Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Kasım 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Şehrazat dili


Bütün anlaşmazlıkların dili "Sen!" diye başlar söze. Parmağını havaya kaldırmış, karşıdakine doğrultmuş bir dildir bu.
Hafızasını karşısındakinin suçları üzerine kuran bu dil, hep karşı tarafa bakmaktadır. Gördüğü bir şey yoktur, sadece gözlerini karşı tarafa dikmiştir.
Karşısındakinde gördüğü, görmeye çalıştığı bir şey yoktur. Sadece "gözü karşı tarafın" üzerindedir. Hiç "ben" demeyen bir dildir bu. Çünkü "ben" derse kafası karışır. "Ben" derse, içinden geçenleri anlatırsa suçlamaları, sertliği devam ettirecek dirençten, inattan ve kararlılıktan yoksun kalır. "Ben" derse ve "ben'in" derinine inerse ağlayacak kadar acısından, kırgınlığından bahsedecektir. Bunu, içinin bir yerinde bilmeden bildiği için, saldırıyı sürdürebilmek için sürekli karşı tarafa odaklanmalıdır. Onun yaptıklarına, yapamadıklarına, yapması gerekenlere...

'Ben' ve 'sen'in savaşı
"Ben" demediği sürece kendisinin yaptıkları, yapamadıkları, yapması gerekenler kalmaz.
Yukarıda anlattığım gibi, iki "sen" bir araya geldiğinde artık konuşmak imkânsızdır. Parmaklarını birbirine doğrultmuş iki "sen" konuşmaya başladığında giderek suçlar ve suçlamalar çoğalacaktır.
Nihayet kavga çıktığında, öfke, nefret ve anlaşmazlık bir devri daim makinesi gibi kendi kendini üretecek, iki "sen" gürültü içinde taş gibi kalacaklardır. Birbirine vurdukça ses çıkaran, ses çıkarmasına rağmen hiç konuşamayan taşlar gibi...
Bu taşlaşma süreci sevgilimizle olan ilişkimizden toplumsal meselelere kadar her türlü "ilişkide" geçerlidir. Anlaşmazlığın mantığı da iki kişilik ilişkilerde başlar.

Kürt meselemiz
Hafta sonu boyunca, Türkiye'nin Kürt sorunuyla ilgili iki toplantıya katıldım. Bu toplantılardan ve sonuçlarından haberiniz olacaktır yakında. Benim yapmak istediğim ise bu ve benzeri toplantılarda, yıllar boyunca biriktirdiğim bir fikri paylaşmak.
Bir süredir benzeri toplantılarda bazılarımız "yeni bir dilden" söz etmeye başladık. Kürt meselesi ve benzeri meseleler üzerine konuşurken, bu meseleleri tarif ederken, çözüm önerileri getirirken yeni bir dil kullanmamız gerektiğini söylüyoruz.
Bu, bir "ben dili" olmalı diyoruz. Herkes kendi hikâyesini anlatmalı. Karşı tarafın açığını bulmadan dinlemeyi becermeliyiz. Bütün hikâyelerimizi ve hikâyelerimizdeki acıları birleştirmeli, ortak acı tarihimize sarmalıyız diyoruz yaralarımızı.
Çünkü Kürtler de Türkler de sıkıldı aslında aynı cümlelerle çözmeye çalışmaktan olup biteni. Zaten bir yere de varılmıyor. İki tarafın birbirine güveni ve birbirinin samimiyetine dair inancı, şu ana kadar hakikaten ve derinden konuşulmadığı için gerçek anlamda tesis edilemiyor.
Üstelik reel politika sahnesinde Kürt meselesine dair atılan adımların, herhangi bir "militer" engelle karşılaştığında derhal geri adıma dönüşmesi de bundan.

Yeni ve ortak bir dil
"Kazanımlar", gerisinde sağlam bir güven ve samimiyet ilişkisi olmadığı için sıfır noktasına kadar çöküyor çöktüğünde. Oysa yeni ve ortak bir dille konuşabilirsek "militer hadiselerde" hiç değilse sıfır noktasına kadar yıkılmayacağız, uçurumun dibini boylamadan önce tutunacak dallarımız, birbirimize tutunacak yerlerimiz olacak.
Ben, bugün, burada bu dili, kendimce, "Şehrazat dili" olarak adlandırıyorum. Sultan'ın kendisine yönelen kılıcını hikâyeler anlatarak durduran ve zalimi kendisiyle yüzleştiren Şehrazat'a selamlarımla... Böylece 1001 gece, bu ülkede kardeş gibi, arkadaş gibi yaşama ihtimalimiz olabilir diyorum. Hikâyeler krallardan uzun sürer diye hep söylüyorum...
Devamı gelir, anlatırım.

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Mavi bereli adam
DOĞAN Hızlan'dan bahsediyorum. Edebiyat kültü...
Çetin ALTAN
Semih Balcıoğlu
Bizim yaş kuşağından, yaratıcı bir zekânın se...
Melih AŞIK
Yaş 65, yolun...
'Parlamentoya girişte bir üst sınır olmalıdır...
Fikret BİLA
Din ticaret siyaset ilişkisi
Türkiye'de ticaretin de siyasetin de dini rah...
Hasan CEMAL
Kitap!
Kitabın toplatıldığı, sakıncalı sayıldığı... ...
Güneri CIVAOĞLU
Yaylalar... Yaylalar...
Artvin Valisi Cengiz Aydoğdu, bugünkü iktidar...
Abbas GÜÇLÜ
Ders kitapları hâlâ yok
Milli Eğitim Bakanlığı bedava ders kitabı kon...
Hurşit GÜNEŞ
Enflasyonda riskler sürüyor
Dün Merkez Bankası (MB) Başkanı Durmuş Yılmaz...
Nail GÜRELİ
Kitapların haftası
TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı 25. gümüş yılını k...
Sami KOHEN
"Hava"ya dikkat!
BİR sürü "ciddi sorun" varken, "hava"dan söz...
Hasan PULUR
Karikatür mü, kara mizah mı?
BAZEN "karikatür"e de "karikatürcüye" de haks...
Meral TAMER
Lula'nın seçim zaferi, Erdoğan'a ilham verir mi?
Brezilya'da sendikacı sosyalist lider Lula da...
Ece TEMELKURAN
Şehrazat dili
Bütün anlaşmazlıkların dili "Sen!" diye başla...
Osman ULAGAY
Noel Baba Çin'den gelirse...
Akla gelebilecek her şey gibi bu yıl Noel Bab...
Güngör URAS
Merkez: Faiz yüksektir, yüksek kalacaktır
Önceki gün ve dün Merkez Bankası'ndan yapılan...
M. Ali BİRAND
Şeker, Köşk hesaplarını değiştirdi
Başbakan'ın hastalığı konusunda hala her kafa...

© 2006 Milliyet