Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Kasım 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Semih Balcıoğlu


Bizim yaş kuşağından, yaratıcı bir zekânın sessiz kahkahasını kendine özgü çizgilerde somutlaştırmış bir oksijen kolyesi daha uçup gitti; atıklarıyla boğuşan çalkantılı bir gölün derinliklerinden uçup giden daha başka berrak oksijen kabarcıkları gibi...
***
Semih uzaktan akrabam da olurdu; sayıları 6'yı bulan büyük teyzelerin kocalarından Eşref Enişte'nin yeğeniydi.
Bir dilim taze ekmeğin üstüdeki tereyağlı çilek reçeline benzeyen mutlu gülüşünün tanrısal bir mimarı olarak gelmişti sanki dünyaya. Asla yapıştırma olmayan ve asla pörsümeyen bir gülüşün bir ömürlük bir şantiyesi olarak yaşadı Semih...
***
Semih Balcıoğlu da, kendi ışığını -ola ki vardır umuduyla- gören gözlere bir armağan olarak bırakarak, kayıverdi işte Cemal Nadir'lerin, Ramiz'lerin, Salih'lerin, Altan Erbulak'ların, Nehar Tüblek'lerin, Ferruh Doğan'ların, Oğuz Aral'ların yanına...
Atıklarıyla boğuşan çalkantılı bir gölün derinliklerinden uçup giden oksijen kolyeleri...
***
Semih, kabına sığamayan şiirsel bir divaneliğin yatay serüvenlerinden uzak, huzurlu bir esprinin dikey olarak yükselmeyi yeğlemiş bir gözlemcisiydi.
Duvardan alıp yazı masasının üstüne indirdiğim çerçeveli koskocaman bir karikatür tablosu duruyor yanımda şu an...
Uzaktan bakıldığında çarpıcılığı daha da artan, perspektif tekniğine yaslanmış üç boyutlu bir "Kapalıçarşı" karikatür-tablosu...
Altında da minik inci dizisi gibi bir imza, Semih Balcıoğlu 1973...
***
Ön planda, değişik boylarda birkaç eski Yunan ve Bizans sütunuyla, alt yanlarında yuvarlak patrik şapkası benzeri özenli bir çizim ve üçgen profilli, haçlı küçümen bir Hıristiyan lahti...
Arka planda uzanıp giden salkım saçak mostralıklarıyla dükkân kapıları...
Semih'in, Elif Naci ile birlikte sık sık bana geldiği yıllardan kalma bir anı...
***
O yıllarda mesleksizlikten filizlenen "kişilik" arantısı, henüz daha ne "mistik", ne "patriotik" kutuplaşmalarda yoğunlaşmıştı; daha doğrusu bir hayli sis maskeleri arkasındaydı.
Taşradan İstanbul'a akmaya başlamış olan ailelerin taze delikanlıları, "havalı" görünme özlemine çivilenmişlerdi.
***
Semih'le konuşurken, gazetedeki odama gelmiş bir gençten söz açmıştım. Gencin, kendini anlatmaya çalışan kırık dökük cümlelerinden pek bir şey anlayamamış ve sormuştum:
- Açık söyle bakayım, ne olmak istiyorsun sen?
Genç, hafifçe boynunu bükmüş:
- Abi, havalı olmak istiyorum ben, demişti.
***
Semih Balcıoğlu, "havalı olma "aranışının çeşitlemelerinde sürdürüp götürmüştü hiç solmayan gülmesini...
Şehirlerarası yolcu otobüslerinin reklamlarında, havalı rahat koltukların fotoğrafları vardı.
"Havalı olmak", rahat bir otobüs koltuğu gibi; "havası tam olmak" şişirilmiş bir bisiklet lastiği gibi; uçan bir balonla bir pompa arasında ne yapacağını bilemeyen bir genç olmak vs...
***
Bizim yaş kuşağından Semih Balcıoğlu da, kaydı gitti işte...
Biraz daha arkada kalmışlığın son bir el sallayışı olarak, Semih'e doğru sanki onun çizimlerine benzer bir füze uzanıyor içimden...
Resmi bir bayram gününde atlıkarıncaya binmiş küçük figürlerle, gökte gösteri uçuşu yapan askeri uçaklar ve Boğaz köprülerinin uzantılarında tıkanıp kalmış, uzun mu uzun araba kuyruklarıyla kıyılarında kürsü nutukçuları...
Altında da küçük bir açıklama:
"Bir yerlere varmamak için gidenlerle, bir yerlere varmak için gidemeyenler"...
***
Buralardan da evrensel ödüller almış kalite senfonileri doğdu; atıklarıyla boğuşan çalkantılı bir gölün yosunları, sanırız yeterince ne değerini bildiler, ne de tadını çıkarabildiler onların...
Semih'ciğim yaklaşan malum bir randevuda buluşmak üzere...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Mavi bereli adam
DOĞAN Hızlan'dan bahsediyorum. Edebiyat kültü...
Çetin ALTAN
Semih Balcıoğlu
Bizim yaş kuşağından, yaratıcı bir zekânın se...
Melih AŞIK
Yaş 65, yolun...
'Parlamentoya girişte bir üst sınır olmalıdır...
Fikret BİLA
Din ticaret siyaset ilişkisi
Türkiye'de ticaretin de siyasetin de dini rah...
Hasan CEMAL
Kitap!
Kitabın toplatıldığı, sakıncalı sayıldığı... ...
Güneri CIVAOĞLU
Yaylalar... Yaylalar...
Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu, bugünkü iktidar...
Abbas GÜÇLÜ
Ders kitapları hâlâ yok
Milli Eğitim Bakanlığı bedava ders kitabı kon...
Hurşit GÜNEŞ
Enflasyonda riskler sürüyor
Dün Merkez Bankası (MB) Başkanı Durmuş Yılmaz...
Nail GÜRELİ
Kitapların haftası
TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı 25. gümüş yılını k...
Sami KOHEN
"Hava"ya dikkat!
BİR sürü "ciddi sorun" varken, "hava"dan söz...
Hasan PULUR
Karikatür mü, kara mizah mı?
BAZEN "karikatür"e de "karikatürcüye" de haks...
Meral TAMER
Lula'nın seçim zaferi, Erdoğan'a ilham verir mi?
Brezilya'da sendikacı sosyalist lider Lula da...
Ece TEMELKURAN
Şehrazat dili
Bütün anlaşmazlıkların dili "Sen!" diye başla...
Osman ULAGAY
Noel Baba Çin'den gelirse...
Akla gelebilecek her şey gibi bu yıl Noel Bab...
Güngör URAS
Merkez: Faiz yüksektir, yüksek kalacaktır
Önceki gün ve dün Merkez Bankası'ndan yapılan...
M. Ali BİRAND
Şeker, Köşk hesaplarını değiştirdi
Başbakan'ın hastalığı konusunda hala her kafa...

© 2006 Milliyet