Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 31 Ekim 2006 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aşk, ekmek, demokrasi!


Böyle bir başlık ilgi çekebilir. Ama yazıyı ille de okutabilir mi baştan sona?..
Bilemiyorum.
Demokrasinin ekmekle ilintisi sır değil.
Ya aşkla demokrasi bağı?
Bu da şimdi nereden çıktı denebilir. Bu bağı kuran ben değilim, bir Fransız politikacı:
Segolene Royal.
Fransız siyasetinde yıldızı son zamanlarda parlayan bir kadın. Üstelik, Sosyalist Parti'nin adayı olarak Fransa'da cumhurbaşkanı seçilen ilk kadın olması da yakın ihtimal.
Geçenlerde şöyle demiş:
"Demokrasi aşka benzer. Ne kadar yaşatırsan, sahip çıkarsan, o kadar büyür çünkü..."
Sahip çıkmazsan tersi olur.
Aşk gibi demokrasi de küçülür. İkisinin de üstüne titremen lazım. Yoksa ikisi de kollarının arasından yitip gider.
Aşkı da, demokrasiyi de büyütmenin yolu, köklerini sulamaktan geçiyor.
Örneğin demokrasiyi güçlendirmek için ifade özgürlüğünü sahiplenmen şart. Tabii bunun için 301 gibi ayıplara da son vermek gerekiyor.
Sözgelimi, isteyen Ermeni soykırımı yoktur der. İsteyen Ermeni soykırımı vardır der. İkisi de ne düşünüyorsa, özgürce söyler.
Birini savunurken, ötekinin gırtlağını sıkmaya kalkışmanın yeri yoktur demokrasilerde.
Bu nedenle örneğin Segolene Royal'ın "Ermeni soykırımı yoktur!" diyenin hapse atılmasını öngören yasaya kararlılıkla karşı çıkması gerekirdi.
Ama bunu yapmadı.
Klasik siyasetçi gibi davrandı. Böylece, o güzel "Demokrasi de aşk gibidir!" sözünü lafta bırakmış oldu Royal...
Doğru dürüst ifade özgürlüğü olmayan yerde demokrasi dal budak saramaz.
Bu açıdan sinema oyuncusu Sibel Kekilli'nin Milliyet'in pazar ekindeki sözleri ilginçti. Son olarak Antalya Film Festivali'nde Eve Dönüş filmindeki rolüyle Altın Portakal ödülünü alan Kekilli şöyle demiş:
"Türkiye'de her düşündüğünü söyleyemezsin diye beni uyarıyorlar. Ama ben Avrupalıyım ve bu benim hakkım. Bu hakkı kimsenin almasını istemem. O yüzden Türkiye'de temelli yaşayamam."
Nedir tepkiniz?...
Tepkiniz, demokrasi anlayışınızla ilgili ipucu da verebilir.
Evet öyle.
Sözcükler özgürce uçuşmadan demokrasi olamıyor. Sözcüklerden herkesin kendi gönlünce dünyalar kurabildiği yerde demokrasi büyüyebiliyor.
Tabuların kırılamadığı, önyargıların insanlar arasında duvarlar ördüğü yerde demokrasi de, barış da gelişemiyor.
Tıpkı aşk gibi demokrasiyi de büyütmek istiyorsak, onun için daha çok gayret sarf etmemiz lazım. İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü, düşünce özgürlüğünü, kadın-erkek eşitliğini daha fazla sahiplenmemiz şart.
Ama bu da yetmez!
Daha fazlası gerekiyor. Ekmek de şart demokrasi için. Karnı tok, sırtı pek olmayan insanların diyarında demokrasi pek öyle kolay kol gezemez.
Bir başka deyişle:
İfade özgürlüğü kadar, insan hakları kadar, hukuk kadar, aş ve iş de lazım demokrasiyi egemen kılmak ve geliştirmek için. Bunun yolu da ekonomiye, yatırıma, üretime, ticarete akıl erdirmekten geçiyor.
Başka çare yok.
Her yıl 700 bin kişiye iş bulmak durumundayız. Kendi olanaklarımızla bunun ancak yarısı yapılabiliyor. Diğer yarısı için dış kaynak, doğrudan yabancı sermaye yatırımı zorunlu.
Bu alanda son iki buçuk yıldır, yani Türkiye'nin AB ile üyelik müzakereleri rayına oturmasından beri iyi haberler var.
Son olarak Akbank'ın yüzde 20'si için Citibank'ın 3.1 milyar dolar, Zorlu Grubu'nun Denizbank'ına Dexia'nın 2.4 milyar dolar ödemelerinden sonra iki buçuk yılda Türkiye'ye giren doğrudan yabancı sermaye yatırımları 30 milyar dolara yaklaştı.
1980 ile 2003 arasındaki 23 yılda doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ancak 19 milyar dolarda kaldığı düşünülürse, son iki yıldır bir 'patlama'dan söz etmek de mümkün...
Ve bu 'patlama'yı anlamaya çalışmak lazım. Bu 'patlama'ya akıl erdirmek lazım. Çünkü başka türlü hiçbir şeye dikiş tutturamayız bu ülkede.
Ne demokrasiye, ne barışa, ne huzura.
Aşk, ekmek ve demokrasi işte böyle tuhaf bir karışım galiba...

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Şehir ve tarih
DÜN ilk defa Ankara'nın yeni havaalanından ge...
Melih AŞIK
Son resepsiyon...
Cumhurbaşkanı Sezer'in 29 Ekim davetindeyiz.....
Fikret BİLA
Çankaya'dan siyaset dışı notlar
Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim, TBMM Başkanı'nın 2...
Hasan CEMAL
Aşk, ekmek, demokrasi!
Böyle bir başlık ilgi çekebilir. Ama yazıyı i...
Güneri CIVAOĞLU
Yüz dili
Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkması sorunu, klasik ...
Can Dündar
Sakıncalı bir destan
Bayramda şeytana uydum; sakıncalı bir destan ...
Abbas GÜÇLÜ
Mülakat olsun mu, olmasın mı?
Mülakat, giriş sınavları için de olabilir, me...
Hurşit GÜNEŞ
2007 bütçesi talebi frenler mi?
2007 bütçesine ilişkin en önemli konu talebin...
Sami KOHEN
Kala kala Kosova kaldı...
Sırbistan'daki referandum, Balkanlar'da yeni ...
Metin MÜNİR
Neden satıyorlar da almıyorlar?
Neden yabancılar Türk şirketlerini satın alıy...
Derya SAZAK
Deprem analizi
Bayramda İstanbul'dan da hissedilen 5.2 büyük...
Meral TAMER
Çiçek, Yozgat'ı avucunun içi gibi bilir
Hafta sonu evde kitaplarımı yerleştirirken Nu...
Güngör URAS
Sezer'in davetinde kadınlar ekonomi konuştu
Cumhuriyetin 83'üncü yılını kutlamak için Çan...
Serpil YILMAZ
Türkiye'nin en pahalı köyü
Antalya'da, Kekova'dan geçerken varılan Üçağı...
M. Ali BİRAND
Son iki haftanın perde arkası...
Bayram dahil, son iki hafta Türkiye'nin Avru...

© 2006 Milliyet