılarıyla geçer ama, asıl ayıp olanları hiç utanmadan yaparız.
Yalan söylemek ayıp değil mi?
Borç aldığı paranın üstüne yatmak ayıp değil mi?
İşyerinde dost görünüp arkadan kazık atmak ayıp değil mi?
Evinin penceresinden, ya da dairenin penceresinden sigara tablasını sokağa boca etmek ayıp değil mi?
Daha ne ayıplar var...
***
HELE hasta bir insana karşı yapılan ayıplar.
Adam hasta değilken etrafında pervane olanlar, kul köle olanlar, hastalık ortaya çıkınca, "Bu gidici!" deyip demediklerini koymazlar.
Ayıp değil mi?
Bir düşünseler, kim önce gidecek, kim geri kalacak?..
Hiç düşünürler mi?
Kin ve intikam insanın yüreğine yüktür.
Hele, hasta bir insandan intikam almak, kin kusmak...
Sağlığında, değil yüzüne, arkasından bile söyleyemeyeceklerini arkasından söylemek....
Asıl ayıp budur işte!
***
AMA büyükler bu ayıbı öğretmezler ki! Bilmezler mi?
Bilirler ama söylemek işlerine gelmez.
Diyeceksiniz, bu ayıp işi nereden çıktı?..
Bir sebebi var ki çıktı...
Bilenler bilmeyenlere söylesin, bilmeyenler sakın bize gelmesin.
Bilseydik yazardık, ya da isteseydik...
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|