Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Ekim 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sana "piyasa" diyebilir miyim yavrum?

Orta sınıf evi, arabayı aldı, tatilleri halletti. Şimdi sırada başka bir para harcama alanı var: Çocuk


tubakyol@yahoo.com
Yumurcak" mıydı, "Sezercik" mi, neydi; işte o filmlerden birinde, anneyi Filiz Akın oynuyor, oğlu da kan kanseri oluyor. Herkes tabii çok üzülüyor. Çocuğun bir dediği iki edilmiyor fakat nafile. Ölecek yavrucak.
O zaman yedi-sekiz yaşlarında olan bir çocuk -annesi titiz bir kimse azıcık, sokakta oynamasına izin vermiyor- cama burnunu dayamış, kaşlarını acıklı bir ifade için ortadan yukarı doğru kaldırmış... Annesi onu böyle görsün, görsün de acısın, acısın da sokağa oynamaya göndersin diye bekliyor.
Fakat anne katiyen farkında değil oğlunun bu halinin.
İşte o zaman çocuk koşup bir mandal buluyor. Mandalı burnuna takıyor. Burnunu kanatacak. Şu Türk filmindeki gibi tıpkı. Burnu kanayınca annesi onun kan kanseri olduğunu zannedecek. Son günlerini iyi geçirsin diye sokağa oynamaya gönderecek.
Çocuk burnunu kanatmayı başarıyor.
Ve annesi geliyor.
Hah şimdi! "Ah yavrum, canım evladım" vakti geldi, değil mi?
Anne bağırmaya başlıyor: "Üf, her tarafı kan yapmışsın. Ben bu kanları nasıl temizleyeceğim şimdi?"

"Çocuğum, ille çocuğum"
Gülmekle ağlamak arasında bir yerde kaldığınızı tahmin ediyorum, yanılıyor muyum?
Ama şu film ne zaman çevrilmişti, 40 yıl önce mi -o zamanlar anne-babaların çocuklarla ilişkisi üç aşağı beş yukarı herhalde böyleydi.
Çocuk bir oyuncak için mi tutturdu?
Susturursun.
Çocuk önüne konan yemeği yemiyor mu?
Yedirirsin.
Uyku saati geldi ama yatmıyor mu?
Yatırırsın.
Okula gitmemek için mi direniyor, dersini mi çalışmıyor, alınan kıyafeti giymemek için mi çırpınıyor...
Neyse ne. Yaptırırsın!
Sen çocuğa uymazsın, çocuk sana uyar.
Ben de 40 yıl önce değilse de 70'lerde İhsan Doğramacı eliyle Benjamin Spock kitaplarıyla büyütülen çocuklardan biriyimdir mesela. Hani şu sevgi, şefkat tamam, çocuklarınızı özgür bırakın, onları karşınıza alın konuşun, insan yerine koyun falan da diyen ama "uyuması gerekirken ağlıyorsa da bırakınız ağlasın"cı adam...

Evin yeri, okulun yanı
2000'lerde durum ne peki?
Observer'da bir yazı vardı, "Aile Hayatı Hiç Bu Kadar Karmaşık Olmamıştı" diye.
Vallahi öyle!
Bizim gençliğimiz, ister Özal kuşağı deyin, ister dünyanın o yıllardaki gidişatının bir neticesi... "Ben, sadece ben, ille de ben" diye geçti. Sonra arkadaşlar çocuk sahibi oldular.
Şimdi "Çocuğum, sadece çocuğum, ille de çocuğum" diyorlar.
Artık her şey çocuğa göre planlanıyor.
Televizyonda ne izleneceği, saat kaçta yatılacağı, kaçta kalkılacağı, kiminle görüşüleceği... Saniye saniye tüm gün çocuğa göre yaşanıyor.
Hatta hangi semtte oturulacağını bile çocuğun ileride bir gün gideceği ümit edilen okulun adresi belirliyor.

