|
Kitap!
Kitabın toplatıldığı, sakıncalı sayıldığı... Kitabın imha edildiği... Kitabın suç aleti olarak televizyon ekranlarından sergilendiği... Kitabın hamur yapılmak üzere kâğıt fabrikalarına gönderildiği, hatta yakıldığı bir dönemdi.
12 Eylül'ü yaşıyorduk.
Askeri yönetimin koskocaman kara bir bulut gibi Türkiye'nin üstüne çöktüğü, kasvet dolu bir dönemde, soluk alınabilecek bir vaha gibi doğmuştu İstanbul Kitap Fuarı.
1982 yılını anımsıyorum.
Cumhuriyet'teydim.
Adı kitap olan bir kültürel girişimden heyecan duymuştuk. Haberle, yazıyla, eklerle destek olmuştuk İstanbul Kitap Fuarı'na. Demokratik bir görevdi bu. Kitaba destek, askeri yönetime karşı demokratik bir eylemdi.
Zaman çok çabuk geçiyor. Öylesine alıp başını gidiyor ki, yetişmek olanaksız.
Tarihi, yaşarken yakalamak çok güç...
Konusu kitap olan bir kuruluşu, hele Türkiye gibi okumakla arası hoş olmayan, yazarına çizerine hoyrat bir ülkede 25 yıl yaşatmak, kurumsallaştırmak, geleneklerini oluşturup rayına oturtmak hakikaten çetin bir iştir.
Başaranları kutluyorum.
Sahnede Doğan Hızlan.
Hasan Bülent Kahraman'ın deyişiyle, "Türk edebiyatının en kadirbilir isimlerinden birisi..." TÜYAP Kitap Fuarı'nın 25. yılında Onur Yazarı olarak gecenin konuşmasını yapıyor.
Yalnız ağzıyla değil, her zamanki gibi, ince mimik ve jestleriyle de konuşuyor. Vurguları, ölçüleri yerli yerinde. Kafasının içindeki tilkilerin ürünü olan dengeleri de sürekli kollayan o ilginç Doğan Hızlan söylemi...
Ve hiç elden bırakmadığı bir seviye yine kendini hissettiriyor.
Doğan Hızlan'la 1960'ların sonlarında Doğan Avcıoğlu'nun Devrim dergisinde tanışmış, 1970'lerin Cumhuriyet gazetesinde, rahmetli Oktay Kurtböke'nin genel yayın müdürlüğü zamanında dostluğumuzu ilerletmiştik.
Hatıralar dipsiz bir kuyu!
Kürşat Başar, Doğan Hızlan kitabına sanki bir roman kahramanı ismini koymuş. 1987'den beri kitap fuarının onur yazarları dizisini hazırlayan Alpay Kabacalı, Doğan Hızlan kitabı için Kültür Kâşifi başlığını seçmiş...
Ne güzel!
Türk edebiyatının duayenlerinden, -ya da rahmetli Erdal Öz'ün deyişiyle- edebiyatımızın cumhurbaşkanı Doğan Hızlan'ı zoru başardığı için kutluyorum. Yazarlıkta yarım asrı kalın bir izle geride bırakmak bu memlekette hiç de kolay değil çünkü...
Sahnede bir başka dost:
Hasan Bülent Kahraman.
O da İstanbul Sanat Fuarı'nın Eleştirmen Onur Ödülü'ne layık görülmüş, iyi de olmuş.
Hasan Bülent, her zamanki gibi noktasıyla virgülüyle konuşuyor. Konusuna, gündemine hâkim bir akademisyenin, bir entelektüelin özgüven duygusuyla sarmalanmış bir konuşma...
Eleştiri üzerine tabii.
Otoriter, totaliter rejimlerin 'eleştiri korkusu'nu anlatıyor.
Bizim masaya gelince...
Konumuz Orhan Pamuk!
Tartışıyoruz, hem de sıcak biçimde. Orhan Pamuk'un ilk Türk yazarı olarak Nobel'i almış olmasının cepheleştirici, kutuplaştırıcı etkisi bizim masada da kendini belli ediyor.
Keşke böyle bir tartışma, bizim masadan sahneye taşınabilseydi, keşke artılarıyla eksileriyle herkesin içinde tartışılsaydı diye düşünüyorum.
Çeyrek yüzyılını ödüllerle kutlayan ve adı kitap olan bir fuarın onur gecesinde, gala yemeğinde keşke Orhan Pamuk'un adı da geçseydi diye düşünüyorum.
Gece boyunca yapılan onca konuşma içinde, hiç olmazsa konuşmalardan birinde, bir kerecik bile olsun Orhan Pamuk'un adı da geçseydi keşke diye düşünüyorum.
Keşke...
Neden her şeyi bu kadar birbirine karıştırıyoruz, yazık!
——————————
SEMİH BALCIOĞLU
Türk karikatürünün büyük ismi Semih Balcıoğlu'nun bir başka diyara göç etmiş olmasından büyük üzüntü duydum. Türkiye'nin içinde ve dışında çizgi dünyasının önde gelenlerinden biriydi.
Çizgisinin eleştirel gücüyle ve derin mizah duygusuyla Türkiye'de demokrasi fikrinin gelişmesine de yaşamı boyunca anlamlı katkılarda bulundu.
Ertuğrul Özkök'ün yerinde deyişiyle, "Yerdi ama yerle bir etmedi."
Çizgi dünyasının başı sağ olsun. Ailesine başsağlığı diliyor, acılarını paylaşıyorum.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|