Yoksa, yoksa... Hasta mı?
Evden iki dakika uzaklaşılsa, aman şu ayısını da ister, bu çıngırağını da sorar, pembe çoraplarını giymek isteyeceği tutar diye bin bir itinayla koca valizler hazırlanıyor.
Üstelik kendileri için o koca valize, diyelim ki bir ruj olsun atma imkanı dahi bulamadan...
Bu bencillikte sınır tanımaz kimselerin, çocuklarını sevmelerine eyvallah da, nasıl olup da tüm hayatlarını çocuğa adamaya böylesine hevesli hale geldikleri bir muamma.
Ya da bilemiyorum, belki bu da dünyanın bu yıllardaki gidişatının bir neticesidir.
Kesin olan, şu sıralar bir çocuğun değil burnunun kanaması, sevdiği bir yemeği yemeyip didiklemesi bile "Aman Tanrım, yoksa, yoksa... Hasta mı?" diye doktora koşma sebebidir.

"İlk hedefiniz çocuk"
Çocuk sahibi olmanın ciddiye alınması, çocuklara kıymet verilmesi, onların mutluluğunun düşünülmesi, hele de burnu kanayan çocuğa sevgi ve ilgi gösterilmesi...
İyi tabii. Buna kimin itirazı olabilir ki?
Bilakis, Spock kuşağı disiplinden yeterince çekti, destekler "çocuklaşan" bu hayatı.
Sadece... Bu gidişat... Bilirsiniz işte, insanın çocuğunu sevmesinin ötesinde biraz zorlama ve fazlasıyla izlenen bir hale dönüşmedi mi?
Geçenlerde bir kanalda dizilerden konuşuluyordu, "Çocuk şart" dedi biri, "evde hangi kanalın izleneceğine çocuk karar veriyor çünkü."
90'larda bana da satış-pazarlama öğretildi, o zaman bize "İlk hedefiniz kadınlar" diyorlardı, "Ailede karar verici olan kadındır. Para erkekte de olsa kadına sat."
Şimdi bu teknikler çocuğa döndü:
Çocuğa sat!
Çocukları hedef alan reklamlardaki artışın farkında mısınız?
Reklamcılar yanılıyor olamaz!
Ailenin biraz parası varsa, yeter ki çocuğun istemesini sağlayın, o aileye her zamazingoyu satarsınız.
* * *
Türkiye'de üst sınıf, Batı'da orta sınıf mümkün olan en iyi evi, mümkün olan en güzel arabayı aldı, tatillerini de hale yola soktu...
Sıra, mümkün olan en çok paranın harcandığı çocuğa "sahip olmaya" mı geldi?

Tam yerine denk geldi, baba kitabı koydum...

Bu da ancak benim başıma gelir. "Ne abi sağım solum önüm arkam çocuk" tadında bir yazı yazmışken, çocuk piyasasına çatmışken pat diye önüme bu alanda bahsetmek isteyeceğim ender kitaplardan birinin yayımlandığı haberi gelir.
İlke Gürsoy'un kitabı çıkmış: "Oğlum Mozart Dinlesin mi?"
İlke'nin yazılarını Milliyet Cumartesi'den biliyorsunuzdur zaten. Oğlu Batu'yla halleri bizi haftalarca güldürmüştü. Sonra bu yazılar Parents dergisinde de devam etti. Şimdi de işte kitap oldu.
İlke Gürsoy bugün 14.30'da Beylikdüzü Tüyap'ta Kelebek Yayınevi'nin standında imza gününde olacak.


PAZAR
10 yıl sonra 10 'Susurlukçu'
"Altın Portakal almama Almanlar daha çok sevindi"
"Tutumlu, sade, çocuğunun elbisesini kendi diken kadınlar"
"Fenerbahçe bu maçı alır"
TV habercilerinin zirvesi İstanbul'da
Şafağın kapısındaki kavalcı
Beyrut'u anımsamak
İlk 60 saniye!
Merkür geri dönüyor
Burgazada'nın sevdiğim meyhaneleri
Selanik ve Aynaroz
Sana "piyasa" diyebilir miyim yavrum?
Şimdi Sakız'da olmak vardı...
Uçurumda açan çiçek!





Ahmet Turhan Altıner
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet